ORTAÇAĞ FELSEFESİ I Dersi LATİN İBN RÜŞDÇÜLÜĞÜ VE LOANNES DUNS SCOTUS soru cevapları:

Toplam 59 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU: İbn Rüşd’ün Aristoteles’e ait yorumlarını hristiyan imanına zarar verir düşüncesiyle kimler çürütmeye çalışmıştır?


CEVAP: Ardından Katolik otoriteler, müslüman kimliğine sahip bir filozofun düşüncelerinin kendi imanlarına zarar verebileceği endişesini dillendirmeye başlamış; başta Albertus Magnus ve Thomas Aquinas olmak üzere pek çok filozof İbn Rüşd’e karşı yazılar yazarak onun Aristoteles’e yönelik yorumları arasından Hristiyan imanına uygun olmayanları çürütmeye çalışmışlardır.

#2

SORU: İbn Rüşd’ün lakabı nedir ve neden verilmiştir?


CEVAP: Ortaçağ onu, Aristoteles’in en iyi yorumcusu olarak kabul etmiş ve kendisine “Commentator” yani Yorumcu unvanını layık görmüştür.

#3

SORU: Sigerus de Brabant “De Aeternitate” adlı eserinde evreni nasıl tanımlamıştır?


CEVAP: Sigerus de Brabant De Aeternitate Mundi adlı yapıtında evreni başlangıcı ve sonu olmayan bir yapı olarak düşünmektedir. Meselenin en şaşırtıcı tarafı, evrende yer alan türlerin de ezeli-ebedi olarak düşünülmeleridir. Bu türler içindeki insan da zaman içinde başlangıcı ve sonu olmayan bir yapıdır. Başka bir şekilde ifade edilecek olursa insan yaratılmamıştır, yani bir ilk insandan söz edemeyiz ve insanın sonuncusu da olmayacaktır. Böyle bir yaklaşım onun Aristotelesçi düşünce yapısından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, bu anlayışını dile getirdikten sonra, biraz da alaycı bir şekilde şunları söylemiştir: “Akıl tarafından ulaşılan bu sonuç (iman tarafından) kesinlikle reddedilmelidir.” Tanrı ile ilk insan arasındaki bağı bu şekilde dışarıya atan Sigerus, insandaki öz ve varoluşun her ikisinin birden Tanrı tarafından yaratıldığını söyleyerek kendisinden önceki filozofların ve bazı çağdaşlarının düşüncelerine de karşı çıkmıştır.

#4

SORU: Boethius Dacus 13. Yüzyılda kiminle radikal Aristotelesçiliğin önemli isimlerinden sayılmıştır?


CEVAP: Boethius Dacus, on üçüncü yüzyılın, Sigerus de Brabant ile birlikte radikal Aristotelesçiliğinin en önemli isimlerinden birisidir. 1277 yılındaki ünlü Tempier suçlamasına hedef olmuş filozoflardandır.

#5

SORU: Boethius Dacus’un bilinen yaşam öyküsü nedir?


CEVAP: Hayatı hakkında bildiklerimiz çok azdır. Ortaçağ belgelerinde bazen İsveçli Boethius olarak da anılmaktaysa da doğduğu yer İsveç değil Danimarka’dır. Bundan dolayı son dönemlerde kendisine Danimarkalı Boethius denmektedir. Kesin doğum ve ölüm yılları da bilinmemektedir. 1262’den sonra Paris’te bulunduğu ve Edebiyat Fakültesinde 1270 ile 1280 yılları arasında dersler verdiğini biliyoruz. Mantık yapıtlarını 1270 civarında, doğa felsefesi ile ilgili olanlarını da 1272 ve sonrasında kaleme aldığı tahmin edilmektedir.

#6

SORU: Sigerus de Brabant’ın “esse” ve “potentia ad esse” bileşimi nedir?


CEVAP: Sigerus’un bu “esse” ve “potentia ad esse” bileşimi, aslında bütün yaratılmış olanları etkileyen ve aynı zamanda belirleyen metafizik bir bağımlılıktır. Ona göre, sadece bireysel ve bozulmaya müsait olan tözlerde bu bileşim söz konusudur. Oysa, bir bütün olarak dünya (veya evren), cinsler ve ayrı tözler sadece varolma potansiyeline sahiptir. Başka bir ifadeyle dile getirilecek olursa, evrenin, cinslerin ve ayrı tözlerin ontolojik durumları varolmama potansiyelleri (potentia ad non esse) üzerinden değil; fakat varolma potansiyelleri üzerinden belirlenmektedir. Tanrı İlk Varlık ve bütün şeylerin İlk Nedenidir. Bu özelliklerinden dolayı Tanrı’nın saf bir varoluşu olduğunu söyleyebiliriz. Tanrı’nın yaratmış olduğu ay altı dünyada; başka kelimelerle oluş ve bozuluşun hüküm sürdüğü dünyada olumsallıktan, yani herhangi bir şeyin varolup olmama imkanından söz edebiliriz.

#7

SORU: Sigerus de Brabant’ın metafizik anlayışı nasıldır?


CEVAP: Sigerus’un metafizik anlayışı, Aristoteles’ten kaynaklanan bir anlayış üzerine inşa edilmiş olmasına karşın, gene de Yeniplatoncu bazı unsurlar içermektedir. O da, tıpkı Aristoteles gibi ilk felsefenin konusunun varlık olarak varlık olduğunu söylemektedir.

#8

SORU: Latin İbn Rüşdcülüğü nedir?


CEVAP: İbn Rüşd etkisinde kalan bazı Latin filozofların ortaya koydukları bir düşünce hareketidir. Bu etki gerek İbn Rüşd’ün Aristoteles’in yapıtları üzerine yaptığı yorumlar aracılığıyla, gerekse bizzat Aristoteles’in kendi yapıtları aracılığıyla ortaya çıkmıştır. İbn Rüşd’ün felsefesini takip edenler büyük bir çoğunlukla Paris Üniversitesi’nde konuşlanmışlardı.

#9

SORU: İbn Rüşdü ve Aristotelesi izleyen insanlar neyi amaçlamaktadır?


