ÇAĞDAŞ FELSEFE I Dersi GÜNDELLİK DİLE DÖNÜŞ: RYLE VE AUSTİN soru cevapları:

Toplam 33 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU: Zihin-beden ayrımı kavramını açıklayınız?


CEVAP: Gündelik dilde kullanırken sorun yaşamadığımız terimler (bilinç, madde, anlama, işaret vb.), felsefeciler bunlar, ele almaya başladıklarında sorunlar çıkmaktadır. Neden? Ryle burada sorunun kaynağını felsefecilerle uzmanları karşılaştırarak teşhis etmeye çalışır. Herhangi bir konudaki uzmanlar kendi alanlarına giren malzeme ve nesnelerle ilişki kurarak, onlarla uğraşarak kendi uzmanlıklarını geliştirirler. Ryle şunu sormaktadır: “Biliş, duyumlama, ikincil nitelikler ve özler” gibi kavramlar söz konusu olduğunda, felsefeciler hangi özel işleri yaparak uzmanlık/ustalık kazanmaktadırlar (“Ordinary Language”, s.123-4). Ryle böyle bir özel iş ya da etkinlik olmadığını ve önünde sonunda felsefecilerin kullandıkları kavramların, sürekli boşa dönerek farklı yönleri gösteren bir pusula gibi hiçbir zaman kuzeyi göstermediğini iddia etmektedir. Ryle felsefenin yöntemine ilişkin geliştirdiği tüm düşünceleri, “zihin” kavramı- na ilişkin olarak tartışmaya koyar. Ryle, Descartes’ın kullandığı biçimiyle zihin kavramını ele alır. The Concept of Mind adlı çalışmasında, Kartezyen ikiciliği (zihin ve bedenin iki ayrı töz olarak sunulmasını), Descartes’ın miti olarak adlandırır. Ryle, Descartçı ikiciliğin temel tezlerini sunduktan sonra görüşlerini şöyle ifade eder: “İşte bu ana hatlarıyla resmi kuramdır. Ben onun hakkında sık sık, kötü bir sözü kasten kullanarak, “Makine’deki Hayalet Dogması” diye konuşacağım. Onun, sadece ayrıntıda değil ilkesel olarak, tamamen yanlış olduğunu gösterebilmeyi umuyorum. O büyük bir hatadır ve özel bir tür hatadır. O, adlandırmam gerekirse, bir kategori hatasıdır. Zihinsel yaşamın olgularını, onlar gerçekte başka birine aitken, belli bir mantıksal tipe ya da kategoriye (veya tipler ve kategoriler silsilesine) aitmiş gibi temsil etmektedir. Dolaysıyla bu dogma bir felsefecinin mitidir (The Concept of Mind, s.15-6).”

#2

SORU: John Langshaw Austin kimdir, hayatı hakkında bilgi veriniz?


CEVAP: John Langshaw Austin 1911 yılında İngiltere’de Lancaster’da doğdu. Babası bir mimardı. Ailesi 1922 yılında İskoçya’ya taşındı. Shrewsbury School ve Balliol College’da eğitim gördü. 1929’da Oxford Üniversitesi’ne klasikleri okumak üzere geldi. Bu dönemde felsefeye ve özellikle Aristoteles’e olan ilgisi arttı. ikinci Dünya Savaşı’nda MI6 için çalıştı ve savaş sonrasında Oxford Üniversitesi’nde ahlâk felsefesi alanında ders vermeye başladı. 1950’li yılların ortalarında Austin, Harvard ve Berkeley Üniversiteleri’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak bulundu. 1955’te Harvard’da verdiği dersleri How to Do Things With Words başlığı ile yayımlandı. Bu dönemde Noam Chomsky ile tanıştı ve dostluk kurdu. 1956-1957 yıllarında Aristotelian Society’nin başkanlığını yürüttü. 1960 yılında 48 yaşındayken akciğer kanseri nedeniyle yaşama veda etti. Austin, konuşma edimleri kavramının önde gelen savunucusu olarak bilinir. Austin, konuşmanın kendisini bir eylem türü olarak çözümlemesiyle tanındı. Dili verili bir gerçekliği betimleyen edilgin bir pratik olarak değil, gerçeklikleri etkilemek ve ortaya çıkarmak üzere kullandığımız bir pratik olarak düşünmemiz gerektiğini savundu. Söz edimleri kavramı daha sonra başka felsefeciler tarafından da kullanıldı ve geliştirildi. Özellikle Amerikalı felsefeci John Searle, konuşma edimlerine dayanan kapsamlı bir kuram geliştirdi. Sözcüklerin gündelik kullanımlarını çözümlemeye dayalı anlambilim anlayışı nedeniyle geç dönem Wittgenstein ve Gilbert Ryle ile birlikte gündelik dili esasa alan felsefe anlayışının kurucuları arasında yer aldı. Öte yandan Wittgestein’ın görüşleri ile kendi felsefesi arasında bağ kurmayı reddetti ve kendi düşünce biçimini G.W.Moore’un felsefî görüşlerinin etkisinde geliştiğini iddia etti. Austin’in analitik felsefeye önemli bir katkısı da Gottlob Frege’nin Grundlagen der Aritmetik adlı eserini 1952 yılında Foundations of Arithmetic başlığı ile ingilizce’ye çevirmesidir.

