BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR I Dersi Natüralizm (Doğalcılık)-Parnasizm soru cevapları:

Toplam 57 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Natüralizm ne zaman başlatılır ve hangi akımın
devamı olarak değerlendirilir?


CEVAP:

Natüralizm, 19. asrın başından itibaren gelişen
realizmin, devamı niteliğindedir. 1870’lerden sonra güzel
sanatlarda, özellikle tiyatro ve roman sahasında Darwinci
doğa yönteminin ilkeleri ekseninde gelişir.


#2

SORU:

Natüralizm kavramı nereden gelir ve bugünkü
anlamına nasıl kavuşur?


CEVAP:

Natüralizm terimi “Nature-doğa” kelimesinden
gelir ve Türkçede “doğalcılık” olarak da bilinir. Uzun bir
geçmişe sahip olan kelime, XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla
kadar, “ilk prensip olarak her şeyi tabiata mal edenlerin
sistemi (Tanrıyı yadsıyarak)” anlamında kullanılırken 17.
yüzyıldan beri “her şeyde tabiatın tam taklidini lüzumlu
gören fikir” manasında kullanılmaktadır. 1839 yılında
Fransız edebiyat kuramcısı Sainte Beuve (1804-1869) ve
edebiyat dergisi Revue des Deux Mondes, parnasizmin
kurucusu Théophile Gautier (1811-1872) ve ekolünün
şiirini nitelemek için kelimeyi bugünkü anlamında
kullanır.


#3

SORU:

Realizm, natüralizm ve pozitivizm arasındaki felsefi
ilişki nasıldır?


CEVAP:

Realizmle birlikte pozitivist anlayışın sadece
bilimsel çalışmalarla kalmayıp güzel sanatlara ve oradan
edebiyata sirayet ettiğini görmüştük. Realizm, pozitivizm
aracılığıyla romantizmin coşkunluğunu, bireysel zevk ve
ihtiraslara meylini, mucizelere, rastlantılara olan
düşkünlüğünü zaten törpülemişken ardından gelen
natüralizm, gerçekçilik geleneğini bir kat daha yukarıya
taşır. Bunu yaparken realizmden ayrıldığı nokta
determinizm ilkesine sıkı sıkıya bağlı olmasıdır. Bu da
natüralizmin insanı aklî, ahlaki ya da duygusal yönleriyle
değil tamamen fizyolojik yönleriyle ele alması sonucunu
doğuracaktır.


#4

SORU:

Determinizmin Türkçe karşılığı nedir?


CEVAP:

Determinizm, dilimizde “belirlenimcilik” ve
“gerekircilik” terimleriyle de karşılanır.


#5

SORU:

Determinizm nedir?


CEVAP:

Determinizm, ahlaki ve insani seçimler de dâhil
olmak üzere bütün olayların önceden var olan nedenlerce
belirlendiğini ileri süren ve iradeyi reddeden felsefi
kuramdır. Bütün olgu ve olayların nedensellik içinde
geliştiğini ileri sürer.


#6

SORU:

Determinizm, natüralist sanatta nasıl görülür?


CEVAP:

Determinizm, natüralist sanatı etkilemeye “Kaba
cisimlerde olduğu gibi canlı varlıklarda da her olgunun
varoluş şartları mutlak bir biçimde belirlenmiştir. Bir
başka deyişle bir olgunun şartları bir defa bilindi ve yerine
getirildi mi, bu olgu deneycinin isteğine göre her zaman
ve zorunlu olarak gerçekleşebilecektir” fikrini ileri süren
Claude Bernard (1813-1878)’ın bu düşüncesini romana
uygulamaya çalışan Emile Zola (1840-1902) ile başlar.


#7

SORU:

Natüralizmi, realizmden ayıran düşünce nedir ve
düşünür kimdir?


CEVAP:

Natüralizmi diğer akımlardan ve özellikle devamı
olduğu realizmden ayıran düşünce Charles Darwin (1809-
1882) ve onun geliştirdiği “Evrim Teorisi”dir. Darwin,
Türlerin Kökeni (1859) çalışmasında canlıların doğal
seçme (natural selection) yoluyla evrimleştiği tezini ileri
sürer. Bilim ve din çevrelerini teziyle derinden etkileyen
Darwin, günümüzde de hâlen tartışılan bir isimdir.


#8

SORU:

Darwin’in tümevarımcı anlayışı, natüralist sanatta
nasıl karşılık bulu?


CEVAP:

Darwin’in tümevarıma dayalı bir gözlem
yapılamayacağı ve önceden teorinin oluşturulup tümden
gelimci bir metot uygulanması gerektiğine inancı,
konumuz olan natüralizme yaptığı en önemli etkilerden
biridir. Buna göre gözlemcinin kafasında sonuç önceden
belli olmalıdır, varsayıma göre geçerli ya da geçersiz
sonuçlar elde edilebilir. Bunun için de natüralist romancı
önceden belirlediği sona doğru olaylarını ve roman
karakterlerini kurgulayacaktır.


#9

SORU:

Darwin’de güçlünün yaşaması için dinamik oluş
nedir?


CEVAP:

Darwin’den önce ilahi enerjinin önce melekleri,
sonra insanı, sonra hayvan ve bitkileri ve cansız tabiatı
yarattığına inanılırken, Darwin’den sonra önce maddenin
sonra bitkilerin, hayvanların ve insanın yaratıldığına
inanılmıştır. Bu mekanik evrim süreci içinde canlı
varlıkların, güçlünün yaşaması ilkesine uygun olarak
kusursuzluğa doğru dinamik bir oluş ve değişme süreci
içinde kendilerini gerçekleştireceklerine ve bu evrim
sürecinin hedefinin Tanrının mutlak kusursuzluğu
olduğuna inanılmıştır.


