TÜRK HALK ŞİİRİ Dersi XV.-XVII. YÜZYILLARDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATI soru cevapları:

Toplam 55 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

XV. yüzyıl Anadolusu’nda; “Dîni-Tasavvufî Türk Edebiyatının gelişiminde dini yapıların rolü ne olmuştur?


CEVAP:

XV. yüzyıl Anadolusu’nda; “Dîni-Tasavvufî Türk Edebiyatı”, özellikle çeşitli coğrafyalarda bulunan Türk toplulukları arasında fikrî, dinî ve mimarî yönden bü­tün canlılığı ile gelişiyor ve merkezden muhite doğru yayılıyordu. Bu yayılma es­nasında XV. yüzyıl Anadolusu’nda gittikçe güzelleşen bir mimari ile kurulan ve sa­yıları süratle çoğalan “mescitler, camiler; medreseler, tekkeler, türbeler; sebiller, çeşmeler vb.” dinî hayat kadar Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının da yücelmesine vesile olan abide eserler ortaya konuluyordu. Böylece aynı çağ Anadolusu’nda Di­nî-Tasavvufî Türk Edebiyatı bir çığ gibi büyüyordu. Eserler fazlasıyla veriliyordu.


#2

SORU:

XV. asırda Mevlana'yı, Hacı Bektaş Veli'yi, Yunus Emre'yi kendilerine örnek alarak yetişen şairler kimlerdir?


CEVAP:

Mevlâna Celâleddin-i Rumî, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre vb. gibi büyük mu­tasavvıfların kendi dönemlerinde ortaya koydukları zengin tasavvufî hayatın, XV. asırda bunları örnek alan Alâaddin Gaybî (Kaygusuz Abdal), Hacı Bayram Veli, Akşemseddin, Yazıcıoğlu Mehmed, Gülşehrî, Süleyman Çelebi, Eşrefoğlu Rûmî, Kemal Ümmî, Emir Sultan, îbrâhim Tennurî, Rûşeni, fiirâzî vb. pek çok şair de ye­tişmiştir.


#3

SORU:

Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n Necat adlı eserinin özelliği nedir?


CEVAP:

Bu yüzyıl şairlerinden Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n Necat’ı, şekil itibariyle di­van tarzında ise de muhteva itibariyle Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı edebî mahsul­leri arasındadır.


#4

SORU:

Akşemseddin kimdir önemli eseri nedir?


CEVAP:

Tarihimize “Fatih Rönesans’ı” tabiriyle geçen sosyal hayat ve nizamıyla muhte­şem bir yapıya bürünen Osmanlı-Türk Devleti’nin bu asrı, Fatih’i yetiştiren büyük bir mutasavvıfın da yaşadığı devirleri içine alır. Akşemseddin adıyla anılan bu bü­yük veliden günümüze dinî-tasavvufî ve tıbbî bazı eserler kalmıştır. Akşemseddin’in yazmış olduğu Di­vân, bu güne kadar ortaya çıkmamışsa da bazı ilâhîleri, eski mecmua ve cönkler­de mevcuttur. Onun sufîler redifli ilâhîsi sofilerin bütün özelliklerini ortaya koydu­ğu gibi, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının da genel mahiyetini belirlemiş olmakta­dır. Zira, sufîlerle ilgili bütün bilgi ve ıstılahlar, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının bünyesinde incelenmektedir.


#5

SORU:

XV. yüzyılda Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatında şiir ve şairlerin durumu nasıldı?


CEVAP:

Bu yüzyılda; Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, Yunus Emre’den beri, onun yolun­da bir şair yetiştirmemekle beraber,  aynı yolda eserler vermeye devam ediyordu. Tekkelerde ve tekke mensupları arasında bestelenerek okunmak için yine ilâhîler söyleniyordu. Mutasavvıf halk şairleri bu ilâhîleri, yine Yunus Emre tarzında ve onun yolunda söylüyorlardı. Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı şairleri içinde medreseden yetişenler ve divan tarzı şiirler söyleyen­ler de eksik değildi. Bunlar, şiirlerini umumiyetle aruz vezniyle ve gazel tarzıyla yazıyorlardı.


#6

SORU:

Hacı Bayram Veli'nin gerçek adı nedir, nerede kimin oğlu olarak doğmuştur?


CEVAP:

Hacı Bayram Velî’nin asıl adı Nûman’dır. Ankara yakınlarındaki Solfasol (Zülfadl) köyünden Koyunlucalı Ahmed’in oğludur.


#7

SORU:

Ankara'da nerede hocalık yapmıştır?