CEVAP: Paris’te o dönemde İbn Rüşd’ün yorumlarına her şeyden daha fazla önem ve değer veren insanlar vardı. Bunlar, başka hocalar gibi sadece ilahiyat ile uğraşmayan ve felsefe yapmaya çalışan insanlardı. Aristoteles ve İbn Rüşd’ü izleyerek, dinin öğretisinden uzakta sadece aklın yolunu izlemeye çalışıyorlardı.

#10

SORU: Sigerus de Brabant hangi yıl nerede doğmuştur?


CEVAP: İbn Rüşdçülerin on üçüncü yüzyıldaki bilinen lideri olan Sigerus de Brabant’ın (Brabantlı Siger) bugünkü Belçika topraklarında yer alan Brabant Dükalığındaki bir köyde, 1240 dolaylarında dünyaya geldiği sanılmaktadır.

#11

SORU: Sigerus de Brabant ilk eğitimini nerede yapmıştır?


CEVAP: İlk eğitimini Liege kentinde aldıktan sonra Aziz Paulus kilisesinde rahip olmuştur.

#12

SORU: Sigerus de Brabant hangi üniversiteye gitmiş ve hangi topluluğa katılmıştır?


CEVAP: Paris Üniversitesi’ne gitmiştir. Orada Picard topluluğuna katıldı ve 1266 yılından itibaren Paris Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde özellikle 1215 yılından itibaren yasaklanmış durumda olan Aristoteles felsefesiyle ilgili dersler verdi. Zira bu konuda son derecede gelişmiş bir birikime sahipti ve neredeyse rakipsizdi.

#13

SORU: Sigerus de Brabant’ı Aristoteles yorumlarından ötürü kim suçlamıştır?


CEVAP: Bonaventura, Sigerus’u Aristoteles’e ilişkin yorumlarından dolayı suçlamış; bu yorumları Hıristiyan imanına aykırı bulmuştur. Thomas Aquinas, De Unitate Intellectus (Akim Birliği Hakkında) başlıklı çalışması ile özellikle Sigerus’un Aristoteles’in De Anima yorumuna karşı tepkisini dile getirmiştir.

#14

SORU: Kardinal E. Tempier’in temelde dört yanlışı içeren suçlamaları nedir?


CEVAP: 10 Aralık 1270 yılında Kardinal E. Tempier, temelde dört yanlışı içeren toplam on üç felsefi önerme hakkında suçlama yayınladı. Bu suçlamalar genel olarak, aklın birliği, ahlaki belirlenimcilik, dünyanın ezeli ebediliği ve ilahi basiretin reddedilmesi üzerineydi.

#15

SORU: Sigerus de Brabant’ın eserleri nelerdir?


CEVAP: Sigerus de Brabant, içinde mantık yapıtlarının da bulunduğu birçok yazı kaleme aldı. Mantık yapıtları arasında Quaestiones Logicales (Mantıkla İlgili Sorular); Sophismata sayılabilir. Aristoteles’in yapıtları üzerine yazdığı yorumlar arasında In III De Anima (De Anima Üstün Yorum); De Generatione (Oluş Hakkında); Physika (Fizik) ve Metaphysica (Metafizik) yer almaktadır. O dönemdeki en ünlü metinlerden biri olan Liber de Causis (Nedenler Kitabı) ile kendi özgün çalışmaları olan De Necessitate et Contingentia Causarum (Nedenlerin Zorunluluğu ve Olumsallığı Hakkında); De Aeternitate Mundi (Evrenin Ezeli-Ebediliği Hakkında) ile De Anima Intellectiva (Akılsal Ruh Hakkında) önem taşımaktadır. Bunlardan özellikle De Anima Intellectiva Thomas Aquinas’m Papalığın emri üzerine kaleme almış olduğu De Unitate Intellectus Contra Averroistas (İbn Rüşdçüler Karşı Aklın Birliği Hakkında) adlı yapıtına bir tür cevaptır.

#16

SORU: Sigerus de Brabant’a göre varlık ve bir nedir?


CEVAP: İlk varlık veya ilk neden de gene metafiziğin konusudur. Ona göre varlık ve bir aynı şeyi işaret eder; bununla birlikte bunlar eşanlamlı değillerdir. Zira varlık, varolma edimini (actus essendi) gösterirken bir kendi içinde bölünemeyeni (indivisum in se) anlatmaktadır. Varolma edimi varlığın özüne aittir ve ona -sonradan eklenmiş bir şey değildir. Sigerus’a göre şeyler saf edim durumunda değildirler. Çoklukları zaten bunun kanıtıdır. Dolayısıyla şeylerde, onları oluşturan iki yön bulunmaktadır; varlık (esse) ve varolma potansiyeli.

#17

SORU: Boethius Dacus’un eserleri nelerdir?


CEVAP: Boethius Dacus’un yapıtları arasında birkaç Aristoteles yorumu bulunmaktadır. Bunlar, Quaestiones De Generatione et Corruptione (Oluş ve Bozuluş Hakkında Sorular); Quaestiones Süper Libros Physicomm (Fizik Kitapları Üstüne Sorular); Quaestiones Süper Librıım Topicorum (Topikler Kitabı Üstüne Sorular) dır. Kaleme aldığı diğer yapıtlarından başlıcaları De Aeternitate Mundi (Dünyanın Ezeli-Ebediliği Hakkında); De Summo Bono (En Yüksek İyi Hakkında) başlıklı çalışmalarıdır.

#18

SORU: Boethius Dacus’ta dünyanın ezeliliği ve ebediliği sorunu nasıldır?


CEVAP: Boethius Dacus, bazılarına göre, çağını aşan tarzda adcı (nominalist) bir anlayışa sahiptir. Ona göre varolmayan şeyler hakkında doğru önermeler kurmak olanaksızdır. Bu yaklaşım, dünyanın ezeli-ebediliği sorununu ele alan Boethius Dacus’un hareket sahasını bütünüyle belirlemektedir. İlahiyatçıların dünyanın yaratılışı hakkında dile getirdikleri düşünce, dünyanın ilahi irade tarafından ve yoktan var edildiği şeklindedir. Bununla birlikte, Boethius Dacus, dünyanın böyle bir irade tarafından yaratılmış olduğuna ilişkin önermenin bilim tarafından düzgün bir açıklamasının yapılamayacağını ileri sürer. Ona göre, böyle bir yaklaşımın, zorunlulukla ortaya çıkan bir durumu işaret etmesi de olanaklı değildir. Zira dünyaya ilişkin olarak ortaya konulacak bilimsel önerme ve yasalar, kesin bir zorunluluk içermezler. Bunun nedeni de dünyadaki “şey durumları”nın zorunlu bir şekilde ortaya çıkmamalarıdır. Bu, dönemini aşan bir yaklaşımdır.