#10

SORU:

Natüralistlerin edebiyatta natüralist geleneği ileri
götürürken temel çıkışları nedir?


CEVAP:

Edebiyatta realist geleneği daha ileri götüren
natüralistler, gerçekliği ahlaktan, toplumsal normlardan ve
yargılardan bağımsız Darwinci bir yaklaşımla ele almıştır.
Evrim Teorisini merkez alan natüralistler Tanrı ve ruhun
varlığına inanmamış, ilahi dinlerin yaratılışa, insanın var
oluşuna ve ölüm sonrasına dair dile getirdiği bilgilere
itibar etmemiştir.


#11

SORU:

Natüralist edebiyatın kuramsal temelleri hangi
düşünüre dayanır?


CEVAP:

Kuramsal temellerini Fransız pozitivizminin önde
gelen isimlerinden sosyolojik eleştirinin babası Hippolyte
Taine (Hippolyte Adolphe Taine, 1828-1893)’in eleştirel
metodu oluşturur. Taine, sanat eleştirisinde Darwinci
düşünceyi, “ırksal, coğrafi, iklimsel nitelikler kişi, olay ve
olguları yönlendirir” önermesiyle uygulamaya çalışır.


#12

SORU:

Taine, insanı nasıl görür?


CEVAP:

Taine, insanı mekanik ve kimyasal tepkimelerle
hareket eden bir varlık düzeyine indirgeyen natüralistlerin
öncüsüdür


#13

SORU:

Natüralizmin büyük çıkışı hangi isimlere dayanır?


CEVAP:

Natüralizmin asıl büyük çıkışı ve tam anlamıyla
kuramlaşması akımın öncüsü Emile Zola (1840-1902)’nın
Claude Bernard (1813-1878)’ın deneysel tıp, evrim ve
kalıtım konusundaki görüşlerini romana uygulamaya
çalışması ile başlar.


#14

SORU:

Emile Zola’nın edebiyata ilk başladığında yaklaşımı
nasıldır?


CEVAP:

Zola edebiyat yolunun henüz başında, gençlik
yıllarında Victor Hugo, George Sand gibi romantik
şairlere öykünen, onlar gibi lirik ve romantik şiirler yazan
biridir. Hatta bu idealist genç sonradan gelişecek
fikirlerinin aksine o sıralar edebiyatın ilmin tesiri olmadan
kendi başına var olabileceğine inanmaktadır. Hatta
materyalizmden, determinizmden ve realizmden
olabildiğince uzaktır, nefret eder.


#15

SORU:

Claude Bernard’ın Tecrübi Hekimliğe Giriş kitabı
Zola’yı neden etkilemiştir?


CEVAP:

Claude Bernard’ın Tecrübi Hekimliğe Giriş
(1865) adlı kitabında pozitif bilimlere uyguladığı metodu,
romana uygulamak ister ve realizm temelli düşüncelerini
Bernard’ın düşünceleri ile birleştirir. Zola’nın Bernard’ın
bu eserini seçmesinin nedeni, eserde Bernard’ın hekimliği
bilimden çok sanat gibi gören dönemin toplumuna karşı
hekimliğin bir bilim olduğunu kanıtlamaya çalışmasıdır.
Çünkü Zola da romanı bir bilim gibi değerlendirmek
niyetindedir.


#16

SORU:

Deneysel Roman’da Zola neyi ilke edinir?


CEVAP:

Zola “Deneysel Roman” çalışmasının hemen
başında yapacağı işin Claude Bernard’ın yukarıda
andığımız eserinden bir uyarlama olduğunu özellikle
belirtir. Hatta onun hekimliğe dair metninde geçen
“hekim” kelimesi yerine “romancı” kelimesini getirerek
neredeyse metni olduğu gibi kullanacağını da söyler.
Bernard’ın kimya, fizik ve cansız nesnelerin
incelenmesinde kullanılan yöntemlerin hekimlikte de
kullanılmasını istemesi gibi, Zola da fen bilimlerindeki
yöntemlerin romanda uygulanmasını ister. Nasıl ki
deneysel yöntem bize fizik hayatın ne olduğunu
gösteriyorsa, aynı şekilde duygu ile akla dair hayatın da ne
olduğunu gösterebilir. Bunun için deneysel yöntem
“kimyadan fizyolojiye”, “fizyolojiden antropolojiye ve
toplumbilime” oradan da son olarak “romana”
uyarlanabilecektir.


#17

SORU:

Zola, deneysel roman düşüncesini açık bir şekilde
ortaya koyabilmek için işe Bernard’ın yöntemini ele aldığı
dört paragraf nedir?


CEVAP:

1. Fizyolojiye dayanan hekimlik, deneysel yöntem
sayesinde bilimsel yola girmiştir. Deneysel yargı
şüpheye dayanır. Deneycide önyargı diye bir şey
bulunmamalıdır. O, kafa özgürlüğünü
yitirmemelidir. Olayları ancak kanıtladıktan
sonra kabul etmelidir.
2. Canlı olsun cansız olsun bütün nesneler için
doğal olayların varlığındaki koşullarda şaşmaz
bir gerekircilik (determinizm) vardır. Deneysel
bilim olayların “niçin” değil “nasıl” meydana
geldiği ile uğraşır.
3. Canlılar ve olaylar uyumlu bir bütün meydana
getirmektedir.
4. Ampirik hekimlikle deneysel hekimlik birbiriyle
bağdaşmaz değildir, şu halde birbirinden
ayrılmaması gerekir. Deneysel hekimlik, ne
herhangi bir hekimlik doktrinine ne de herhangi
bir felsefe sistemine karşılık verir.