#3

SORU: 20. Yüzyılın başlarında psikolojiye dayalı felsefe anlayışının dışlanması ile felsefenin konusu nasıl bir hal almıştır?


CEVAP: 20. yüzyılın başlarında, psikolojiye dayalı felsefe anlayışlarının dışlanması ile felsefenin konusunu fiziksel olana karşıt olarak zihinsel olanın teşkil ettiğine ilişkin kanı artık kabul görmez bir hale gelmişti. Ryle bu dönemde felsefecilerin kendilerine ne fiziksel ne de zihinsel olan bazı nesneler aradığını, Platoncu idealardan, önermelere, mantıksal biçimlerden, duyu verilerine ve yönelimsel nesnelere pek çok bu tür nesnenin, bu konu hakkında çalışan felsefeciler için konu teşkil ettiğini öne sürmüştür. Ryle’a göre ise felsefeyi felsefe yapan şey, özel bir takım nesnelerle ilgili konuşuyor olması değildir. Felsefe bazı sorunları kendine özgü bir tarzda konu edinmektedir. Ryle’a göre bir dili yetkin bir biçimde konuşan kişilerle felsefeciler arasındaki ilişki, belli bir yöreyi orada uzun yıllar yaşadığı için bilen köylülerle o yörenin haritasını çıkaran bir haritacı arasındaki ilişki gibidir. Söz konusu yerli, yöreyi kendi deneyimleri ve hafızası üzerinden bilir. Nereden nereye nasıl gideceği hakkında kişisel fikirleri vardır. Oysa yörenin haritasını çıkarmak isteyen uzman, bu kişisel bakış açılarını terk etmek ve daha genel bir bakış açısıyla konusunu ele almak durumundadır. Ölçüm birimlerini, cetvel, pergel gibi araçları kullanmak durumundadır. Söz konusu yörenin yerlisine bir harita çizmesi ya da mevcut bir haritayı kullanarak bir tarifte bulunması istense, o kişinin haritacının kullandığı araçlar ve birimlerle konuşmaya başlaması beklenir. Bizim gündelik dili öğrenmemiz de o yerlinin yaşadığı bölgeyi öğrenmesine benzer. Dili konuşmayı öğrenirken dili belirleyen kuralları ifade etmeyi öğrenmemiz gerekmez. Öte yandan, dili konuşmayı öğrenirken bir sözcük ya da sözcük grubunu bir başkası ile değiştirdiğimizde, söz konusu ifadenin anlamının ve içerdiği sonuçların farklılaştığını öğreniriz. Bu durum, kendi yöresinde bir yerden bir yere giderken farklı yollar izleyen ve seçtiği bazı yollarla farklı noktalara varan yerlinin durumuna benzerdir. O kişi de bu farklılıkları bilir, öte yandan kendi bölgesinde hareket ederken bu farklılıklar hakkında düşünme gereği hissetmez. Ancak gündelik dilde farklı ifadeleri kullandığımda, bu ifadelerin içerdiklerinin birbirleriyle zıt bazı anlamlara (zıt yönlere) doğru bizi yönlendirdiğini de fark ederiz. Ryle bu noktayı açabilmek üzere, yorgun bir denizcinin bir fırtınadaki eylemini betimleyen sözcükler arasındaki gerilimleri örnek olarak verir. Denizci fırtınada gönüllü olarak (ing. voluntarily) ama içinden gelmeksizin (ing. reluctantly) çabalamaktadır (“Abstractions”, s.443). Burada kullanılan iki sözcük bir karışıklığa yol açmaktadır. Denizci bir zorlama nedeniyle değil “gönüllü olarak” ne yapıyorsa yapmaktadır. Ama her ne yapıyorsa “içinden gelmeden” bunu yapmaktadır. Her iki ifadenin içermelerinin beni taşıdığı yerler (ing. implication threads) birbirine terstir. Burada karşılaştığım karmaşık durumu çözebilmek üzere, öncelikle söz konusu çatışmanın sadece görünüşte olduğuna ikna olmam gerekir. Her iki ifadenin içerdiklerinin bir araya gelebileceğini çözmek üzere, kavramsal bir çözümleme yapmam yeterli olacaktır. Ancak bunu yapabilmem için, artık söz konusu denizciye veya içinde bulunduğu duruma bir gönderimde bulunmama gerek yoktur. Artık eylem, güdü, tercih, irade gibi daha genel kavramlardan genel bir üslup içerisinde söz etmeye başlarım.