CEVAP:

Kendisi kuvvetli bir medrese (üniversi­te) tahsili görmüş, ilim yolunda “müderrisliğe-profesörlüğe” kadar yükselmiştir. Müteâkiben Ankara’da Kara Medrese-Melike Hatun Medresesi’nde “Müderris-Profesör olarak” hocalık yapmıştır


#8

SORU:

Hacı Bayram Veli neden Kayseri'ye gitmiştir orada neler yapmıştır?


CEVAP:

Hamidüddin Aksarayî (Somuncu Baba) tarafından Şeyh Şücâ vasıtasıyla Kayseri’ye davet edildi. Burada şeyhinin bazı ke­rametlerini açıkça gören Hacı Bayram Velî, ona intisap etti ve müderrisliği terk ederek büyük bir ruhî istidat gösterip tasavvuf-tefekkür ve iman yolunu seçti.


#9

SORU:

Hacı Bayram Veli Hamudiddin Aksarayî ile birlikte nereye girmiştir ve sonra nereye yerleşmiştir?


CEVAP:

Hamudiddin Aksarayî ile birlikte Rûm, fiâm ve Hicâz’a gitti. Mekke’de üç yıl kadar kaldı. Daha sonra yine şeyhi ile birlikte Ak­saray’a yerleşti.


#10

SORU:

Hacı Bayram Veli neden Ankara'ya geri dönmüş ve döndükten sonra neler yapmıştır?


CEVAP:

Şeyhi’nin vefatından sonra onun halifesi olarak Ankara’ya döndü. İlk icraat olarak da, ilim-tasavvuf-toplum hocalığındaki öncülüğü, birleştirici-bütünleştirici yönleriyle, Halvetiyye (Safaviyye) ve Nakşîbendiye tarikatlarını da bir­leştirerek Bayramiyye tarikatını kurdu.


#11

SORU:

Hacı Bayram Veli'nin müritleri kimlerdir?


CEVAP:

Hacı Bayram Velî; bilgi, sabır, beceri, tefekkür ve hoşgörü ile tasavvufî olgun­luğa ulaşarak “ilim-tasavvuf sentezi”ni yapmıştır. Bu cümleden olarak Hacı Bayram Velî’nin müritleri ve halifeleri arasında; Yazıcızade Mehmed Efendi, Fâtih’in Ho­cası Akşemseddin ve Eşrefoğlu Rûmî’nin de bulundukları bilinmektedir.


#12

SORU:

Hacı Bayram Veli kaç yılında vefat etmiş ve nereye defnedilmiştir?


CEVAP:

Hacı Bayram Velî, 1429- 30’larda Ankara’da vefat edince, bugün yine Ankara’da kendi adıyla anılan Hacı Bayram Camii Külliyesi’nde, yani İmparator Augustus Mâbedi’nin de yanındaki türbesinde ebedî istirahatgâhına defnedilmiştir.


#13

SORU:

Hacı Bayram Veli'nin eserleri ve özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Hacı Bayram Velî’nin müstakil yazılı bir eseri yoktur. Fakat yetiştirdiği pek çok eser olarak mübarek kişiler vardır. Bunların eserlerinde onun emekleri çoktur. Kı­sacası Hacı Bayram Velî, teşkilatçı bir mutasavvıftır. Onun eseri insandır ve onu da yetiştirmiştir. Bu bakımdan “toplumun hocası olarak” hizmeti de büyük olmuştur. Hacı Bayram Velî’nin bugün elimizde aruzla iki, heceyle de üç şiiri bulunmaktadır. Şathiyye ve ilâhî tarzındaki bu şiirlerinin bazıları bestelenmiş olup eskiden tekke­lerde zikir sırasında okunurdu. Sayılarının çok az olmasına rağmen, aruzla olsun, hece ile olsun, tamamiyle raksan ve vecdî bir dille söylediği tasavvufî şiirleriyle Hacı Bayram Velî, Dinî-Ta­savvufî Türk Edebiyatının unutulmaz isimlerinden biri olmuştur. Onun eski kay­naklarda ve yeni antolojilerde meşhur olan üç ilâhîsi bulunmaktadır. Ayrıca bu ilâ­hîler pek çok kişi tarafından yorumlanmaya çalışılmıştır. Her yorumcu bu ilâhîleri kendi bilgi ummanının muhtelif derinliğine, genişliğine ve muhteva zenginliğine göre yorumlamaya çalışır, fakat hepsi de aynı “vahdet inancı”nda, yani “Allah’ın birliği”nde de birleşiverirler.


#14

SORU:

Eşrefoğlu Rûmî kaç yılında nerede doğmuştur, babası kimdir ve nerede vefat etmiştir?