#18

SORU:

Zola, natüralist romancının yaratıcı dehasını ne olarak
görür?


CEVAP:

Zola, natüralist romancının olguların
mekanizmasını göstermek için, olayları bizzat yaratması
ve yönetmesi gerektiğine inanır. Yazarın yapıttaki yaratıcı
dehasının payının bundan ibaret olduğunu ekler.


#19

SORU:

Bernard’ın “Şüphe eden gerçek bilgindir,” sözü
Zola’nın sanat anlayışında ne ifade eder?


CEVAP:

Bir deneyin hatta en yalın bir deneyin bile,
öteden beri bir düşünüye dayandığını belirten Zola,
düşüncenin ise gözlemden doğduğunu kabul eder. Claude
Bernard’ın: “Deneysel düşünü ne keyfe bağlıdır ne de
uydurmacaya; gözlenen gerçekte, yani doğada, her zaman
bir dayanak noktası olmalıdır” sözünü hatırlatan yazar,
Bernard’ın bütün yöntemini düşünce ile şüphe üzerine
kurduğunu ifade eder. Bernard’ın “Şüphe eden gerçek
bilgindir,” sözü Zola’nın bir anlamda kendi felsefesinin de
çekirdeğini oluşturur. Şüphe bilimin manivelasıdır yani
tetikleyicisi, harekete geçiricisidir. Bu felsefenin temeli
hatırlanacağı gibi Descartes’a dayanır.


#20

SORU:

Zola natüralist romanda kalıtım fikri hangi
düşünürden alır?


CEVAP:

Zola, natüralist romanın kahramanlarının
karakterize edilme sürecinde büyük önemi olan
“kalıtım”la ilgili düşüncelerini ise Doktor Prosper Lucas
(1808-1885)’ın çalışmalarından edinmiştir. Deneysel
roman böylelikle karşımıza irsiyet ve çevre içinde birey ve
toplumun serüveni olarak çıkar


#21

SORU:

Zola’nın romanlarında determinizmin sosyolojiye
uyarlandığında görülen etki nasıl ifade edilir?


CEVAP:

Zola, Rougon-Macquartlar serisinde ele aldığı
tezler ve kullandığı yöntemle 19. yüzyıldaki bilimsel
zihniyeti var eden değerleri harmanlamaya çalışır.
Sosyolojiden faydalanmak ve olabildiğince vesikaya
dayanmak onun romanına görece kesinlik iradesi getirir.
Tek tek bireysel olguları inceler ve buradan toplumsal
olan “mutlak”a ulaşmaya çalışır. Romanlarında bilimsel
kesinlik çıkış noktası olduğu için, roman kahramanları da
büyük ölçüde çevre ve kalıtımın sınırlarından çıkamayan
iradesiz insanlar olarak karşımıza çıkar. Bu durum determinizmin sosyolojiye uyarlandığında insanın
duygusal ve psikolojik yönünün yok sayılması ile
ilişkilidir. Bu romanlarda insan kimyasal tepkilerle
davranan mekanik bir varlığa dönüşür.


#22

SORU:

Medan Topluluğu ne anlatılmaktadır ve kimlerden
oluşur?


CEVAP:

Emile Zola’nın gerek edebî gerek siyasi ve
toplumsal düşünceleri kısa süre içerisinde genç
entelektüeller çevresinde karşılık bulur. Özellikle
L’Assomoir romanının yarattığı etki, gençlerin ilgisini
Zola’ya çevirir ve onun düşüncelerini ve estetiğini
benimseyen bir grup oluşmaya başlar. Zola’nın evinde
perşembe akşamları toplanmaya başlayan bu isimlerden en
önemlisi Guy de Maupassant’tır. Diğer isimler Léon
Hennique (1850-1935), Joris- Karl Huysmans (1848-
1907), Henry Céard (1851-1924), Paul Alexis (1847-
1901)’tir. Üstat bildikleri Zola’nın çevresinde toplanan
gençler, hareketlerini ilan eden ve natüralizmin
bildirilerinden kabul edilen Medan Akşam Toplantıları
adlı bir de eser yayımlarlar (1880). Zola bu gençleri nasıl
roman yazmaları gerektiği konusunda sürekli
yönlendirmiştir.


#23

SORU:

Natüralist tiyatronun öncü isimleri kimlerdir?


CEVAP:

Natüralist tiyatronun öncü isimleri Henry
Becque’dir. 1882’de sahnelenen Les Corbeaux, natüralist
komedi örneklerinden biridir. Yine en ünlü oyun
yazarlarından birisi Alman Gerhart Hauptmann’dır.
Natüralist tiyatronun gerek oyun yazarlığı gerekse bir
kumpanya kurmasıyla Fransa’daki öncülerinden biri de
André Antoine (1858-1943)’dır. Onun Théatre-Libre
(Özgür Tiyatro, 1887) kumpanyasında natüralist
tiyatronun pek çok başarılı örneği sahnelenir. Otto Brahm
(1856-1912) ise Antoine’in yaptığının benzerini bu defa
Almanya’da, Berlin’de kurduğu Freie Bühne (Özgür
Sahne, 1889) ile sağlar. Roman sahasında gösterdiği
başarıyı ve popülerliği gösteremese de natüralizmin Jean
Aicard (1848-1921), Eugène Brieux (1858-1932),
François de Curel (1854-1928) gibi pek çok temsilcisi
vardır.


#24

SORU:

Natüralist sanatta 1880’lerden sonra neler olur?