#4

SORU: Ryle’e göre gündelik dilde felsefe anlayışı kavramını açıklayınız?


CEVAP: Ryle felsefenin gündelik dile odaklanması gerektiğini savunur ve bu bağlamda kendisi bir gündelik dil felsefecisidir. Öte yandan, felsefecilerin incelemesi beklenen ifadeler ilgilendikleri konuya bağlı olarak, son derece teknik veçheler içeriyor olabilir. Matematik, hukuk veya biyoloji felsefesiyle bir felsefecinin ilgilendiğini düşündüğümüzde bunların her birinde felsefeciyi bekleyen ayrıntılar gözümüzde daha net bir biçimde belirir. Eğer gündelik dili teknik olmayan anlamında kullanırsak, bazı felsefecilerin gündelik dile dayalı bir felsefe yaptığını ama diğer bir grup felsefecinin, ise gündelik dile dayalı olmayan bir biçimde felsefe yapması gerektiğini teslim etmek durumunda kalırız. Öte yandan felsefeciler, kendilerini özelleşmiş ve teknik bir dil içerisinde kaybetmeksizin, ilgilendikleri alan hakkında daha genel ve uzman olmayanların da anlayabileceği bir dil içerisinde konuşmayı başarabilmelidirler. Teknik bir alandaki farklı kuramları kıyaslamak, ilişkilerini göstermek ve hatta bir alanı diğer teknik alanlarla ilişkilendirmek, böyle bir dil kullanımını zorunlu kılmaktadır. Ryle’ın gözünde felsefeciler, ifadelerin kullanımlarının biçimsel olmayan anlamda mantığına odaklanırlar. Principia Mathematica gibi biçimsel dilleri oluşturmaya çalışan felsefeciler Ryle’a göre tartışmaların, orijinal olarak ortaya çıktığı alandan, biçimselleştirilmiş bir dile taşınması yoluyla çözülebileceğini düşünürler. Oysa Ryle’a göre gündelik dildeki ifadeler de bilimlerin, kendi oluşturdukları dillerdeki ifadeler de biçimsel diller içerisinde düzgün tam deyimlerle yeterince temsil edilemez. Dolayısıyla, felsefî sorunlara biçimsel bir dil içerisinde çözüm bulunabileceğini düşünmek, “biçimselleştirmecilerin rüyası”ndan ibarettir. “Bu, biçimsel notasyonların tamamen gereksiz olduğu anlamına gelmez. Satranç nasıl generallere yardımcı oluyorsa biçimsel diller de felsefecilere yardımcı olabilir. Ancak, biçimsel dil hiçbir zaman biçimsel notasyon içermeyen söylemin yerini alamaz. “Gündelik dile dönelim!” sloganı biçimselci rüyalardan uyanmamız gerektiğini ifade eder (“Ordinary Language”, s.316).”

#5

SORU: Ryle’ye göre zihin nedir?


CEVAP: Ryle benzer bir düşünüşle zihnin, bedenin dışında ve ötesinde bir başka “şey” olmadığını, bir insanın zihninden bahsettiğimizde onun davranışlarının ve etkinliklerinin belli bir düzenlenişinden söz etmekte olduğumuzu söyler. Ryle, kitabın adında sadece “zihin” sözcüğü geçmekle beraber, kendisinin zihinle ilgili çok farklı kavramları bilmek, öğrenmek, keşfetmek, hayal etmek, ummak, istemek, acı veya haz hissetmek, bunalımda hissetmek vb. kavramları bu kitabında ele aldığını ifade eder (“Phenomenology versus ‘The Concept of Mind’”, s.188). Yukarıda ifade ettiğimiz haritacı benzetimine uygun olarak tüm bu kavramları, karşılıklı ilişkileri ve içermeleri ile birlikte ele alır. Kitap, kartezyen felsefenin zihin anlayışından etkilenmiş felsefecilerin, zihinsel edimlere ilişkin sözcüklerden hareketle yapmaya yatkın oldukları “tip yanlışları”nı veya “kategori hataları”nı teşhir etmeye çalışır. Descartes’ın iki dünya (iki töz) anlayışı varlıkbilimsel, bilgibilimsel ve anlambilimsel düzlemlerde farklı bağlanmalara yol açar ve bunların her biri, kendine özgü felsefî bilmeceler üretir. Düşünürleri varlıkbilimsel anlamda bağlayan görüş, iki farklı şeyin (tözün) olduğu ve bunların bir biçimde etkileştikleri görüşüdür. Bu iki şeyden birisi, uzay-zamanda yer alır ve mekanik yasalarına göre devinir. Diğeri ise uzay-zamanda yer almaz ve özünü düşünme oluşturur. Her nasılsa bu iki töz, birbiriyle etkileşim halindedir. Bu görüşe bağlanan bir zihin felsefecisinin amacı, zihinsel ve fiziksel özellikler arasındaki bağıntıyı açıklığa kavuşturmaktır. Bu sorun kısaca “zihin-beden problemi” olarak anılmaktadır ve günümüze kadar farklı kuramlar geliştirilmiş olsa da içinden çıkılabilmiş değildir.