CEVAP:

Eşrefoğlu Rûmi’nin asıl adı Abdullah’tır. Babasının adına istinaden Eşrefoğlu veya Eşrefzâde de denilmektedir. Künyesi, Abdullah bin Seyyîd Ahmed Eşref bin Seyyîd Muhammed Suyûfî’dir. Eşrefoğlu, 754 (M 1353)’te İznik’te doğmuştur. Ancak bu ta­rihin, Orhan Köprülü’nün şahsi kütüphanesinde bulunan Menâkıb-ı Eşrefzâde nüs­hasının arkasında yer alan küçük bir kayda göre, 779 (1377) tarihinin daha doğru olabileceği ileri sürülmektedir. Eşrefoğlu Rûmi’nin vefatının da H. 874/1470 tarihi olduğu bilinmektedir.


#15

SORU:

Riyazet nedir?


CEVAP:

Nefsin isteklerini kırmaya riyazet denir.


#16

SORU:

Eşreffiye tarikatını kim nerede kurmuştur?


CEVAP:

Eşrefoğlu Rûmî, İznik’e döndükten sonra, burada Kadirîliğin bir kolu olan Eşrefiyye tarikatını kurar ve halkı irşada başlar. Tarikatı kısa zamanda her tarafa ya­yılır. Özellikle İznik ve Bursa havalisinde etkili olur. Kadirîler çevresinde o, bu ta­rikatı Anadolu’ya getirip yaygınlaştırdığı ve bir kurum haline getirdiği için de Pîr-i Sâni olarak anılır.


#17

SORU:

Eşrefoğlu Rûmî  şiirlerinde kimden etkilenmiştir ve şiirlerinin özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Eşrefoğlu’nun şiirlerinde Yûnus Emre tesiri kuvvetle hissedilir. Hece ve aruz veznini başa­rıyla kullanmış, lirik şiirler yanında didaktik manzumeler de yazmıştır. Bu ilahile­rinden birçoğu bestelenerek, bugün dahi pek çok yerde okunmaktadır. Onun di­daktik mahiyetteki mensur eserlerinde ise devrinin halk dilini en iyi bir şekilde kullanmış olması ve bu sayede tasavvufî ahlakın halk arasında yayılmasında büyük rol oynamıştır.


#18

SORU:

Eşrefoğlu Rûmî'nin eserleri hangileridir?


CEVAP:

Eşrefoğlu’nun nesri, XIV-XV. yüzyıl Anadolu Türkçesinin en güzel örnekleri arasında yer alır. Onun Divânı’nın dışında kalan diğer mensur eserleri; Müzekki’n- Nüfûs, Tarikatnâme, Delâilü’n-Nübüvve, Fütüvvetnâme, îbretnâme, Ma’zeretnâme, Hayretnâme, Münâcâtnâme, Esrârü’t-Tâlibin, Tacnâme, Elestnâme, Nasihatnâme, Cinânü’l-Canân vb.leridir. Demek oluyor ki Eşrefoğlu Rûmî’nin, eserlerinin çoklu­ğu ve değişik konularda da ayrı ayrı yazması suretiyle, Dinî-Tasavvufî Türk Edebi­yatına ait pek çok türde eserler verdiğini de ifade etmeliyiz.


#19

SORU:

Süleyman Çelebi ölünceye değin hangi görevi sürdürmüştür?


CEVAP:

Süleymân Çelebi; iyi bir dinî eğitim ve öğrenim görmüş, bir süre Sultan Bayezid’in Divân-ı Hümâyun imamlığı görevini yapmış, daha sonra 802/1400’de yapılan Bursa Ulu Cami­î baş imamlığı’na getirilmiş ve hayatının sonuna kadar da bu vazifede kalmıştır.


#20

SORU:

Sü­leymân Çelebi'nin eserinin adı nedir ve hangi tarihte tamamlamıştır?


CEVAP:

Sü­leymân Çelebi, eserini 812/1409’da tamamlamış ve adını Vesîletü’n-Necât koymuştur.


#21

SORU:

Süleyman Çelebi'nin eseri halk tarafından niçin çok sevilmiştir?


CEVAP:

Eserin duyularak, hissedilerek sade ve manzum bir dille yazılması, dinî-tasavvufî bir vecdin heyecanını vermesi, özel bir makamla camilerde ve evlerde okun­ması, halk ve münevverler arasında bunun sanki gökten inmişçesine kabul görme­si sebebiyle büyük bir şöhret kazanmasını sağlamıştır.


#22

SORU:

Vesiletü’n-Necat'ın edebi özelliği nedir?