CEVAP:

1880’lerden itibaren her ne kadar halk tarafından
natüralist eserlere karşı ciddi bir teveccüh varsa da
natüralist yazarlar daha önce realist yazarların da
karşısında taarruzlarıyla onları yıldıran birkaç cepheyle
mücadele etmek zorunda kalırlar. Bunlar muhafazakâr
Katolik spiritüalistler, akademik sanat taraftarları ve
empresyonistlerdir.


#25

SORU:

Natüralizme en ağır darbeyi kimler indirmiştir?


CEVAP:

Natüralizme en ağır darbeyi indirecekler ise
bizzat natüralistlerin kendileri olacaktır. İlk olarak
düşünceleri ile akımın felsefi ve estetik temellerini
oluşturan isimlerden biri olan Taine ile Zola’nın arası
açılır. Medan Topluluğundan Hennique, Zola’yı değersiz
bir fikir adamı olarak niteler. Flaubert Zola’nın metodu ile
alay eder. Daha önce Zola’nın etrafında toplanmış,
takipçisi olan gençler, görüşlerini değiştirir ve eski
görüşlerini inkâr ederler. “Beşler Beyannamesi” adında bir
de bildiri yayımlarlar. Bunlar arasında Marguerite,
Descaves, J.H. Rosny, Paul Bonnetain (1858-1899),
Guiches vardır. Bildiride şunlar yazmaktadır: Üstad
çamurun dibine inmiştir. Pek güzel! Bu vaziyet maceraya
son verir. Doğru söylediğini iddia eden bu edebiyatın
sahtekârlığını şiddetle reddederiz. Zola’nın, belagatla
konuşan bu insanlarını, ekspres vagonlarından rasgele
görünen çevreler içine, ağır yığınlar halinde, hoyratça
fırlatılan, ihtilâttan mahrum, insanlıktan çıkmış bu iki
boynuzlu kocaman hayalleri reddediyoruz. Bizim
itirazımız, iffetin haykırışıdır. Kendilerinin iyi veya kötü
eserlerini, üstadın delaletlerini muhtemel bir benimsemeye
karşı, savunmaktan başka kaygısı olmayan gençlerin
vicdan sesidir.


#26

SORU:

Paul Bourget’in etkisi nedir?


CEVAP:

Paul Bourget gelenek, kilise, milliyetçilik ve
krallık yanlısı didaktik yapılı eserleriyle I. Dünya Savaşı
öncesinde Fransız muhafazakâr aydınlarının görüşlerini
derinden etkilemiştir.


#27

SORU:

Natüralizmde gözlem ve nesnelliğin önemi nedir?


CEVAP:

Natüralizmin ileri sürdüğü bilimsellik ilkesinin
doğal sonucu nesnellik (objektiflik)tir. Deneysellik,
deneycinin sadece deney sürecini gözlemlemesini
emreder. Her ne sebeple olursa olsun deney sürecine
müdahale edilemez. Buna göre yazar da gözlemlediği
gerçekleri kendi öznel düşüncelerini katmadan olduğu gibi
eserine aktarmalıdır.


#28

SORU:

Parnasizm nasıl doğar?


CEVAP:

Parnasizm, realizm ve natüralizmin şiirdeki
yansımasıdır. 1850’lerden itibaren Fransız romantizminin
kesinlikten, nesnellikten uzak ve aşırı duygusal diline
karşı bir tepki olarak doğmuştur.


#29

SORU:

Parnasizm kelimesi nereden gelir ve bu süreçte etkin
sanat hareketleri nelerdir?


CEVAP:

Parnasizm kelimesi Fransızca “ParnassismeParnassien”
kelimesinden dilimize geçmiştir. Kelimenin
kökeni ise Yunanistan’daki Parnassos dağından gelir.
Yunan mitolojisinde nympha (nimfe, periler) ların yurdu
olan bu kutsal yüksek dağ, şairlerin ilham perilerinin
yaşadığı bir yer olarak kabul edilir. Hatta sembolik olarak
şairlerin de burada yaşadıkları düşünülür. Parnasyenler ise
bu adı eserlerinin toplandığı Le Parnasse Contemporain
(1866-1867) adlı dergiden almışlardır. Pek çok edebiyat
tarihçisi de parnasizmin çıkış tarihi olarak bu tarihi esas
alır. Ancak parnasizmin başat temsilcilerinin hemen
hepsinin daha önce hatırı sayılır eserler verdiğini de
unutmamak gerekir. Ayrıca parnasizmin geliştiği yıllarda
romantizm, realizm, natüralizm ve sembolizm akımları az
ya da çok etkilidir. Her ne kadar akımlardan herhangi biri
genel olarak hızını kesse de temsilcilerinin bağlı oldukları
ekolün estetik anlayışıyla eserler vermeye devam ettiği
görülür.


#30

SORU:

Sanatın artık faydacılık, ahlâkçılık ödevlerinden
sıyrılması gerektiği, sanatın temel tartışmalarının
hangisinin temelini oluşturur?


CEVAP:

Sanatın artık faydacılık, ahlâkçılık ödevlerinden
sıyrılıp asıl işine, sanatsalı yaratma işine dönmesini ister.
Hep tekrar edilen ifadeyle sanatın sanat için olması
gerektiğini savunur. Bu isimlerin başında da ne gariptir ki
Theophile Gautier gelir. Sanatın coşkuyla
bağdaşmayacağını, onun gözü yaşlı olmaması gerektiğini
ifade eden yazılar yazmaya başlar. Otokritik yaparak
kendi aşırılıklarını da eleştirir. Mademoiselle de Maupin
(1835)’in önsözünde geleneksel ahlak değerlerini
reddederek saltık güzeli, estetik olanı aramaya başlar.
Güzelin faydadan geçtiğini doktrine eden Platoncu
anlayışa karşı çıkarak “yararlı olan”ın aksine çirkin
olduğunu iddia eder.