#19

SORU: Boethius Dacus’un en temel bilgi kuramsal anlayışı nedir?


CEVAP: Bilimin sınırları konusunda, son derecede hassas bir yapısı olduğu anlaşılan Boethius Dacus’un en temel bilgi kuramsal anlayışı, bilimi akılsal ilkeler bağlamında biçimlendirmiş olmasıdır. Bu sınırların dışındaki herhangi bir şey veya mesele asla o bilimin konusu olamaz ve o bilim de bu mesele hakkında herhangi bir şey söyleme fırsatını yakalayamaz. Felsefenin özerkliği hakkında ciddi bir sınav veren Dacus için aklın ilkeleri vahyin hakikatlerinden daha önemlidir.

#20

SORU: Boethius Dacus’un fizik ve doğa bilimi anlayışı nedir?


CEVAP: Fiziğin uğraş alanı doğanın kendisidir. Doğa, yani Eskiçağ Felsefesindeki physis varolanları kendisine araştırma konusu olarak alır. Bu, oluşa tabi olan yapılar anlamına gelmektedir. Dolayısıyla yaratma edimi bu bilimin kesinlikle alanı dışındadır. Başka bir deyişle, fizik bilimi yaratılış hakkında herhangi bir önerme ortaya koyamaz. Oluşun ve bozuluşun hâkim olduğu ve genel ilkelerin de bu yaklaşımı beslediği bir fizik dünyada, hareketin mutlak bir başlangıcının olduğunu dile getirmek olanak dışıdır. Boethius’a göre zaten Aristoteles’in kendisi de, Fizik adlı yapıtının VIII. kitabında bu görüşü dile getirmiştir. Aristoteles’e göre, bütün bu nedenlerden dolayı dünya ezeli-ebedidir. Zira oluş, fizik dünyanın en temel gözlenen durumudur ve sadece doğal nedensellik içinde kalındığı sürece hareketin mutlak kaynağını işaret etmek olanaksızdır. Aynı durum matematiğin sınırları içinde kalındığında da geçerlidir.

#21

SORU: Boethius Dacus’un metafizik anlayışı nedir?


CEVAP: Boethius’un bir de metafizikçi yönü bulunmaktadır ve bu yönüyle düşündüğünde Boethius Dacus yaratılışçı çizgiye yakındır. Ona göre bir metafizikçi, akılsal araçlar yardımıyla dünyadaki her şeyin olumsallığını ve dolayısıyla bir ilk Nedenin varlığını ortaya koyabilir. Metafizikçinin, yani filozofun gene de yapamayacağı şey dünyanın ezeli-ebedi olduğunu ‘kanıtlamak’tır. Zaten 1277 suçlamasında Boethius Dacus’un maruz kaldığı ithamlardan en önemlisi onun şu ünlü önermesiyle ilgili olmuştur: “Yaratılış olanaksızdır; ne var ki, iman tarafından ortaya konulan karşıt görüş de sahiplenilmelidir.” Benzer bir yaklaşımı dile getiren bir başka önermesi de dikkate değer olmakla birlikte yaşadığı dönemdeki derin ve ağır baskıları işaret etmek bakımından benzersizdir: “Doğa Filozofu, Hristiyan imanına aykırı olsa da, dünyanın zaman içinde bir başlangıcı olduğunu inkâr etmelidir.”

#22

SORU: Boethius Dacus akıl ve iman arasındaki ilişkiyi nasıl kurmuştur?


CEVAP: Boethius Dacus’a göre felsefe insan aklının bir eseridir. Bu eser kendi içinde, her şeyden önce, doğal nedenler ile evrenin, akılsal soruşturma sonucunda ortaya çıkmış olan ilkelerini barındırmaktadır. İman ise Tanrı’nın mucizeleri ile doğaüstü bir açımlamanın üstüne kurulmuştur. Bu bakımdan bunların kendilerine ait belirgin birer alanları bulunmaktadır. İkinci boyut da buna bağlı ve paralel olarak belirginlik kazanmaktadır. Bu boyuta göre, doğa felsefesi ile uğraşanlar kendi alanlarında kaldıkları sürece ortaya koydukları önermeler doğru olacaktır. imanın alanına giren önermeler de, fizik önermeleriyle aykırı düştükleri durumlarda bile, yine aynı şekilde doğrudurlar. Bu öğretiyi, felsefe tarihinde “çifte hakikat öğretisi” olarak adlandıranlar çıkmışsa da bazı felsefe tarihçileri, Boethius’un bu yaklaşımının, her ne kadar 1277 suçlamasında öyle olduğu dile getirilse de, çifte hakikat ile ilgisinin olmadığını belirtmektedir.

#23

SORU: Iohannes Duns Scotus hangi filozoflarla birlikte hangi çağın önde gelen isimlerinden biridir?


CEVAP: Bir Fransisken ilahiyatçı ve filozof olan Duns Scotus, kendisinden önce doğmuş Thomas Aquinas ile kendisinden sonra dünyaya gelen Guilelmus de Ockham ile birlikte Ortaçağın, özellikle Skolastik döneminin önde gelen isimlerinden birisidir.

#24

SORU: Iohannes Duns Scotus’a neden “Doctor Subtilis” denmektedir?


CEVAP: Düşüncelerini ortaya koyarken izlediği yol zarifti; ama bu yol onu bir o kadar da anlaşılması güç bir filozof yapmış; bundan dolayı kendisine, ince eleyip sık dokuyan, incelikli, titiz doktor anlamlarına gelen Doctor Subtilis lakabı takılmıştır.

#25

SORU: Iohannes Duns Scotus nerede dünyay gelmiştir?


CEVAP: İskoçya’da dünyaya gelmiştir. 1265 dolaylarında İskoçya’daki Duns’ta doğmuştur.