CEVAP:

Bilindiği gibi, Vesiletü’n-Necat, mesnevî nazım şekliyle yazılmış bir mevlit türüdür. Bu sebeple, mısra ahengi itibariyle de son derece başarılıdır. Çünkü Çelebi, büyük bir sanatkârdır. Bölümle­rin ve kitabın bütünlüğüne önem verdiği kadar, her mısraın ayrı ayrı güzel ve mü­kemmel olmasını, kolay anlaşılması için de sehl-i mümteni sanatını ustalıkla kul­lanmasını bilmiştir. Bu cümleden olarak Mevlit; tevhit, ilâhî, münacat, naat, ve­lâdet, miraç, hilat, hicret, nasihat, vefat, istimdat (dua), hatime vb.leri olan Dini-Ta- savvufî Türk Edebiyatı edebî türüdür. Eser, bölümleri itibariyle 732 beyitten oluş­makta ve Türk edebiyatı bünyesinde benzeri olmayan bir hususiyet arz etmekte­dir. S. Çelebi bu eserini her ne kadar klasik Divân edebiyatı nazım şekliyle yazmış­sa da; eser Divân edebiyatı bilim dalına ait olmayıp, tamamıyla Dînî-Tasavvufî Türk edebiyatı bilim dalına ait bir türdür.


#23

SORU:

Kemal Ümmi şiirlerinde muhteva yönünden hangi şairi takip etmiştir?


CEVAP:

Kemal Ümmî; şiirde muhteva yönünden Yûnus takipçilerinden olmuş, XV. yüz­yılda aruz vezniyle; kaside, gazel, mesnevi gibi klâsik nazım şekilleri ile tasavvufı şiirler söylemiş, tekke şiirlerinde kendinden sonrakilere örnek teşkil etmiş şöh­retli bir şahsiyettir. Onun hayatı da tıpkı Yûnus Emre’de olduğu gibi menkıbelerle süslüdür. 


#24

SORU:

Kaside nedir?


CEVAP:

Divan şiirinin temel nazım şekillerinden birisi olan kaside, din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir.


#25

SORU:

Gazel nedir?


CEVAP:

Divan şiirinde daha çok aşk ve şarap üzerine yazılan şiirlerin nazım şekli olan gazel, Tekke şiirinde de kullanılmıştır.


#26

SORU:

Kemal Ümmi şiirlerinde nasıl bir dil kullanmıştır?


CEVAP:

Kemal Ümmî, şiirlerinde sade bir Türkçe kullanmış, aruz vezniyle yazmış olma­sına rağmen halkın dilinden uzaklaşmamış usta bir şairdir.


#27

SORU:

Kemal Ümmi'nin Divanının özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Divânı’nın, dil açısından Türk dili tari­hine çok önemli belgeler kazandıracağı söylenebilir. Mehmet Fuat Köprülü’nün 15. yüzyıl şairleri arasında ona özel bir önem vermesinin bir sebebi de budur. Divân’ında dünyanın fâniliğine, Allah sevgisine, nimetlerine, iyi ahlak ve ibadete da­ir yazdığı nasihat şiirlerinin sayısı bir hayli fazladır. Ayrıca Divân’da münacat, naat, kaside, gazel, mesnevî ve İlâhîlerden müteşekkil nazım türleri ve 2371 beyit bulun­maktadır. Divân’ın pek çok yazma nüshası, Kırk Armağan adlı didaktik bir eseri de vardır.


#28

SORU:

Emir Sultan nerede yetişmiş sonra  niçin Bursa'ya gelmiştir?


CEVAP:

Emir Sultan, Türk-lslâm dünyasının başlangıçta ilim memba- ı olan Buhara’da yetişmiştir. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de de ay­rıca ilim tahsil etmiştir. Hac farizasını ifayı müteakip Medine’de de bir müddet kal­dıktan sonra bir gece rüyasında Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin kendisine Rum’a gitmesi, mezarının da orada olacağını söylemeleri üzerine önce Irak üzerinden Anadolu’ya geçmiş, Karaman, Hamidili (Isparta), Kütahya ve İnegöl üstünden Bursa’ya gelerek Gökdere civarında bir mağara veya sağmaya yerleşmiştir. Orada bir süre ibadet, züht ve takva içinde yaşamıştır.


#29

SORU:

Emir Sultan hangi padişahın bilim danışmanlığını yapmıştır?


CEVAP:

Emir Sultan, birinci Bâyezid’in ‘Bilim Danışmanı’ idi. 


#30

SORU:

Emir Sultan'ın eseri var mıdır?


CEVAP:

Osmanlı Devleti’nin genişleyip büyümesin­de maddî ve manevî yardımları olan Emir Sultan, asıl kurduğu tarikat ve yetiştirdi­ği müritleri vasıtasıyla hizmet etmiştir. Anadolu’nun Türkleşmesi-İslâmlaşması sü­recinde onun da büyük rolü olmuştur. Kendisi, daha çok “toplumun hocası” ola­rak görev yapmış, öğrenci yetiştirmiş, şairlik yönü itibariyle de birkaç şiir yazmış ve söylemiş, fakat bunun dışında da herhangi bir eseri bulunmamakta, ama ona ait bir menakıpname ölümünden bir müddet sonra müritleri tarafından kaleme alı­narak birkaç nüsha halinde yazılmıştır.