#31

SORU:

Gautier’nin romantik şiirdeki karşı çıktığı noktalardan
birisi nedir?


CEVAP:

Gautier’nin romantik şiirdeki karşı çıktığı
noktalardan birisi de sanatın ve şiirin geçici ve değişken
duyguların, düşlerin, hayallerin mahsulü olamayacağıdır.
Çünkü ona göre insan ölümlüdür. Oysa sanat yapıtı kalıcı
olmalıdır. Kalıcılığı sağlamak ise geçici değerlerle
mümkün değildir. Şiiri kendi estetik gerçekliği içinde
kusursuz bir yapı hâlinde sunduğumuz zaman kalıcılık
kendiliğinden gelecektir.


#32

SORU:

Parnas Okulu’nun kurucuları kimlerdir?


CEVAP:

Parnas Okulu’nun kurucuları Catulle Mendes
(1843-1909) ve Leconte de Lisle’dir. Ardından, Sully
Prudhomme, Josée-Maria de Hérédia ve Paul Verlaine
(1844-1896) gibi genç şairler, uzun süredir etiket
koyamadıkları şiirlerine Parnas Okulu ile bir kimlik
bulurlar. Sanat için sanat anlayışı artık daha sistemli bir
biçimde gelişebilecektir.


#33

SORU:

Parnasyenlerin biçimcilik ve şekil özellikleri,
şiirlerine nasıl yansır?


CEVAP:

Sanatta faydayı değil estetiği amaçlamak ve
sanatı sadece sanatın kuralları ekseninde yapılandırmaya
çalışmak, Parnasyenlerde kusursuz olanı, “arı şiiri”
aramaya dönüşür. Titiz birer estet olan bu şairlerin
eserleri, ince işçilikler neticesinde kimi zaman yıllarca
süren bir uğraşının ardından nihayet bulur. Bilim adamı,
ressam, heykeltıraş gibi malzemesini en verimli şekilde
kullanmak isteyen şairlerin, şiirin mükemmelleştirmek
istedikleri tarafı ise şekil yönüdür. Vezin, kafiye, ahenk
unsurları, mısra uzunlukları, dizem, nazım şekilleri gibi
dış yapı özelliklerinin kusursuzluğu için uğraşırlar.


#34

SORU:

Parnasyen şiirde ritm ve ahenk nasıl kurulur?


CEVAP:

“Uyakların zenginliği, ses öbekleşmesi, dizem
yapılarıyla bir araya gelince Parnas okulunun en belirgin
niteliklerinden olan müzikalite gerçekleşmiş olur”.
Parnasyen şiirdeki biçim mükemmelliğinin temelinde
plastik sanatlardaki kontrast oluşturma gerçeği yatar.
Bunun için Parnasizmde modern şiirde ya da sembolist
şiirde olduğu gibi kendiliğinden gelişen bir iç ahenk
yoktur. Dış yapıda önceden tanımlanmış sekanslar üzerine
kurulan ve yüzey yapıda belirgin bir şekilde ortaya çıkan
ritim vardır. Bu durum aslında gazel, kaside, sone, terzarima,
her ne olursa olsun önceden sınırları belirlenmiş
kalıpların içinde şiir yazmanın doğal sonucudur.


#35

SORU:

Betimleme ve objektiflik denilince parnasyen şiirde ne
anlaşılmaktadır?


CEVAP:

Şiirde resmin görselliğini yakalamak isteyen
şairlerin elinde şiir, renklerin cümbüşüne dönüşür. Ne var
ki bu pastoral cümbüş, duygudan uzaktır. Tabiatın şairdeki
aksine dair bir izlenim sunmadığı için betimlemeden öte
bir mana taşımaz. Şiiri ilmileştirme çabası, parnasizmi bir
yerden sonra yukarıda saydığımız olay ve olguları
betimlemekten ibaret bir noktaya taşır. Kendi benliğini
saklayan şairin, ilk çağ yansıtmacıları gibi doğayı olduğu
gibi aktarmaya çalışması, “tasvirî-betimleyici” şiirle
sonuçlanır. Pozitivizmin objektiflik ilkesine sıkı sıkıya
bağlanmak, şiirin çok anlamlılık ve imge yaratma
ilkelerini de geri plana itmiştir.


#36

SORU:

Parnasizmin önemli temsilcileri kimlerdir?


CEVAP:

Théophile Gautier (1811-1872), Leconte de Lisle
(1818-1905), Theodore de Banville (1823-1891), JoseMaria
de Heredia (1842-1905), Sully Prudhomme (1839-
1907), François Coppée (1842-1908).


#37

SORU:

Natüralizmi realizmden ayıran temel nokta nedir?


CEVAP:

Yukarıda da belirtildiği gibi natüralizmi realizmden ayıran temel nokta, insanı fizyolojik bir varlık olarak, yüzyıllarca değişmeyen primitif (ilkel) yönleriyle ele almasıdır. Realist sanatçının, insanın ve toplumun tüm yönleriyle (iyi ya da kötü) meşgul olması karşısında natüralist sanatçı, olgu ve olayların kötü, çirkin yönlerine yoğunlaşır. Bu da onun determinist ve Darwinci ilkelerden beslenmesinin neticesidir.


#38

SORU:

Determinizm kuramı nedir?