#26

SORU: Iohannes Duns Scotus kaç yılında Fransisken tarikatına katılmıştır?


CEVAP: 1278’den itibaren Fransisken eğitimi almaya başlamış ve 1291 yılında rahip olarak Fransisken tarikatına katılmıştır.

#27

SORU: Iohannes Duns Scotus’un Paris dönemi nedir?


CEVAP: Iohannes Duns Scotus Paris Üniversitesi’nde Petrus Lombardus’un Sententiae adlı yapıtı üzerine yorumlardan oluşan dersler verdi. 1307 yılında Magister (Hoca) unvanını aldı. Birkaç defa Paris dışına görevli olarak çıktıysa da asıl olarak Paris’teki öğretim işini devam ettirdi. 1307 yılına kadar faal öğretim üyesi olarak Paris Üniversitesi’ndeki Fransisken kürsüsünde bulundu.

#28

SORU: Iohannes Duns Scotus’un hangi akımın başlatıcısıdır?


CEVAP: Scotusçuluk akımının başlatıcısıdır.

#29

SORU: Iohannes Duns Scotus hangi alanda kendinden sonar gelenleri derin bir biçimde etkilemiştir?


CEVAP: Duns Scotus, özellikle metafizik alanındaki düşünceleriyle kendisinden sonra gelen düşünce insanlarını etkilemiştir. Duns Scotus da Thomas Aquinas gibi bir ilahiyatçı olmasına ve onunla aynı imanı paylaşmasına rağmen, özellikle varlık alanındaki felsefi düşünceleriyle Thomas Aquinas’tan derin biçimde ayrılmaktadır. Bu yüzden Scotusçuluğun, Thomasçılıktan farklı bir alanda varolduğunu belirtmek gerekir.

#30

SORU: Iohannes Duns Scotus’un önemli yapıtları nelerdir?


CEVAP: Duns Scotus’un Oxford Üniversitesi’nde iken Sententiae üzerine derslerinden derlediği çalışmalar doğrultusunda Opus Oxoniense veya Ordinatio (Düzen) adlı bir yapıt kaleme almıştır. Sententiae üzerine Paris Üniversitesi’nde verdiği derslere ilişkin yorumlarını ise Reportata Parisiense veya Opus Parisiense (Paris Yapıtı) adlı bir başka yapıtta bir araya getirmiştir. Duns Scotus’un diğer yapıtları arasında önemli gördüklerimiz şunlardır: Quaestiones in Libros Aristotelis De Anima (Aristoteles’in De Anima Kitapları Üstüne Sorular); De Prima Principio (İlk İlkeler Hakkında); Collationes (Karşılaştırmalı Okumalar); Quaestiones Subtilissimae in Metaphysicam Aristotelis (Aristoteles’in Metafizik’i Üstüne Çok İnce Sorular).

#31

SORU: Iohannes Duns Scotus’un bilgi anlayışı nedir?


CEVAP: Bütün Ortaçağ filozoflarının kabul ettiği Aristotelesçi bilgi anlayışını, genel anlamda Duns Scotus da kabul etmektedir. Bu genel anlayışa göre bütün bilgimiz duyulardan kaynaklanmaktadır. Duyularımız aracılığıyla elde ettiğimiz imgelerdeki maddi unsurlar etkin akıl (intellectus agens) tarafından soyutlanmaktadır. Soyutlama (abstractio) aracılığıyla ortaya çıkan anlaşılabilir nesneler (res intelligibilis) edilgin akılda (intellectus possibilis) yer almaktadır. Bu anlaşılabilir nesnelerin tümü de bilinen nesneleri temsil yeteneğine sahiptir. Duns Scotus’un kabul etmiş olduğu bir başka özellik de insan aklının doğuştan boş (tabula nuda veya tabula rasa) olmasıdır. Bununla birlikte o, aklın sezgisel ve soyutlayıcı yönü üzerinde daha ağırlıklı olarak durmaktadır

#32

SORU: Iohannes Duns Scotus’un zihinsel sezgi anlayışı nedir?


CEVAP: Zihinsel sezgi, bütün aktüel bireysel varoluşlar bakımından gerekli olan bir tarzdır. Duns Scotus’un buradaki bireysel varoluşlar deyişiyle ifade ettiği şey, doğru olumsal önermeler, tümevarım ve sezgidir. Bireysel varoluşlardaki sezgi gerekliliği, Duns Scotus’a göre, soyutlamanın sezgiyi önceden varsaymasıdır. Ona göre “tümelleri, nereden soyutlanacaklarını bilmeden bireysel olanın içinden soyutlamak asla olanaklı değildir.

#33

SORU: Iohannes Duns Scotus’a göre insanın en yüksek güçleri nedir?


CEVAP: Duns Scotus’a göre insanın en yüksek güçleri onun aklı ve iradesidir. Aslında ona göre, ruhun güçleri arasında formel olarak belirlenmiş bir ayırım söz konusuysa da bu güçler temel itibariyle birbiriyle özdeştir. Yukarıda da dile getirilmiş olduğu gibi Duns Scotus, akılda etkin ve edilgin olarak iki kısım olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte bu kısımların, bilgi elde etmek konusundaki işlevleri tamamen Duns Scotus’a özgü bir içerik taşımaktadır. Etkin aklın, Thomas Aquinas’ta olduğu gibi duyu imgeleri üzerine eğilerek bir soyutlama işlemine girişmesine gerek yoktur. Akıl, doğrudan doğruya duyulanabilir nesneye yönelmekte ve o nesnedeki anlaşılabilirlikten tümel kavramlar ortaya çıkarmaktadır.

#34

SORU: Iohannes Duns Scotus’a göre nesnesi var olmadığı halde sezgisel bilgi mümkün müdür?


CEVAP: Duns Scotus’a göre, bu soruya olumlu cevap verenler bir şekilde şüpheciliği desteklemektedirler. Zira, algıladığımız nesnelerin gerçekten varolup olmadıklarını kesin bir şekilde bilmenin olanaksızlığı, o nesnelerin bilgisine ilişkin ciddi bir sorgulamayı da beraberinde getirmektedir.

#35

SORU: Iohannes Duns Scotus Henricus de Gandavo ile düşüncesel bazda neyi tartışmıştır?