#31

SORU:

Dede Ömer Ruşeni'nin eserleri nelerdir?


CEVAP:

Ömer Rûşenî’nin, Divân, Çobannâme, Miskinnâme, Neynâme, Kalemnâme adlı eserleri vardır. Bunları sırasıyla muhtevalar itibariyle kısaca vermeye çalışalım:

Divân’da birkaç münâcât, beş na’t, beş terci-i bend, dört terkib-i bend, doksan kadar gazel, yüzden fazla tuyuğ, rubaî ve muhtelif beyitler bulunmaktadır.

Çobannâme, “Hz. Mûsâ ile Çoban” adlı kıssanın Rûşenî tarafından yapılmış ge­nişçe bir tercümesidir. Eser, yaklaşık 1000 beyit kadar olup yirmi beş bölümden oluşmaktadır.

Miskinnâme de didaktik bir manzumedir. Bu eser, Rûşenî’nin mesnevileri için­de tamamıyla telif bir eser olması yanında, onun tasavvufî anlayışını da ortaya koy­ması bakımından önem taşımaktadır. Eser, 128 beyitlik bir girişten sonra başlamak­ta, çoğunlukla “hikâyet” başlığı altında 34 bölümden meydana gelmektedir. Bu bö­lümlerde; Hz. Peygamber ve ashabının başından geçen ibret verici olaylar, evliya menkıbeleri, çeşitli hikâyeler daima tasavvufî bir yorumla anlatılmıştır.

Neynâme, 1028 beyit ve Hâtime’siyle birlikte 24 bölümden oluşan mesnevinin aslında belli bir adı yoktur. Neynâme’nin önemli bir özelliği, Rûşenî’nin kendisi, doğum yeri ve ailesi hakkında bilgiler vermesidir.

Kalemnâme, 250 beyit hacminde olup, ilk 100 beyitte kalemden bahsedilmek­te, geri kalan beyitlerde ise bazı hikâyelerle tasavvufî yorumlar yapılmaktadır.


#32

SORU:

XVI. yüzyıl tasavvuf şairleri kimlerdir?


CEVAP:

Bu asrın tasavvuf şairleri arasında; Gülşenî tarikatının kurucusu Şeyh İbrahim Gülşenî’nin; Melâmiyye-i Bayramiyye tarikatına mensup Ahmed-i Sârbân ve Halvetiyye tarikatı mensuplarından Vahib Ümmî (ölm. 1595) ve Ümmi Sinan’ın önemli yerleri vardır. Bu isimlere Şeyh Aziz Mahmud Hüdaî’nin üstadı ve Hacı Bayram Velî’nin müritlerinden Bursalı Muhyiddin Üftade (ölm. 1580), Seyyid Seyfullah Halve- tî (ölm. 1601) ve İdris Muhtefî (ölm. I6l5)yi de saymak yerinde olur.


#33

SORU:

Azizi Mahmud Hüdayi kimdir?


CEVAP:

Aziz Mahmud Hüdâyî,mutasavvıf, âlim, şair ve Celvetiye tarikatı­nın kurucusudur.


#34

SORU:

Aziz Mahmud Hüdâyi, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının hangi zümresi içinde yer almış ve şiirlerinin özelliği nedir?


CEVAP:

Aziz Mahmud Hüdâyi, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı şairleri zümresi içinde yer almış, sade ve hikemi mahiyette şiirler yazmıştır. Şiirlerinde, bazen hece, bazen de aruz veznini kullanan Hüdâyî, îbnü’l-Arabî’nin sistemleştirdiği vahdet-i vücûd an­layışına bağlı bir mutasavvıftır. Şiirleri ve mektuplarında bu açıkça görülür.


#35

SORU:

 Aziz Mahmud Hüdâyi'nin Türkçe eserleri hangileridir?


CEVAP:

Aziz Mahmud Hüdâyi'ninTürkçe Eserleri şunlardır:

Divân-ı İlâhîyat: Tasavvufî hikmet ve nasihatlerden oluşmuş bir Divân’dır. Tarikatnâme: Dervişliğin erkân ve adabı anlatılmaktadır.

Tezâkir-i Hüdâi: I. Ahmed’e gönderilen mektup ve tezkirelerin toplandığı bir eserdir.

Ecvibe-i Mutasavvıfâne: Kendisine sorulan bazı tasavvufî sorulara verdiği ce­vaplardır.

Nasâyih ve Mevâız: Bazı nasihat ve vaazların derlendiği bir eserdir.

Mi’râciye: Miraç’ı, ayet ve hadislere dayanarak anlatan küçük mensur bir ri­saledir.