#6

SORU: Austin’in yöntemi hakkında bilgi veriniz?


CEVAP: Ryle’ın da açığa çıkardığı gibi felsefede kategori hataları ve benzeri hatalar yapmak bu kadar kolay ise, bu sorunlardan sakınmak nasıl mümkün olabilir? Austin’in bu konudaki reçetesi ne zaman ne söylememiz gerektiğine azamî özen göstermemizdir. Austin felsefî söylemde ön plana çıkan sözcükleri inceler ve onların kullanım kuralları üzerinde durur. “A Plea for Excuses” başlıklı yazısında önerdiği yönteme ilişkin görüşlerini sunar. Yazının genel olarak konusu sorumluluktur. Austin sorumluluk gibi büyük bir konuyu doğrudan ele almaktansa, bahane ve özürler üzerinde durur. Bunların hangi koşullarda ifade edildiğini, eylemlerin meşrulaştırılmasından ne anlamda farklı olduklarını, nasıl değerlendirildiklerini inceler. Bu incelemesi sırasında Ryle’ın ya da Wittgenstein’ın işaret ettiği hataları yapmamaya özen gösterir. Austin’in bu makalesinde örnekleme yoluyla göstermeyi içerir. Aynı zamanda gündelik dil felsefesinin yöntemlerinin bir savunusudur. Dildeki mevcut ayrımlar ve çeşitlendirmeler Austin’e göre, insanların yapmaya değer ve gerekli buldukları ayrımlar ve çeşitlendirmeleri içerir. Bunlar zamanın (ve evrimin) testlerinden geçmiş ve bir işe yaradıkları için oradadır. Austin’in verdiği bir örnek “yanlışlıkla” ve “kazayla” ifadeleri ile ilgilidir. Austin bu iki ifadenin hangi bağlamlarda farklılaştığını tartışır. Austin’e göre sözcükler ve onların kullanımları ile ilgili farkındalığımızı artırmamız, görüngüleri algılamamızı keskinleştirmemizi sağlayacaktır. Öte yandan Austin bu yöntemin tüm felsefî sorunları nihaî olarak çözeceğini de söylememektedir. Bir başka deyişle felsefî tartışmalarda son sözü bu yöntem söylemeyecektir. Ama Austin’e göre ilk söz, bu yönteme dayanarak söylenmelidir. Austin, bu çözümlemeleri sırasında bazı kelime oyunlarını da önerir. Bu yöntemlerden birisi şöyledir: Anahtar bir kavramın anlaşılmasında bu kavramla ilintili bir kavram alınır ve sözlükten anlamlarının açıklamasına bakılır. Bu işlem, seçilen sözcükler için de tekrarlanır. Bu işlemler sırasında, aynı sözcükler tekrar etmeye başladığında çember kapanmış ve amaca ulaşılmış olur.

#7

SORU: Sistemli muğlaklık kavramını açıklayınız?


CEVAP: Ryle’ın felsefenin konusunu bu biçimde belirlemesi, bir başka açıdan genel felsefî kuramların oluşturulmasını da imkânsız hale getirmektedir. Sözcükler ve daha karmaşık ifadeler, farklı bağlamlarda farklı anlamlara ve gönderimlere sahip olmakta ve bu sadece, muğlaklık içeren belli bir grupla sınırlandırılamamaktadır. Farklı sözcük ve ifadelerin farklı bağlamlarda farklı içermelere sahip olması, sistemli bir muğlaklık yaratmaktadır. Felsefe, anlamların bu farklılaşma ve sapmalarını dikkate almak ve izlemek durumundadır. Öte yandan, bu sistemli muğlaklıkların farkına varmamak pek çok felsefî sorunun kaynağında yer almaktadır. Başka bir deyişle söz konusu muğlaklıkları giderememekten dolayı bazı sahte sorunlar ortaya çıkmaktadır.

#8

SORU: Gündelik dille felsefe kavramını açıklayınız?