CEVAP: Henricus de Gandavo isimli bir düşünür, aklın kesinliğinin değişmez hakikatler (doğrular) ile ilgisi olduğu için her an değişmekte olduğunu ve bundan dolayı duyuların nesnesi olan duyulanabilir şeylerden hareketle kesinliğin asla elde edilemeyeceğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla Gandavo’ya göre bu tür bir değişmez, sabit durumun açığa çıkması için gene onun gibi sabit, dolayısıyla ilahi bir aydınlanma (illuminatio) gereklidir. Platon’dan itibaren bazı filozofların gündeminde olan bu anlayışa göre, böyle bir ilahi benzerlik söz konusu değilse, şeylerdeki hakikat kesinlik derecesinde elde edilemeyecektir. Duns Scotus Ganvado’nun bu düşüncelerine hemen karşı çıkmıştır. Ona göre, en azından üç alanda, yukarıda sözü edilen ilahi aydınlanma olmaksızın şeylerin bilgisindeki doğruluk kesin bir şekilde elde edilebilir. Henricus de Gandavo ile olan tartışmasında Duns Scotus’un belirlemiş olduğu üç alan şöyledir: • İlk ilkeler ve onlardan çıkartılan her şey. • Duns Scotus’a göre, sadece ilk ilke olarak andığımız tümel önermeler, fizik evrenle ilgili olan bilimsel ilişkimizi biçimlendirmez. • Duns Scotus, kesin bilgi elde edebileceğimiz üçüncü alanın kendimize ait eylemlerimizle ilgili olduğunu söyler. Bu eylemler; duyulama, imgeleme, anlama gibi eylemlerdir.

#36

SORU: Iohannes Duns Scotus’un tanrı kanıtlamasında Thomas Aquinastan hangi yönde ayrılır?


CEVAP: Thomas Aquinas, Tanrı’nın varoluşunun etkilerinden hareketle bu etkilerin nedeni olan O’na ulaşmaya çalışmış; kanıtlamasını temel olarak bu anlayış üzerine biçimlendirmiştir. Duns Scotus da, Thomas Aquinas’la bu başlangıç noktasında hemfikirdir. Bununla birlikte Duns Scotus, Thomas Aquinas’m, etkilerin görünür olduğu alan olan duyulanabilir alanı ve duyu tecrübesine konu olan olguları tercih etmesini eleştirir. Duns Scotus, etkisini fizik dünya üzerinde gösteren bir Etkin Varlık olan Tanrı’nın ispatı için başka bir yola başvurmuş ve etkin nedenin varlığının ispatı için metafizik bir hakikati tercih etmiştir. Opus Oxoniense isimli yapıtında şöyle bir ifade kullanmaktadır: “Bazı varolanlar üretilebilirdir.” Böyle bir başlangıç noktasından hareket etmenin avantajı, bu durumun mutlak biçimde zorunlu olmasıdır. Her varolan bir şekilde üretilmiş/yaratılmıştır. Ne var ki, her bir üretilmiş olan varolanın bir başkası tarafından üretildiği de bizzat duyu tecrübesi tarafından saptanmaktadır. Başka bir deyişle, her bir varolanın üreticilik anlamında bir başka nedeni bulunmaktadır ve bu neden de üretilmiş bir varolandır. Bu durum, tıpkı Aristoteles’in “ilk hareket ettirici”si gibi bir ilk nedene kadar geri gitmektedir.

#37

SORU: Iohannes Duns Scotus’un tanrı yargısı nedir?


CEVAP: Düşünce yapısında, fizik dünyanın önemini her fırsatta vurgulayan Duns Scotus için Tanrı’nın varlığının kanıtlanması a posteriori (deney sonrası, deneyden çıkarılmış) bir tarzda gerçekleşmektedir. “Ona göre, Tanrı vardır yargısı analitik değil, sentetik bir yargıdır. Yani insanda, Tanrı’nın varolduğuna ilişkin doğuştan bir düşünce bulunmaz. İnsan, Tanrı’nın varlığına ancak Tanrı’nın yeryüzündeki etkilerini inceleyerek, bu etkilerden nedenlere doğru ilerleyerek ulaşabilir. Yoksa aklın nedenlerden etkilere doğru ilerlemesi mümkün değildir. Zihnin asıl konusu olan bu ilk varlığın, yani Tanrı’nın kendisi nedensiz bir varlıktır. Yani yeryüzündeki tüm etkilerin nedeni olduğu halde, kendisinin bir nedeni yoktur. O kendi kendisinin nedenidir. Bu özelliklere sahip bir varlık aynı zamanda sonsuzdur, maddesizdir ya da salt biçimsel bir nedendir. Böyle bir ilk neden edimsel (aktüel) olarak da vardır; O zorunlu bir varlıktır. Ayrıca bütün bu niteliklerin de ötesinde böyle bir varlık, yani Tanrı, etkindir, salt akıldır, salt istençtir. Tanrı her şeyi özgür istenciyle gerçekleştirir; dünya O’nun özgür ediminin kendiliğinden bir sonucudur.

#38

SORU: Iohannes Duns Scotus’un irade anlayışı nedir?


CEVAP: Duns Scotus’un ahlak anlayışı, onun irade hakkındaki düşüncesi etrafında biçimlenmiştir. Scotus ahlak anlayışını iradenin ve iyinin üzerine oturtmaktadır. İrade’nin doğanın genel işleyişine zıt bir yapısı bulunmaktadır. Başka bir deyişle, iradenin davranış biçimi ile doğanınki arasında bir farklılık bulunmaktadır. İrade, öyleyse, amacını bizzat kendisi üzerinden ve özgür bir şekilde belirlemekte, istemektedir. İrade, aynı zamanda, özgür bir şekilde belirlemiş olduğu hedefine ulaşmaya çalışırken, kendisini bu amaca taşıyacak şeyler üzerinde de özgürce eylemde bulunmaktadır. Bu amaç, her şekilde kendinde iyi olanın kendisidir. İyi, Duns Scotus’a göre, bütün varolanların bir özelliği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla ahlakilik, Duns Scotus’un düşüncesinde akıl ve özgürlük temelinde kurulmaktadır. Bu akıl ve özgürlük, aslında insan eylemlerinin ahlaki olmasını sağlayan sorumluluk, özerklik ve yönetme gücünün ortaya çıkması için gereklidir.