Necâtü’l Garik fi’l-Cem’i ve’t-Tefrik: Bazı tasavvufî makamlardan bahseden eser­dir.


#36

SORU:

 Aziz Mahmud Hüdâyi'nin Arapça eserleri hangileridir?


CEVAP:

Aziz Mahmud Hüdâyi'nin Arapça eserleri şunlardır:

Câmiu’l-Fadâil ve Kâmiu’r-Reâil: Tasavvufî ahlaka dair olan meşhur eseridir. Fethu’l-Bâb ve Refu’l-Hisâb: İnsanın yaradılışından ve insanın sıfatlarından bah­seden bir eserdir.

Keşfü’l-Kânâ an Vechi’s-Sema: Tasavvuftaki sema konu edilmiştir. Habbetü’l-Mahabbe: Allah, peygamber ve ehl-i beyt sevgisi üzerine bir eserdir. Nefâisü’l-Mecâlis: Bazı ayetlerin tasavvufî tefsiri yapılmıştır.

Tecelliyât: Hayatta iken mazhar olduğu tecellileri anlatan ve tarihleri ile tespit edilen bir risâledir.

Vâkıât: Tarikat sırları ile ilgili bir risaledir.


#37

SORU:

Vahip Ümmi hangi mahlasları kullanmıştır?


CEVAP:

Vâhib Ümmî, çeşitli mahlaslar kullanmaktadır. Bunlar da, “Vâhib Ümmî, Vâhi bi, Vehhâb, Vâhâb, Vehabî, Vehâb’’ olmak üzere altı tanedir. Bunların yanında, “miskin, dermend, bî-çâre, âciz, derviş’’ gibi sıfatları da görmekteyiz. Ancak bunla­rı mahlas saymak doğru değildir. O, değişik mahlasları aruz vezninin zorlamasıyla kullanmıştır. Şair, hece vezinli şiirlerinde kendini rahat hissetmiş, ekseriya Vâhibî veya Vâhib mahlaslarını kullanmıştır. Bazı kaynaklar onun mahlasını Vehhâb Üm­mî diye kaydetse de bu, sadece yakıştırmadır. Asıl mahlası Vâhib Ümmî’dir.


#38

SORU:

Vâhib Ümmî neden aruz şairi sayılmaktadır?


CEVAP:

Vâhib Ümmî’nin Divânı’ndaki 485 şiirden 300’den fazlası aruzla yazılmıştır. Bu yüzden onu aruz şairi saymamız yerinde olur. Şiirlerinde, dış ahenkten ziyade muhteva önemlidir. Hece ile yazılı şiirleri daha liriktir.


#39

SORU:

Pir Sultan Abdal'ın şiriinin özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde; Allah, Hz. Muhanmmed, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve daha pek çok veliye olan derin bir bağlılık, İslamî ve Bâtıni inanışlarla kaynaşmış bir vahdet-i vücud halitası görülmektedir. Hatta bunlar, bir inançtan çok, bir iddia durumundadır. Yani onun bu ifadelerinde, dünya emelleri peşinde koşan ve isyan eden bir ruhun değişik ihtiraslarını da görmek mümkündür. Bu cümleden olarak o şiirlerinde; İslam dininin itikadî yönlerinden çok, bazı Bâtıni inanışları, hat­ta bazı Islamî bilgileri tebliğ etmek yerine, bağlı bulunduğu yolun prensiplerini iş­lemektedir.


#40

SORU:

Pir Sultan Abdal manzumelerinde hangi konulara değinmiştir?


CEVAP:

Bilindiği gibi Pir Sultan Abdal; özellikle Alevî-Bektaşî inanışlarını ağırlıklı olarak işlediği manzumelerinde; Allah, peygamberler, melekler, kitaplar, dünya, Ahiret, divan, mizan, Sırat Köprüsü gibi itikadî kavramların yanı sıra, Hz. Ali, ehl-i beyt, On İki İmam, tenasüh vb. konular çevresinde de durmaktadır. 


#41

SORU:

Kul Himmet hangi edebiyatın önemli temsilcilerinden sayılmaktadır?


CEVAP:

XVI. yüzyılın ikinci yarısıyla XVII. yüzyılın başlarında yaşadığı tahmin edilen Kul Himmet, Alevî Bektaşî edebiyatının önemli şairlerinden birisidir.


#42

SORU:

Kul Himmet kimin etkisinde kalmış, hangi edebi türlerde eserler vermiştir ve hangi alanlarda eğitim almıştır?