CEVAP: Frege ve onu izleyenlerin katkılarıyla geliştirilen yeni mantığı kullanarak dili çözümlemeye çalışmak, ister mantıksal atomculuk ister mantıksal pozitivizm tarafından yapılsın, istenilen sonuçları tam olarak verdiğini söylemek güçtür. Söz konusu çözümlemelerde “ideal” ve “biçimsel” bir dil olarak mantığın esasa alınması belki de doğru bir yöntem değildir. Belki de dilin gerçekte nasıl işlediğine daha fazla ağırlık verilmesi gerekmektedir. Mantığa dayalı yöntemleri istenilen sonucu vermemesinin belki de birincil nedeni, dilin kedisini yeterince iyi anlayamamış olmamızdır. Belki de felsefeciler dili ve kullanımını yanlış yorumladıkları için bu sorunlar ortaya çıkmaktadır. Herkes bu noktada ittifak etmese de gündelik dili ön plana çıkaran bir grup felsefeci bu yolu izlemeyi tercih etmişlerdir. Bu adların başında ise, daha önceki çalışmalarıyla gerek mantıksal atomculara gerekse mantıksal olguculara (destek olmasa da) ilham veren Wittgenstein yer almaktadır. Wittenstein’ın bu görüşlerini bir önceki bölümde ele almıştık. Şimdi ise sorunun kaynağına ilişkin teşhisleri için iki felsefecinin, Ryle ve Austin’in görüşlerine başvuruyoruz. Gündelik dili merkeze alan felsefeciler elbette Ryle ve Austin’le sınırlı değildir. Burada özellikle Peter Strawson (1909-2006), Norman Malcolm (1911-1990) ve Paul Grice’ın (1913-1988) adlarını da anmak istiyoruz.

#9

SORU: Ryle bir analitik felsefeci midir?


CEVAP: Ryle’ın Russell ve Moore çizgisinde bir analitik felsefeci olup olmadığı tartışmalıdır. Kendisi, felsefî çözümlemenin felsefenin biricik ve yegâne işlevi olduğunu savunmuş, dilin bizi yanıltan gramerinin altında yatan mantığı çözümlemeye çalışmış ve sağduyuya dayalı gündelik dil anlayışını esasa almış olması itibariyle analitik bir felsefeci olarak kabul edilebilir. Öte yandan Ryle anlamların, ifadelerin kullanımını belirleyen kalıcı nesneler ya da kurallar olarak düşünülmesine tamamen karşıdır. Bu itibarla, Ryle’ın görüşleri geç dönem görüşleri itibariyle Wittgenstein’a daha yakındır.

#10

SORU: Gilbert Ryle kimdir, hayatı hakkında bilgi veriniz?


CEVAP: Gilbert Ryle İngiltere’de, Brighton, Sussex’te 19 Ağustos 1900 yılında doğdu. On kardeşten biriydi ve varlıklı bir ailesi vardı. Babası doktordu ancak felsefeyle yakından ilgiliydi. Brighton Koleji’nde öğrenimini tamamladıktan sonra 1919’dan itibaren Oxford’da Queen’s College’a devam etti. İlk başta klasikler konusunda çalışmaya başlasa da ilgisi felsefeye kaydı. 1924 yılında mezun oldu. Christ Church College’da ders vermeye başladı. 1968’de emekli olana kadar Oxford’da akademik çalışmalarını sürdürdü. İkinci Dünya Savaşı sırasında gönüllü olarak orduya yazıldı ve savaş sonrasında G.E. Moore’un emekli olmasından sonra Mind dergisinin editörü oldu. Bu görevini 1971 yılına kadar sürdürdü. Öğrencilerinin gelişimini sağlamak ve yönlendirmek konusunda teşvik edici ve yüreklendirici bir yaklaşımı vardı. Öte yandan felsefî tartışmalarda oldukça iddiacı ve sert bir üsluba sahipti. Wittgenstein’ın arkadaşıydı ve ona olan hayranlığını her zaman ifade etmekten çekinmemiştir. Yaşamı boyunca hiç evlenmemiş olan Ryle 1976 yılında Yorkshire’da hayata veda etti. Ryle 1931 yılında yayımladığı ve felsefeyi felsefî sorunların kaynağında yer alan dilsel karışıklıkları ortaya çıkarmak ve düzeltmekle özdeşleştirdiği “Systematically Misleading Expressions” adlı makalesiyle tanınmıştır. Dil felsefesinden felsefe tarihine, düşünme kavramından Platon’a, pek çok konuda yayın yapmış bulunan Ryle’ın en tanınmış eseri The Concept of Mind’dır. Bu eserinde Ryle, Kartezyen ikiciliği ortadan kaldırmayı ve yerine felsefî (veya analitik) davranışçılığı ikame etmeyi amaçlamıştır. Zihin felsefesi ile ilgili görüşleri günümüzde tam olarak kabul görmese de zihinsel olanın davranışsal uyaranlar ve tepkiler üzerindeki belirleyici rolü üzerinden anlaşılması gerektiğine dair görüşleri, günümüzün işlevselci yaklaşımlarına eklemlenmiştir.