CEVAP:

Determinizm, ahlaki ve insani seçimler de dâhil olmak üzere bütün olayların önceden var olan nedenlerce belirlendiğini ileri süren ve iradeyi reddeden felsefi kuramdır. Bütün olgu ve olayların nedensellik içinde geliştiğini ileri sürer. Temelleri her şeyin özünü atom olarak gören Demokritos (MÖ 460-370) gibi ilk çağ atomcularına kadar giden determinizm, Pierre-Simon Laplace (1749-1827) tarafından 18. yüzyılda klasik biçimiyle kuramlaştırılmıştır. Francis Bacon (1561-1626), Galileo Galilei (1564-1642), Rene Descartes (1596-1650) ve Isaac Newton (1643-1727) gibi Fransız maddecileri yoluyla doğa bilimi ve maddeci felsefe arasında gelişmiştir. Determinizm, dilimizde “belirlenimcilik” ve “gerekircilik” terimleriyle de karşılanır.


#39

SORU:

Natüralizmi diğer akımlardan ve özellikle devamı olduğu realizmden ayıran düşünce nedir ve kime aittir?


CEVAP:

Natüralizmi diğer akımlardan ve özellikle devamı olduğu realizmden ayıran düşünce Charles Darwin (1809-1882) ve onun geliştirdiği “Evrim Teorisi”dir. Darwin, Türlerin Kökeni (1859) çalışmasında canlıların doğal seçme (natural selection) yoluyla evrimleştiği tezini ileri sürer. Bilim ve din çevrelerini teziyle derinden etkileyen Darwin, günümüzde de hâlen tartışılan bir isimdir.

Darwin’in tümevarıma dayalı bir gözlem yapılamayacağı ve önceden teorinin oluşturulup tümden gelimci bir metot uygulanması gerektiğine inancı, konumuz olan natüralizme yaptığı en önemli etkilerden biridir. Buna göre gözlemcinin kafasında sonuç önceden belli olmalıdır, varsayıma göre geçerli ya da geçersiz sonuçlar elde edilebilir. Bunun için de natüralist romancı önceden belirlediği sona doğru olaylarını ve roman karakterlerini kurgulayacaktır.


#40

SORU:

Comte’tan edindiği sosyolojik çıkarımları, onun pozitivist ve determinist düşünceleri ekseninde edebiyata uyarlayan ve edebiyatta realizm ve natüralizmin kuramlaşmasını sağlayan ilk isim kimdir?


CEVAP:

Comte’tan edindiği sosyolojik çıkarımları, onun pozitivist ve determinist düşünceleri ekseninde edebiyata uyarlayan ve edebiyatta realizm ve natüralizmin kuramlaşmasını sağlayan ilk isim Taine’dir.


#41

SORU:

Natüralizmin asıl büyük çıkışı ve tam anlamıyla kuramlaşması akımın öncüsü kimdir?


CEVAP:

natüralizmin asıl büyük çıkışı ve tam anlamıyla kuramlaşması akımın öncüsü Emile Zola (1840- 1902)’nın Claude Bernard (1813-1878)’ın deneysel tıp, evrim ve kalıtım konusundaki görüşlerini romana uygulamaya çalışması ile başlar.


#42

SORU:

Natüralizmin çıkış eseri olan romanın adı nedir, kim yazmıştır?


CEVAP:

Taine’den sonra Claude Bernard’ın deneysel fizyoloji üzerine görüşleriyle tanışması Zola’yı daha önce kıyasıya eleştirdiği realistlerin eserlerine yöneltir. Goncourt Kardeşler, Flaubert, Taine ve doğa bilimlerini sentezlemeye başlar. Thérése Raquin, bu sentezin mahsulü olarak natüralizmin çıkış eseri olur. Romanda başkarakter Thérèse, fizyolojik özellikleriyle ve yaşadığı çevrenin mahsulü olarak ele alınır.


#43

SORU:

Zola, deneysel roman düşüncesini açık bir şekilde ortaya koyabilmek için kimin yöntemini, nasıl açıklamıştır?


CEVAP:

Zola, deneysel roman düşüncesini açık bir şekilde ortaya koyabilmek için işe Bernard’ın yöntemini dört paragrafta açıklamakla başlar. Bunlara bir bakalım:

1. Fizyolojiye dayanan hekimlik, deneysel yöntem sayesinde bilimsel yola girmiştir. Deneysel yargı şüpheye dayanır. Deneycide önyargı diye bir şey bulunmamalıdır. O, kafa özgürlüğünü yitirmemelidir. Olayları ancak kanıtladıktan sonra kabul etmelidir. 2. Canlı olsun cansız olsun bütün nesneler için doğal olayların varlığındaki koşullarda şaşmaz bir gerekircilik (determinizm) vardır. Deneysel bilim olayların “niçin” değil “nasıl” meydana geldiği ile uğraşır. 3. Canlılar ve olaylar uyumlu bir bütün meydana getirmektedir. 4. Ampirik hekimlikle deneysel hekimlik birbiriyle bağdaşmaz değildir, şu halde birbirinden ayrılmaması gerekir. Deneysel hekimlik, ne herhangi bir hekimlik doktrinine ne de herhangi bir felsefe sistemine karşılık verir.


#44

SORU:

Zola gözlem ve deney olgusunu romana nasıl uygulamıştır?


CEVAP:

Her şeyden evvel Zola, romancının hem gözlemci hem de deneyci olduğunu kesinler. Romancının gözlemci yanı olguları gözler, hareket noktasını belirler, kişilerin yürüyeceği, olayların gelişeceği sağlam bir mekân yaratır. Ardından deneyci yanı devreye girer ve incelenen olayların determinizmin hükmettiği şekilde birbiri arkasına sıralanabilmesi için özel bir hikâye içinde kişileri harekete geçirir. Romancı bir gerçeğin peşi sıra yola çıkar.