CEVAP:

Daha yaşarken Alevî çevrelerinde büyük bir şöhrete sahip olan Kul Himmet, Pir Sultan’ın etkisinde kalan güçlü bir sanatçıdır. Nefesler, düvaz imamlar, destan­lar, ağıtlar söyleyen Kul Himmet; mükemmel bir tekke öğrenimi almıştır. Edebiyat bilgileri, İslam tarihi, evliya menkıbeleri, tarikat kuralları gibi çağının kültür ve bil­gisini çok iyi öğrenmiştir. Sanat gücü yanında, siyasî girişimlerinde ise, adı etrafın­da bazı efsanelerin oluşmasına yol açılmıştır.


#43

SORU:

Düvaz İmam neye denir?


CEVAP:

Tekke şiirinde içinde on iki imamın adı geçen ve onları övmek için yazılan şiirlere denir.


#44

SORU:

Muhyiddin Abdal’ın Divanı'nın içeriği nedir?


CEVAP:

Muhyiddin Abdal’ın küçük boyda yazma bir Divanı vardır ki, bunda; hece vezni ile Hu­rufilik yolunda yazdığı şiirleri yer almaktadır.


#45

SORU:

XVII. yüzyıl Türk edebiyatının genel görünümü nasıldır?


CEVAP:

XVII. yüzyıl Türk edebiyatı; Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasî ve ekonomik alan­larda gerilemeye başladığı bir dönemdir. Buna rağmen kültür, sanat ve edebiyat hayatı gelişmesini belirli ölçülerde devam ettirmiştir. Klasik Türk şiiri, ahenk ve in­celik bakımından bu asırda biraz daha oturmuş ve güzelleşmiştir. Asrın divan şiiri asırlardan beri örnek alınan İran şiirinden geri sayılamayacak bir olgunluğa erişmiş ve İran edebiyatını ciddî bir şekilde geride bırakmıştır. Bu yüzyılda Türk şiir sana­tı, asırlardan beri bilhassa Türkçe söyleyiş bakımından hayli yerli ve millî bir yol almıştır. Kullanılan Türkçe kelimelerin, Türkçe deyimlerin ve halk söyleyişlerinin bu arada Türk şiirine has bir seslendirilişin bu şiire verdiği çehre şüphesiz millî idi. Artık edebiyatımızda bir Fuzulî Mektebi, bir Bâkî Mektebi, hatta bir Rûhî Mektebi meydana gelmişti.


#46

SORU:

XVII. yüzyılda Osmanlı sahası halk edebiyatının genel görünümü nasıldır?


CEVAP:

XVII. yüzyılda Osmanlı sahası halk edebiyatı büyük gelişme ve genişleme gös­termiş, en parlak durumuna gelmiştir. Asker ocaklarında, kalelerde, serhadlerde, saray ve konaklarda, kasaba ve köylerde pek çok saz şairi yetişmiş, usta sanatkârlar çıkmıştır. Halk hikâyeciliği, meddahlık, halk tiyatrosu (orta oyunu) ve karagöz büyük rağbet kazanmış, bu sahalarda zengin eserler ortaya çıkmıştır. Halk edebi­yatı ve sanatçı yüksek zümre arasında ilgi uyandırdığı gibi, saz şairleri de aruz vez­niyle eserler vermişlerdir. Böylece iki zümre edebiyatı arasında bir yakınlaşma gö­rülmektedir. Halk şiirinin nazım şekilleri ve halk edebiyatının nazım türleri bu asır­da belirli kuralları tamamlandığı gibi, saz şiirinin en büyük şairleri de bu asırda ye­tişmiştir. Karacaoğlan, Aşık Ömer ve Gevherî yalnız bu asrın değil, bütün halk şii­rinin yüksek ustaları olarak kabul edilmişlerdir.


#47

SORU:

XVII. asrın  Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı şairleri kimlerdir?


CEVAP:

Bu asrın Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı şairleri; Adem Dede, Aziz Mahmud Hüdai, Niyâzî-i Mısrî, Zelilî, Adlî, Zakirî, Lâmekânî Hüseyin Derviş Osman, Sultan Ahmed, Ahîzâde Hüseyin, Şeyhî, Fakir Edna, Kul Budala, Kul Mustafa, Abdülahad Nûri, Akkirmanlı Nakşî, Oğlanlar Şeyhi İbrâhim, Zâkirzâde Abdullah Bîçâre, Cahidî, Sarı Abdullah-Abdî, Elmalılı Sinan Ümmî, Geda Muslu, Yeşil Abdal, Dedemoğlu, Kul Hasan, Derviş Mehmed, Caferoğlu, Kul Nesimî, Ümmisinanzade-Hasan, Divitçizade Mehmet Tâlib, Derviş Himmet, Sunu’llah Gâybî, Abdülkerim Fethî, Şeyh Mehmed Nazmî, Abdülhay, Himmetzade, Abdullah Abdî, Hasan-Kenzi, Abdurrahman Vali, İbrâhim Nakşî vb.leridir.


#48

SORU:

Adem Dede'nin en mühim özelliği nedir?