#11

SORU: Edimsel söz kavramı hakkında bilgi veriniz?


CEVAP: Austin’in How to Do Things With Words başlıklı kitabı, şüphesiz en tanınan ve en etkili olmuş eseridir. Austin bu eserinde, o sıralarda felsefe çevrelerinde yaygın olarak kabul gören dil anlayışını eleştirmiştir. Bu dil anlayışına göre, cümlelerin temel işlevi olguları ifade etmektir. Cümleler eğer bu olguları ifade etmekte başarılı iseler doğru, değil iseler yanlış olurlar. Austin bu görüşte değildir. Ona göre doğruluk değeri taşıyan cümleler sözlerin (ing. utterance) çok küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Austin bu kitabında ne doğru ne de yanlış olabilen birkaç cümle örneği verdikten sonra kendisinin edimsel söz olarak adlandırdığı cümleleri ele alır. Bu tür cümleleri niteleyen iki temel vasıf bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, bu cümlelerin bildirim cümlelerinin formuna sahip olmalarına rağmen betimleyici olmamaları ve bu nedenle, bir doğruluk değeri almamalarıdır. İkincisi ise belli uygun şartlar altında bu cümlelerden birini ifade etmek, sadece bir şey söylemek değil, bir eylemde bulunmaktır. Edimsel bir söz (ing. performative utterance), arzu edilen sonucu üretmediğinde yanlış olmaktansa sonuçsuz olur. Edimsel bir söz sarf edildiğinde sergilenen eylemi Austin söz-edimi (ing. speech-act) olarak adlandırır. Bu edim biçimini, daha sonra Austin söyleme yoluyla sergilenen söyleme dışı bir eylem olduğu için edimsel eylem (ing. illocutionary act) olarak adlandırmıştır. Söz-edimlerine şu örnekler verilebilir: Bir nikâh töreninde “Bu kişiyi eşim olarak kabul ediyorum.” demek, bir bebek doğduğunda “Bu bebeği Ali olarak adlandırıyorum.” demek; bir vasiyetnamede “Bu evi kardeşime bırakıyorum” demek vb. Bu ifadelerin her birinde Austin’e göre bir eylem söz konusudur ve bu ifadelerin hiçbiri doğru ya da yanlış bir doğruluk değeri almaz. Söz konusu ifadeler, bir şey yapmak (evliliği kabul etmek, adlandırmak veya vasiyette bulunmak) için kullanılmışlardır. Austin daha sonra edimsel sözleri daha ayrıntılı bir sınıflandırmaya tâbî tutmuştur. Bir soru sorma edimini dikkate alalım. Ali, Ayşe’ye “Cep telefonunun kabı deriden mi?” diye sorsun. Burada Ali, bir ses dizisi ürettiği bir eylemde bulunmuştur. Bu itibarla sergilenen başarımı Austin, sesçil edim (ing. phonetic act) olarak adlandırmaktadır. Edimin kendisi ise bir sessel-edimdir (ing. phone). Ali’nin sorduğu soru Türkçe gramerine uygun olduğu ve Türkçe sözcükler içerdiği için Türkçe bir cümledir. Bu nedenle söz konusu sesçil edim, aynı zamanda sözsel bir edimdir (ing. phatic act). Austin bu tür edimleri sözseledimler (ing. pheme) olarak da adlandırmaktadır. Ayrıca Ali, belli bir nesneye (cep telefonuna ve onun yapıldığı malzemenin türüne) gönderimde bulunan bir edimde bulunmuştur. Böyle bir gönderim içeren bir sözsel-edim aynı zamanda anlam odağı (ing. rheme) olarak adlandırılmaktadır. Görüldüğü gibi bir anlam odağı içeren edimi sergilemek için sözsel bir edim ve dolayısıyla sessel bir edim sergilemek zorunludur. Bu üç tür edim de bir şey söyleme edimleridir ve Austin tarafından düz-söz edimi (ing. locutionary act) olarak adlandırılır. Ancak Ali sadece bir şey söylememiş aynı zamanda bir soru da sormuştur. Böyle bir edim, soru sorma edimi, söyleme yoluyla sergilenen söyleme dışı bir edimdir. Soru sormanın dışında sergilenebilecek farklı pek çok edim bulunmaktadır: Emir vermek, söz vermek, vaatte bulunmak vb. söyleme yoluyla sergilenen söyleme dışı bir edimde bulunmak bir söyleme edimini belli bir etki (ing. force) ile birlikte kullanmaktır. Bir şeyi söyleme edimi değil bir şeyi söylemekle bir edim sergilemektir.