#45

SORU:

Zola'nın romanlarında bilimsel kesinlik çıkış noktası olduğu için, roman kahramanlarının da büyük ölçüde çevre ve kalıtımın sınırlarından çıkamayan iradesiz insanlar olarak karşımıza çıkması ne ile ilişkilidir?


CEVAP:

Zola, Rougon-Macquartlar serisinde ele aldığı tezler ve kullandığı yöntemle 19. yüzyıldaki bilimsel zihniyeti var eden değerleri harmanlamaya çalışır. Sosyolojiden faydalanmak ve olabildiğince vesikaya dayanmak onun romanına görece kesinlik iradesi getirir. Tek tek bireysel olguları inceler ve buradan toplumsal olan “mutlak”a ulaşmaya çalışır. Romanlarında bilimsel kesinlik çıkış noktası olduğu için, roman kahramanları da büyük ölçüde çevre ve kalıtımın sınırlarından çıkamayan iradesiz insanlar olarak karşımıza çıkar. Bu durum determinizmin sosyolojiye uyarlandığında insanın duygusal ve psikolojik yönünün yok sayılması ile ilişkilidir. Bu romanlarda insan kimyasal tepkilerle davranan mekanik bir varlığa dönüşür.


#46

SORU:

Rougon-Macquart’ların natüralist roman için en önemli yanlarından biri nedir?


CEVAP:

Rougon-Macquart’ların natüralist roman için en önemli yanlarından biri vesikaya dayanmasıdır. Bu tarzda roman yazma geleneğinin temelleri Goncourt Kardeşler’le daha önceden atılmıştır. Zola da eserine bilimsellik katmak için gerçekleri olduğu gibi aktarmaya çalışır. Yazarın, Rougon-Macquart’lar ailesinden Gervaise’i anlattığı L’Assommoir (1876)’ı vesikalara en sadık kaldığı eseri olarak kabul edilir.


#47

SORU:

“Verismo”nun Türkçe karşılığı nedir?


CEVAP:

“Verismo”nun Türkçe karşılığı gerçekçiliktir.


#48

SORU:

Zola’dan önce  natüralizmin tiyatrodaki ilk uygulamalarına imza atan kimdir?


CEVAP:

Zola’dan önce Goncourt Kardeşler natüralizmin tiyatrodaki ilk uygulamalarına imza atmıştır. 1865’te yayımladıkları Henriette Maréchal ilk örneklerden kabul edilir. Yine onların La Patrie en danger (1868) adlı tarihî piyesleri, romantizmin tarihî dramlarının aksine lirik söyleyişten, mucizelerden, fiktif karakterlerden uzaktır ve vesikalara dayanmaktadır.


#49

SORU:

Natüralizmin sorgulanmaya başlanmasına neden olan değişimler nelerdir?


CEVAP:

Diğer taraftan dönemin Fransa siyaset yapısının değişimi de natüralizmin sorgulanmaya başlamasına neden olur. İnanç düzeyinde gittikçe ateizme, siyasal düzeyde ise sosyalizme kayan natüralistlerin karşısında muhafazakârlar ve Katolikler ittifak ederler. Pozitivizm tartışılmaya başlanmıştır. Natüralizm taraftarları dinin yeniden düşünce sistemini belirlemesinden, zihinleri mistisizme geri götürmesinden endişe ederken, muhafazakârlar da dine kaybettiği itibarı geri verme çabasındadır. İki kutbun arasında ama dine daha fazla ağırlık veren Herbert Spencer (1820-1903) tam bu noktada bir denge kurar. Dinlerin bütün ilkelliklerine rağmen esrarlı bir hakikat gizlediklerini, ilmin hiçbir zaman bu sırlara eremediğini söyler. Bilimin bilim sınırlarında kalması gerektiği düşüncesi ciddi teveccüh görür. Daha sonra Henri Bergson (1859-1941)’un gerçeği kavrama sürecinde sezginin rasyonalizm ve bilimden daha üstün olduğunu ileri süren sezgici felsefesi de natüralizmin hızının kesilmesinin nedenlerinden biri olacaktır.


#50

SORU:

I. Dünya Savaşı öncesinde Fransız muhafazakâr aydınlarının görüşlerini derinden etkilemiş olan Paul Bourget eserleri nasıl bir yapıya sahiptir?


CEVAP:

Paul Bourget gelenek, kilise, milliyetçilik ve krallık yanlısı didaktik yapılı eserleriyle I. Dünya Savaşı öncesinde Fransız muhafazakâr aydınlarının görüşlerini derinden etkilemiştir.


#51

SORU:

Nesnellik ve bilimsellik ilkesinin bir sonucu olarak natüralistler, özellikle kenar mahallelerin, meyhanelerin, yoksul çevrelerin, batakhanelerin, demografinin tabanında yer alan ötekileştirilmiş insanların üzerinde yoğunlaşmalarının nedeni nedir?


CEVAP:

Nesnellik ve bilimsellik ilkesinin bir sonucu olarak natüralistler, özellikle kenar mahallelerin, meyhanelerin, yoksul çevrelerin, batakhanelerin, demografinin tabanında yer alan ötekileştirilmiş insanların üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bunun sebebi, insanın tabii hâlinin bu çevrelerde gözlemlenebileceğini düşünmelerindendir. Çünkü insan evrimsel ve antropolojik olarak kötüdür ve yaşam mücadelesini ancak güçlülerin kazanabildiği bu dünyada, ne kadar gelişme gösterirse göstersin, neticede primitif bir varlıktır. Diğer taraftan yeni liberal ya da kapitalist dünya düzeni ekonomik uçurumları belirginleştirmiştir ve gittikçe sosyalizme yaklaşan natüralizm için ezilen insanları anlatmak bir zaruret hâline gelmiştir. Natüralizm öncesi sanatçıların pek gözüne ilişmeyen bu çevreler, natüralizmin objektifini her an üzerine yönelttiği ana yapılar olacaktır.