#39

SORU: Iohannes Duns Scotus’ta iyilik nedir?


CEVAP: Duns Scotus’a göre iki tür iyilikten söz etmek mümkündür. Bunlardan birincil olanı, şeylerin doğal düzenine göre değil; fakat doğru aklın buyruklarına göre biçimlendirilmiş, belirlenmiş olan nesneye yönelmiş olan iradeye bağlı eylemin kendisine ait olan bir iyilik türüdür. Söz gelimi, hırsızlık veya adam öldürme, bu doğru akla aykırı düşecek eylemlerdendir. Dolayısıyla Kutsal Kitap’ta dile getirilen emirler/yasaklar da bu doğru akla uygun buyruklar kapsamındadır. Bundan dolayı, insanların birincil derecede yerine getirmek zorunda oldukları buyruklar bunlardır. Bu buyruklara itaat tarzındaki insan eylemleri, özgür iradenin yerine getirdiği davranışın hedefindeki ahlaki iyiliğin aktüelliğini sağlamaktadır. İkincil tarzda iyilik ise, davranışın biçimlendirilmesi esnasında yer ve zaman gibi çevresel koşulların dikkate alınması sonucunda ortaya çıkan hedefteki iyiliktir. Bu tarz iyilik, dolayısıyla, öncelikli olarak amacı ön planda tutmaktadır. Tanrı sevgisi, Tanrı’yı sevmek, nihai bir amaç olması bakımından insanın en yüksek eylemini oluşturur. Tanrı, bir hedef olarak seçildiğinde, doğru akla aykırı olabilecek hiçbir şey olmayacaktır. Bundan dolayı iradenin, insanı bütün özellikleriyle kendisine yönlendireceği nihai amaç Tanrı’dır.

#40

SORU:

Katolik otoriteler ve bazı filozofların İbn Rüşd’e karşı yazılar yazmalarının temel sebebi nedir?


CEVAP:

Katolik otoriteler, müslüman kimliğine sahip bir filozofun düşüncelerinin kendi imanlarına zarar verebileceği endişesini dillendirmeye başlamış; başta Albertus Magnus ve Thomas Aquinas olmak üzere pek çok filozof İbn Rüşd’e karşı yazılar yazarak onun Aristoteles’e yönelik yorumları arasından Hıristiyan imanına uygun olmayanları çürütmeye çalışmışlardır.


#41

SORU:

İbn Rüşdçülerin on üçüncü yüzyıldaki bilinen lideri kimdir ve nerede dünyaya gelmiştir?


CEVAP:

İbn Rüşdçülerin on üçüncü yüzyıldaki bilinen lideri olan Sigerus de Brabant’ın (Brabantlı Siger) bugünkü Belçika topraklarında yer alan Brabant Dükalığındaki bir köyde, 1240 dolaylarında dünyaya geldiği sanılmaktadır.


#42

SORU:
Sigerus de Brabant'ın Paris üniversitesindeki eylemleri ne olmuştur?


CEVAP:

Paris Üniversitesi’nde Picard topluluğuna katılan Sigerus de Brabant, 1266 yılından itibaren Paris Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde özellikle 1215 yılından itibaren yasaklanmış durumda olan Aristoteles felsefesiyle ilgili dersler verdi. Zira bu konuda son derecede gelişmiş bir birikime sahipti ve neredeyse rakipsizdi. Bununla birlikte, örneğin Bonaventura, Sigerus’u Aristoteles’e ilişkin yorumlarından dolayı suçlamış; bu yorumları Hıristiyan imanına aykırı bulmuştur. 


#43

SORU:

10 Aralık 1270 yılında Kardinal E. Tempier 13 felsefi önerme hakkında hangi tür yanlışları içerdiğini düşünerek bir suçlama yayınladı?


CEVAP:

10 Aralık 1270 yılında Kardinal E. Tempier, temelde dört yanlışı içeren toplam on üç felsefi önerme hakkında suçlama yayınladı. Bu suçlamalar genel olarak, aklın birliği, ahlaki belirlenimcilik, dünyanın ezeli-ebediliği ve ilahi basiretin reddedilmesi üzerineydi. Edebiyat Fakültesi buna tepki verdi ve imana aykırı düşüncelerin okutulmasından yana bir tavır aldı.


#44

SORU:

Brabant’ın tanrı ve evren anlayışı nasıldır?


CEVAP:

Sigerus’a göre, bir bütün olarak dünya (veya evren), cinsler ve ayrı tözler sadece varolma potansiyeline sahiptir. Başka bir ifadeyle dile getirilecek olursa, evrenin, cinslerin ve ayrı tözlerin ontolojik durumları varolmama potansiyelleri (potentia ad non esse) üzerinden değil; fakat varolma potansiyelleri üzerinden belirlenmektedir. Tanrı İlk Varlık ve bütün şeylerin İlk Nedenidir. Bu özelliklerinden dolayı Tanrı’nın saf bir varoluşu olduğunu söyleyebiliriz. Tanrı’nın yaratmış olduğu ay altı dünyada; başka kelimelerle oluş ve bozuluşun hüküm sürdüğü dünyada olumsallıktan, yani herhangi bir şeyin varolup olmama imkanından söz edebiliriz


#45

SORU:

Boethius Dacus’ta dünyanın ezeliliği-ebediliği sorunu nasıl ele alınmıştır?


CEVAP:

Boethius Dacus, bazılarına göre, çağını aşan tarzda adcı (nominalist) bir anlayışa sahiptir. Ona göre varolmayan şeyler hakkında doğru önermeler kurmak olanaksızdır. Bu yaklaşım, dünyanın ezeli-ebediliği sorununu ele alan Boethius Dacus’un hareket sahasını bütünüyle belirlemektedir. İlahiyatçıların dünyanın yaratılışı hakkında dile getirdikleri düşünce, dünyanın ilahi irade tarafından ve yoktan var edildiği şeklindedir. Bununla birlikte, Boethius Dacus, dünyanın böyle bir irade tarafından yaratılmış olduğuna ilişkin önermenin bilim tarafından düzgün bir açıkla- masının yapılamayacağını ileri sürer.