#12

SORU:

Mantığa dayalı yöntemleri istenilen sonucu vermemesinin birincil nedeni ne olabilir?


CEVAP:

Mantığa dayalı yöntemleri istenilen sonucu vermemesinin belki de birincil nedeni, dilin kedisini yeterince iyi anlayamamış olmamızdır.


#13

SORU:

Gündelik dili merkeze alan felsefecilerin önde gelenleri kimlerdir?


CEVAP:

Gilbert Ryle, John Langshaw Austin, Peter Strawson, Norman Malcolm ve Paul Grice öne çıkan isimlerdir. 


#14

SORU:

Gilbert Ryle kaç yılında nerede doğmuştur?


CEVAP:

Gilbert Ryle İngiltere’de, Brighton, Sussex’te 19 Ağustos 1900 yılında doğdu.


#15

SORU:

Ryle'nin 1931 yılında yayımladığı ve felsefeyi felsefi sorunların kaynağında yer alan dilsel karışıklıkları ortaya çıkarmak ve düzeltmekle özdeşleştirdiği çalışmasının ismi nedir?


CEVAP:

Ryle 1931 yılında yayımladığı çalışması, “Systematically Misleading Expressions” adlı makaledir.


#16

SORU:

Dil felsefesinden felsefe tarihine, düşünme kavramından Platon’a, pek çok konuda yayın yapmış bulunan Ryle’ın en tanınmış eseri nedir?


CEVAP:

Dil felsefesinden felsefe tarihine, düşünme kavramından Platon’a, pek çok konuda yayın yapmış bulunan Ryle’ın en tanınmış eseri The Concept of Mind’dır.


#17

SORU:

The Concept of Mind’ eserinde Ryle'nin temel amacı nedir?


CEVAP:

The Concept of Mind’ eserinde Ryle, Kartezyen ikiciliği ortadan kaldırmayı ve yerine felsefi (veya analitik) davranışçılığı ikame etmeyi amaçlamıştır.


#18

SORU:

Ryle'ın anlamların ele alınış biçimine karşı düşüncesi nedir?


CEVAP:

Ryle anlamların, ifadelerin kullanımını belirleyen kalıcı nesneler ya da kurallar olarak düşünülmesine tamamen karşıdır.


#19

SORU:

Ryle’a göre bir dili yetkin bir biçimde konuşan kişilerle felsefeciler arasındaki ilişki nasıl betimlenmiştir?


CEVAP:

Ryle’a göre bir dili yetkin bir biçimde konuşan kişilerle felsefeciler arasındaki ilişki, belli bir yöreyi orada uzun yıllar yaşadığı için bilen köylülerle o yörenin haritasını çıkaran bir haritacı arasındaki ilişki gibidir. Söz konusu yerli, yöreyi kendi deneyimleri ve hafızası üzerinden bilir. Nereden nereye nasıl gideceği hakkında kişisel fikirleri vardır. Oysa yörenin haritasını çıkarmak isteyen uzman, bu kişisel bakış açılarını terk etmek ve daha genel bir bakış açısıyla konusunu ele almak durumundadır.


#20

SORU:

Farklı sözcük ve ifadelerin farklı bağlamlarda farklı içermelere sahip olması, neyi doğurmaktadır?


CEVAP:

Farklı sözcük ve ifadelerin farklı bağlamlarda farklı içermelere sahip olması, sistemli bir muğlaklık yaratmaktadır.


#21

SORU:

Ryle’a göre, kavramlar, idealar, terimler, yargılar vb. şeyler hakkında geliştirilen yanlış doktrinlerin temelinde ne vardır?


CEVAP:

Ryle’a göre, kavramlar, idealar, terimler, yargılar vb. şeyler hakkında geliştirilen yanlış doktrinlerin temelinde, “x sözcüğünün anlamı” gibi ifadelerin bir şeye gönderim yapması gerektiğini düşünmemize yol açan mantıksal yanlışlık bulunmaktadır.


#22

SORU:

Bir ifadenin anlamı, o ifade tarafından kast edilen bir şey değildir. Ryle bu konuda,  görüşü nedir?


CEVAP:

Bir ifadenin anlamı, o ifade tarafından kast edilen bir şey değildir. Ryle bu konuda,  görüşü şudur: Anlamları veya kavramları dille bütünleşik olarak düşünülen veya söylenilen, içinde ayırt edilen fakat dilden koparılıp ayrılamayan şeyler olarak ele almak daha doğrudur.