#52

SORU:

Natüralizmde insan kavramı nasıldır?


CEVAP:

Natüralizm, Aydınlanma Çağı’nın sınırlı olmasına rağmen aklıyla ve eğitimle kusursuzluğa erişip ruhunun kurtuluşunu sağlayabilen insanı yerine, evrimin daha ilk basamaklarında içgüdülerinin çoğunu kaybetmiş, fakat bu eksikliği giderecek akla erişememiş insanı sanata konu eder. Natüralizmin insan kavramı, romantik insan kavramına da karşıdır. Romantikler, demokrasinin toplumun tabanına ve imtiyazsız sınıflarına yayılmasını isterken, bir yandan soylu aristokrat kavramını geliştirmişler, bir yandan da sebep sonuç zincirini kırarak tanrılaşan insan kavramını yaratmışlardır. Natüralist yazarlardan Balzac’a göre insan, hayvan gibi, kendi çevresinin mahsulü ve ona göre ferdi özellikler geliştiren bir varlıktır.

Natüralizm insanı, hem evrimsel kalıtım özellikleri hem de toplumun değişmez yasaları içerisinde iradesiz bir varlık olarak tasavvur eder. Zola’nın fizyolojik insan tanımlaması, insanı sürekli bir biçimde çevrenin denetiminde görmesi ile ilgilidir. Kalıtım özellikleri ise insanı tahdit eden bir diğer mekanizmadır. Hür iradeye sahip olduğunu düşünen insan aslında atalarının genetik mirasını taşımakla yükümlü ve her ne olursa olsun bu ilkel benlikten kendini kurtaramayan aciz bir varlıktır. Hür irade diye bir şey yoktur. İnsan çevre ve kalıtımın arasında sıkışmıştır. Zola’nın Rougon-Macquart’larda sergilemek istediği tam da budur. Bir ailenin beş kuşaklık serüvenini anlatmak istediği bu seride yazar, tutku, şehvet, arzu, hırs gibi birtakım temel duygularda aile bireylerinin kalıtım nedeniyle kuşaklar geçse de nasıl birbirine benzediklerini ortaya koyar.


#53

SORU:

“Betimleme değil kimlik saptaması yapıyoruz” diyen Zola, bu ifadeyle ne anlatmak istemiştir?


CEVAP:

“Betimleme değil kimlik saptaması yapıyoruz” (Sunel, 1981, 146) diyen Zola, bu ifadeyle natüralizmin betimleme anlayışının yorum, hayal, kanaat gibi olgulardan uzak olduğuna işaret eder. Natüralizm daha önce de belirttiğimiz gibi insanı çevrenin bir mahsulü olarak görür. Bu yüzden böylesine önemli bir işlev verilen çevrenin mümkün olduğunca ayrıntılı bir biçimde anlatılması gerektir ki asıl mesele olan insan, canlı bir varlık olarak realize edilebilsin. Ayrıca pozitivizmin öngördüğü düşünce silsilesinde hiçbir boşluk bırakmamak gerekir ilkesi de natüralist romancıyı her türlü ayrıntıyı kimi zaman okuyucuyu ana konudan uzaklaştıracak kadar ileri boyuta taşımasına neden olur.


#54

SORU:

Natüralistlerin, eserlerinde estetiği geri plana atmalarına yol açan sebep nedir?


CEVAP:

Natüralistlerin sanatta fayda ilkesini benimsemeleri ve sanatı toplumu düşünsel manada ileri götüren bir araç olarak görmeleri, eserlerinde estetiği geri plana atmalarına yol açmıştır. Natüralist yazarlar toplumu zaafları, yoksunlukları, arızaları ile bir bütün hâlinde sergilemek ve kendi içyüzünü kendisine bir an önce göstermek ister. Bu yüzden mesajlarının doğru ve herkesin aynı şekilde anlayabileceği şekilde açık olmasına uğraşır. Bu da dillerini romanlarında başarmak istedikleri gibi bir bilim dili hâline çevirir. Oysa sanatın dili şiirseldir. Sonuç itibarıyla dili kullanma becerileri bakımından selefleri olan realistlerle bile başa çıkabilecek bir seviyeleri yoktur.


#55

SORU:

Natüralizmin kurucusu, Fransız romancı, eleştirmen ve düşünce adamı kimdir?


CEVAP:

Emile Zola (1840-1902): Fransız romancı, eleştirmen ve düşünce adamı Zola, Natüralizmin kurucusudur. “Deneysel Roman” eseriyle natüralizmin temel ilkelerini saptayan yazar bu ilkeleri Rougon ve Macquart ailelerinin beş kuşak boyunca hayatını anlattığı Rougon-Macquart’lar serisinde uygulamaya çalışır. Nana ve Germinal hem bu dizinin hem de Zola’nın en önemli romanları arasındadır.


#56

SORU:

Parnasizm nedir?


CEVAP:

Parnasizm, realizm ve natüralizmin şiirdeki yansımasıdır. 1850’lerden itibaren Fransız romantizminin kesinlikten, nesnellikten uzak ve aşırı duygusal diline karşı bir tepki olarak doğmuştur.


#57

SORU:

Santimantalizm nedir?


CEVAP:

Santimantalizm: Çoğunlukla romantikleri ifade için kullanılan bu terim, aşırı duygusallık hâlini ifade eder. Davranışlarını duyguların belirlediği insan santimantalist olarak tanımlanır.