CEVAP:

Adem Dede'nin en mühim cephesi bugünkü bilgimize göre Mevleviler içinde, he­ce vezni ile ve Yûnus tarzında ilâhîler söyleyen ilk şair olmasıdır.


#49

SORU:

Sinan Ümmî'nin eserleri hangileridir?


CEVAP:

Sinan Ümmî’nin bilinen iki eserinden biri Divân’ıdır. Divân’ının içinde iki yüze yakın şiiri vardır. Sinan Ümmî’nin divanı Yalvaçlı Çokunzâde Şeyh Süleyman Efen­di tarafından da yayımlanmıştır. Aynı eser, daha sonra bazı seçmeler yapılarak ye­ni harflerle de yayımlandı. Osmanlı Müellifleri’nde Kutbü’l-Meani adlı başka bir eserinden de bahsedilmekteyse de böyle bir eser henüz ele geçmemiştir. Dili ol­dukça sade olan Sinan Ümmî’nin hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde sanat gayesin­den çok, halkı irşat esasından hareket ettiği görülmektedir.


#50

SORU:

Niyâzî-i Mısrî’nin eserlerini hangi dilde yazmıştır ve kimlerden etkilenmiştir?


CEVAP:

Niyâzî-i Mısrî’nin eserleri; Türkçe ve Arapça mensur ve manzum on ciltten faz­la bulunmaktadır. O, edebiyatımızda daha çok mutasavvıf bir şair olarak tanınır. Aruzla yazdığı şiirlerde genellikle Nesimî ve Fuzulî, hece ile yazdıklarında ise Yû­nus Emre’nin tesirleri açıkça görülür.


#51

SORU:

Niyâzî-i Mısrî’nin eserleri nelerdir?


CEVAP:

Birçok yazma nüshası bulunan Divân-ı İlâhîyyat eski harflerle 1259’da Bulak’ta basıldığı gibi, birkaç defa da yeni harflerle İstanbul’da 1967, 1974’te yayımlandı. Diğer eserleri ise; Risâletü’t-Tevhîd, Şerh-i Esmâ-i Hüsnâ, Sure-i Yûsuf Tefsiri, Es’ile ve Ecvibe-i Mutassavvıfâne , Şerh-i Nutk-ı Yûnus Emre, Risâle-i Eşrât-ı Saat, Tahirnâme, Risâle-i Haseneyn, Divân-ı İlâhiyât , Mektubât, Risâle-i Hızriye, Fâtiha Tefsiri, Risâle-i Hilye-i, Hz. Hüseyn, Sure-i Nur Tefsiri, Risâle-i Belgrat, Risâle-i Vahdet-i Vücud, Risâle-i Devriye, Mevâidü’l-İrfân


#52

SORU:

Kul Nesimi kimdir?


CEVAP:

XVII. yüzyıl Anadolu sahası şairi olan Kul Nesîmî, Bektâşî tarikatındandır. Ama Câferi, Haydarî ve Hurufi tarikatları ile de ilgilenmiştir. Şiirlerini, hem aruz, hem de hece vezni ile yazmıştır, hatta aruzu daha çok kullanmıştır. Ama aruzda pek başa­rılı olamamıştır. Fuzûli’nin ve Nesîmî’nin tesirinde kalmıştır.


#53

SORU:

Aşık Virani hangi mahlasları kullanmıştır?


CEVAP:

Eserlerinden aldığımız bilgilere göre Virânî, Hurufilik inancına bağlı bir Bektaşî babası olup, “Virânî, Aşık Virânî, Virânî Baba” gibi mahlaslar kullanmıştır.


#54

SORU:

Virânî, Bektaşî geleneğinde hangi şairlerle birlikte yedi büyük şair olarak anılır?


CEVAP:

Virânî, Bektaşî geleneğinde; Nesîmî, Hatayî, Fu­zulî, Kul Himmet, Yeminî ve Banazlı Pir Sultan Abdal’la birlikte yedi büyük şair­den biri sayılır.


#55

SORU:

Aşık Virânî’nin eserleri ve edebi özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Virânî’nin, Hurufilik akidelerini gösteren bir Risalesi ve kırk kadar manzumeyi içine alan küçük bir divanı vardır. Bazı şiirlerini aruz vezniyle yazmıştır. Bu şairin şiirlerinde Hurufi fikirlerin dışında bir samimiyet havası hâkimdir. Dili oldukça ağırdır. Zira dinî terimleri ve terkipleri fazlası ile kullanmıştır. Hz. Ali hakkında yaz­dığı şiirleri ise, onu tam manasıyla bir Ali-Allahiler grubuna dâhil eder. Eserlerinde ahlakî temler ve yüzeysel anlamdaki tasavvuf iç içedir.