#23

SORU:

Gündelik dile dayalı felsefe anlayışı söz konusu dili nasıl ele almaktadır?


CEVAP:

Gündelik dile dayalı felsefe anlayışı söz konusu dili, teknik terimlerin kendi anlamlarından çok genel anlamda sözcüklerin kullanımına odaklanarak yapar.


#24

SORU:

Ryle’a göre gündelik dildeki ifadeler de bilimlerin, kendi oluşturdukları dillerdeki ifadeler de biçimsel diller içerisinde düzgün tam deyimlerle yeterince temsil edilemez. Dolayısıyla, bunun sonucu olarak ortaya çıkacak olan nedir?


CEVAP:

Ryle’a göre gündelik dildeki ifadeler de bilimlerin, kendi oluşturdukları dillerdeki ifadeler de biçimsel diller içerisinde düzgün tam deyimlerle yeterince temsil edilemez. Dolayısıyla, felsefi sorunlara biçimsel bir dil içerisinde çözüm bulunabileceğini düşünmek, “biçimselleştirmecilerin rüyası”ndan ibarettir.


#25

SORU:

Ryle'a göre “Biliş, duyumlama, ikincil nitelikler ve özler” gibi kavramlar söz konusu olduğunda, felsefeciler hangi özel işleri yaparak uzmanlık/ustalık kazanmaktadırlar?


CEVAP:

Ryle böyle bir özel iş ya da etkinlik olmadığını ve önünde sonunda felsefecilerin kullandıkları kavramların, sürekli boşa dönerek farklı yönleri gösteren bir pusula gibi hiçbir zaman kuzeyi göstermediğini iddia etmektedir.


#26

SORU:

Ryle zihini nasıl değerlendirmektedir?


CEVAP:

Ryle’a göre zihin başlı başına bir nesne değil, insanın davranışlarının ve etkinliklerinin belli bir düzenlenişidir


#27

SORU:

Konuşma edimleri kavramının önde gelen savunucusu olarak bilinen düşünür kimdir?


CEVAP:

Konuşma edimleri kavramının önde gelen savunucusu olarak bilinen düşünür John Langshaw Austin'dir.


#28

SORU:

Ryle’ın da açığa çıkardığı gibi felsefede kategori hataları ve benzeri hatalar yapmak bu kadar kolay ise, bu sorunlardan sakınmak nasıl mümkün olabilir? Austin’in bu konudaki reçetesi nedir?


CEVAP:

Austin’in bu konudaki reçetesi, ne zaman ne söylememiz gerektiğine azami özen göstermemizdir. Austin felsefi söylemde ön plana çıkan sözcükleri inceler ve onların kullanım kuralları üzerinde durur. 


#29

SORU:

Austin'in genel olarak ele aldığı konu nedir?


CEVAP:

Yazının genel olarak konusu sorumluluktur. Austin sorumluluk gibi büyük bir konuyu doğrudan ele almaktansa, bahane ve özürler üzerinde durur.


#30

SORU:

Austin’in en tanınmış ve etkili olmuş eseri hangisidir?


CEVAP:

Austin’in How to Do Things With Words başlıklı kitabı, şüphesiz en tanınmış ve en etkili olmuş eseridir.


#31

SORU:

Austin’in söz-edimi kuramındaki odak noktası nedir?


CEVAP:

Austin’in söz-edimi kuramındaki odak noktası, söyleme yoluyla sergilenen söyleme dışı edimlerdir. Diğer sınıflandırmalar bu edimleri açıklamak üzere ortaya konulmuşlardır.


#32

SORU:

Austin ölümünden sonra yayımlanan Sense and Sensibilia (Duyum ve Duyumlanabilirler) başlıklı kitabında, başta A.J.Ayer’ın The Foundations of Empirical Knowledge kitabında savunduğu biçimiyle, duyu verilerine dayalı algı anlayışını eleştirir. Bu eleştirinin merkezi nedir?


CEVAP:

Eleştirisinin merkezinde yanılsamaya dayalı kanıtlama yer alır. Bu kanıtlama, algısal bir yanılsama yaşadığımız durumlarda algılananın kendisini doğru biçimde algılamadığımıza göre, farkında olduğumuz şeyin zihinsel bir içerik olması gerektiğini öne sürmektedir.


#33

SORU:

Austin’in “Are there A Priori Concepts?” adlı çalışması, genel anlamda idealizmin bir eleştirisini içerir. Austin’in buradaki temel stratejisi nedir?


CEVAP:

Austin’in buradaki stratejisi doğrudan a priori kavramları hedef almaz. Öncelikle “kavram” kavramını ele alır ve bu kavramın kendisine ilişkin sorunlara dikkat çeker.