#46

SORU:

Iohannes Duns Scotus'a Doctor Subtilis lakabının takılmasının nedeni nedir?


CEVAP:

Bir Fransisken ilahiyatçı ve filozof olan Duns Scotus, kendisinden önce doğmuş Thomas Aquinas ile kendisinden sonra dünyaya gelen Guilelmus de Ockham ile birlikte Ortaçağın, özellikle Skolastik döneminin önde gelen isimlerinden birisidir. Düşüncelerini ortaya koyarken izlediği yol zarifti; ama bu yol onu bir o kadar da anlaşılması güç bir filozof yapmış; bundan dolayı kendisine, ince eleyip sık dokuyan, incelikli, titiz doktor anlamlarına gelen Doctor Subtilis lakabı takılmıştır.


#47

SORU:

Duns Scotus'un Oxford'dan Paris'e gitmesinin ve eğitimini orda sürdürmesinin sebebi nedir? 


CEVAP:

Duns Scotus, 1278’den itibaren Fransisken eğitimi almaya başlamış ve 1291 yılında rahip olarak Fransisken tarikatına katılmıştır. 1288 yılında Oxford Üniversitesi’nde eğitimini sürdüren Scotus’u tarikat Paris’teki Üniversiteye göndermiş ve eğitimine orada devam etmesini sağlamıştır. Dolayısıyla Duns Scotus’un fel- sefesinde ve yazılarında iki evre bulunmaktadır: Oxford ve Paris dönemleri.


#48

SORU:

Iohannes Duns Scotus’un bilgi anlayışı nedir?


CEVAP:

Bütün Ortaçağ filozoşarının kabul ettiği Aristotelesçi bilgi anlayışını, genel anlamda Duns Scotus da kabul etmektedir. Bu genel anlayışa göre bütün bilgimiz duyulardan kaynaklanmaktadır. Duyularımız aracılığıyla elde ettiğimiz imgelerdeki maddi unsurlar etkin akıl (intellectus agens) tarafından soyutlanmaktadır. Soyutlama (abstractio) aracılığıyla ortaya çıkan anlaşılabilir nesneler (res intelligibilis) edilgin akılda (intellectus possibilis) yer almaktadır. Bu anlaşılabilir nesnelerin tümü de bilinen nesneleri temsil yeteneğine sahiptir. Duns Scotus’un kabul etmiş olduğu bir başka özellik de insan aklının doğuştan boş (tabula nuda veya tabula rasa) olmasıdır. Bununla birlikte o, aklın sezgisel ve soyutlayıcı yönü üzerinde daha ağırlıklı olarak durmaktadır.


#49

SORU:

Henricus de Gandavo ile olan tartışmasında Duns Scotus’un belirlemiş olduğu üç alan hangileridir?


CEVAP:

1) İlk ilkeler ve onlardan çıkartılan her şey. İlk ilkelere örnek olarak “varlık vardır” veya “parça bütünden küçüktür” gibi doğruluğundan kesin olarak emin olduğumuz ifadeleri verebiliriz. 

2) Duns Scotus’a göre, sadece ilk ilke olarak andığımız tümel önermeler, fizik evrenle ilgili olan bilimsel ilişkimizi biçimlendirmez. Biz, aynı zamanda duyu tecrübelerimiz aracılığıyla da şeyler arasındaki düzenli ilgiyi bulup ortaya çıkartabiliriz.

3) Duns Scotus, kesin bilgi elde edebileceğimiz üçüncü alanın kendimize ait eylemlerimizle ilgili olduğunu söyler. Bu eylemler; duyulama, imgeleme, anlama gibi eylemlerdir.


#50

SORU:

Iohannes Duns Scotus’un Tanrı kanıtlaması nasıldır?


CEVAP:

Duns Scotus, etkisini fizik dünya üzerinde gösteren bir Etkin Varlık olan Tanrı’nın ispatı için başka bir yola başvurmuş ve etkin nedenin varlığının ispatı için metafizik bir hakikati tercih etmiştir. Opus Oxoniense isimli yapıtında şöyle bir ifade kullanmaktadır: “Bazı varo- lanlar üretilebilirdir.” Böyle bir başlangıç noktasından hareket etmenin avantajı, bu durumun mutlak biçimde zorunlu olmasıdır. Her varolan bir şekilde üretilmiş/yaratılmıştır. Ne var ki, her bir üretilmiş olan varolanın bir başkası tarafından üretildiği de bizzat duyu tecrübesi tarafından saptanmaktadır. Başka bir deyişle, her bir varolanın üreticilik anlamında bir başka nedeni bulunmaktadır ve bu neden de üretilmiş bir varolandır. Bu durum, tıpkı Aristoteles’in “ilk hareket ettirici”si gibi bir ilk nedene kadar geri gitmektedir


#51

SORU:

Iohannes Duns Scotus’un ahlak anlayışı nedir?


CEVAP:

Duns Scotus’un ahlak anlayışı, onun irade hakkındaki düşüncesi etrafında biçimlenmiştir. Duns Scotus, Thomas Aquinas’ın akıl ile irade arasında kurmuş olduğu nispeten dengeli ilişkiyi kabul etmez. Thomas Aquinas aklın iradeye, iradenin hedefine ulaşması için en başta bir ivme kazandırdığını fakat daha sonra onu eylemlerinde özgür bıraktığını düşünmekteydi. Buna karşılık Duns Scotus, Bonaventura’nın da etkisiyle, iradenin akıldan biçimsel olarak ayrı olduğunu ve aynı zamanda akıldan daha asil (daha yüksek bir yeti) olduğunu ileri sürer. Ona göre irade özgür bir güçtür (potentia libera). Bu yapısı itibarıyla da, doğal eğilimi olan akıldan dolayı da akıldışıdır (irrasyonel). Buna karşılık irade, akıl tarafından bilinen nesneha üstündür; zira özü gereği özgürdür.


#52

SORU:

İbn Rüşdcüler'in, dinin öğretisinden uzakta sadece aklın yolunu izlemeye çalışmaları hangi sonuçları doğurmuştur?


CEVAP:

Bu düşünce, felsefenin ilahiyatla olan bin yıllık birlikteliğinin sonu anlamına gelmekte ve onu bağımsız bir disiplin olarak tanımaktaydı.İbn Rüşdcüler Aristoteles felsefesinin yorumlanışındaki dini etkileri gidermeye çalıştılar. Ama felsefeyle ilahiyatı karşı karşıya getirmemeye, ilahiyata da bağımsız bir alan olarak meşruiyet tanımaya özen gösterdiler.


#53

SORU:

Çifte hakikat öğretisi nedir ve kim için kullanılmıştır?


CEVAP:

Boethius Dacus, akıl ile iman ya da felsefe ile ilahiyat arasına kesin bir ayrım koymuş, ama bu alanların her ikisinin de kendi sınırları içinde kalmak kaydıyla doğru yargılar üretebileceklerini savunmuştur. Onun bu görüşü bazılarınca “çifte hakikat öğretisi olarak adlandırılmış, felsefe ile ilahiyat arasında yaptığı bu kesin ayrım, felsefenin ilahiyattan bağımsız bir disiplin olarak tanınmasında önemli bir adım olmuştur.


#54

SORU:

Akıl etkin ve edilgin olarak ikiye ayıran düşünür kimdir ve bunları nasıl savunur?


CEVAP:

Iohannes Duns Scotus, insan aklının doğuştan boş olduğunu savunmuş, bireysel varoluşların önce duyularca algılanıp sonra akıl tarafından soyutlama yoluyla kavrandığını savunmuştur. Duns Scotus’a göre insanın en yüksek güçleri akıl ve iradedir. Akıl etkin ve edilgin olarak ikiye ayrılır. Etkin akıl, Aquinas’ın savunduğunun tersine, doğrudan duyulanabilir nesneye yönelip o nesnedeki anlaşılabilirlikten tümel kavramlar ortaya çıkarır. Duns Scotus’a göre sezgisel bilgi, gerçeklik alanındaki gerçek şeylerin bilgisidir. Soyutlayıcı bilgi ise gerçeklik dünyasında bulunmayan soyutlamalarla ilgili de olabilir.


#55

SORU:

Sigerus de Brabant'ın yapıtlarına örnek olarak neler verilebilir?


CEVAP:

Sigerus de Brabant, içinde mantık yapıtlarının da bulunduğu birçok yazı kaleme aldı. Mantık yapıtları arasında Quaestiones Logicales (Mantıkla İlgili Sorular); Sophismata sayılabilir. Aristoteles’in yapıtları üzerine yazdığı yorumlar arasında In III De Anima (De Anima Üstün Yorum); De Generatione (Oluş Hakkında); Physi- ka (Fizik) ve Metaphysica (Metafizik) yer almaktadır. O dönemdeki en ünlü metinlerden biri olan Liber de Causis (Nedenler Kitabı) ile kendi özgün çalışmaları olan De Necessitate et Contingentia Causarum (Nedenlerin Zorunluluğu ve Olumsallığı Hakkında); De Aeternitate Mundi (Evrenin Ezeli-Ebediliği Hakkında) ile De Anima Intellectiva (Akılsal Ruh Hakkında) önem taşımaktadır. Bunlardan özellikle De Anima Intellectiva Thomas Aquinas’ın Papalığın emri üzerine kaleme almış olduğu De Unitate Intellectus Contra Averroistas (İbn Rüşdçüler Karşı Aklın Birliği Hakkında) adlı yapıtına bir tür cevaptır.


#56

SORU:

1270 yılında Aegidius Romanus (Gilles of Rome), Errores Philosophorum isimli eserinde İbn Rüşdçülerle ilgili neler yazmıştır?


CEVAP:

1270 yılında Aegidius Romanus (Gilles of Rome), Errores Philosophorum isimli eserinde ‹bn Rüşdçülerin bel bağladıkları Aristoteles, İbn Rüşd, İbn Sina, Gazali, Kindi ve İbn Meymun gibi filozofların hatalarını göstermeye çalıştı.


#57

SORU:

Duns Scotus nerelerde görev yapmıştır?


CEVAP:

Paris Üniversitesi’nde Petrus Lombardus’un Sententiae adlı yapıtı üzerine yo- rumlardan oluşan dersler verdi. 1307 yılında Magister (Hoca) unvanını aldı. Birkaç defa Paris dışına görevli olarak çıktıysa da asıl olarak Paris’teki öğretim işini devam ettirdi. 1307 yılına kadar faal öğretim üyesi olarak Paris Üniversitesi’ndeki Fransis- ken kürsüsünde bulundu. Almanya’nın Köln kentindeki Fransisken evine, eğitim çalışmaları amacıyla gönderildi ve burada henüz 42 yaşında öldü. Çok genç bir yaşta ölmesine karşın ardında bıraktığı yapıtlar ciddi boyutlardadır. 


#58

SORU:

Duns Scotus'u Thomas Aquinas'tan ayıran şey nedir?


CEVAP:

Duns Scotus da Thomas Aquinas gibi bir ilahiyatçı olmasına ve onunla aynı imanı paylaşmasına rağmen, özellikle varlık alanındaki felsefi düşünceleriyle Thomas Aquinas’tan derin biçimde ayrılmaktadır. Bu yüzden Scotusçuluğun, Thomasçılıktan farklı bir alanda varolduğunu belirtmek gerekir


#59

SORU:

Boethius akıl ile imanı nasıl yorumlar?


CEVAP:

Boethius Dacus’a göre felsefe insan aklının bir eseridir. Bu eser kendi içinde, her şeyden önce, doğal nedenler ile evrenin, akılsal soruşturma sonucunda ortaya çıkmış olan ilkelerini barındırmaktadır. İman ise Tanrı’nın mucizeleri ile doğaüstü bir açınlamanın üstüne kurulmuştur. Bu bakımdan bunların kendilerine ait belirgin birer alanları bulunmaktadır. İkinci boyut da buna bağlı ve paralel olarak belirginlik kazanmaktadır. Bu boyuta göre, doğa felsefesi ile uğraşanlar kendi alanlarında kaldıkları sürece ortaya koydukları önermeler doğru olacaktır. İmanın alanına giren önermeler de, fizik önermeleriyle aykırı düştükleri durumlarda bile, yine aynı şekilde doğrudurlar.