ELEŞTİRİ TARİHİ Dersi ARA NESİLDE VE SERVET-İ FÜNÛN'DA ELEŞTİRİ soru cevapları:

Toplam 34 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU: Servet-i Fünûn’da eleştiri anlayışını açıklayınız?


CEVAP: Servet-i Fünûn dönemi yazarları Batı edebiyatını ve orada gelişmiş bulunan eleştiri geleneğini ciddî bir şekilde inceleme fırsatı buldular, Batılı anlamda bir edebiyatı n ve eleştirinin ilk başarılı örneklerini ortaya koydular. Böylece ülkemizde bütün nitelikleriyle Batı ölçütlerine uygun bir eleştiri doğmuş oldu. Batıda olduğu gibi eleştiriyi hem bir bilim, hem edebî bir tür olarak kabul ettiler, eleştiri yazılarını edebî bir eser düzeyine getirdiler. Tanzimat’tan günümüze kadar uzanan eleştiri sürecinin en kuvvetli dönemlerinden birisi Servet-i Fünûn dönemi eleştirisidir. Tanzimat devri yazarları klasik ve romantik sanatçıların etkisindeydiler. Serveti Fünûn dönemi sanatçıları ise daha çok realizm, natüralizm, parnassizm, sembolizm akımlarına yöneldiler. Servet-i Fünûn mensupları, Tanzimat sanatçıları aracılığıyla tanıdıkları Klasik ve Romantik yazarlarla yetinmeyip realizm, natüralizm, parnassizm, sembolizm akımlarını incelediler. Yarattıkları edebî eserler ve edebiyat görüşleri, eleştiri anlayışları, bundan dolayı bütün bu akımların izlerini taşır. Onların edebî fikirlerindeki zenginliğin de uygulamalarındaki bazı tutarsızlıkların da sebebi budur. Sembolizm, Baudlaire’in etkisinde natüralizm’e tepki olarak doğmuştu. Sembolist şairler, aşırı bir lirizm ile katı bir realizmi birleştirdiler. Romantikler, eserlerini yazarken kendilerini duygusal bir coşkunluğa bırakıyorlardı. Buna karşılık sembolistler, kelimelerin musikisine ve sembollere yöneldiler. Sembolizm akımının felsefî arka planında Schopenhauer’ın kötümser hayat anlayışı vardır. Sembolist şairler, öznel hayaller içinde melankolik şiirler yazdılar. Hüzünlü manzaralar, esrarlı, rüya dolu hayâller peşinde koştular. Böylece pozitivizmin hayattan uzaklaklaştırmak istediği rüya ve esrar şiire girdi. (Yetkin, 1967: 76). Servet-i Fünûn sanatçıları, Batı’dan gelen bu iki kaşıt akım içinde kararsız kalmışlardır. Bazıları pozitivizmin peşindedir, bazıları sembolizmi benimser. Çok zaman ise hepsi, zaman zaman birini yahut diğerini savunur. Servet-i Fünûn sanatçıları, nesirde daha çok pozitivist, şiirde parnas ve sembolist anlayışın etkisinde kaldılar. Felsefî bir yaklaşım olan pozitivizmin etkisinde doğan realizm akımı, edebiyatta gerçeği ve gerçekçiliği ön plana çıkardı. Realist sanatçılar, herşeyden önce gerçekleri görmek ve göstermek amacına yöneldiler. Natüralizm, realizmin aşırı bir biçimi olarak ortaya çıktı. Sosyal ve biyolojik determinizmin fert üzerindeki etkilerini sergilemeye yöneldi. Zola, romancının gözlem yapmasının yeterli olmadığını, bilim adamları gibi deneyimden de yararlanması gerektiği görüşünü savundu. Servet-i Fünûn sanatçıları gerek yarattıkları eserlerde gerek eleştirel fikirlerinde işte bu dört akımın etkisinde kaldılar. Onların karamsar bir edebiyat yaratmalarının sebeplerini sadece dönemin istibdat yönetimine bağlamak doğru değildir. Örnek aldıkları edebî akımlar da Servet-i Fünûn sanatçılarını karamsar bir hayat felsefesine ve ferdiyetçiliğe yöneltmişti. Servet-i Fünûncuların kuramsal planda benimsedikleri eleştiri anlayışı genel olarak Fransız düşünürü, eleştirmeni ve tarihçisi olan Hippolyte Taine’nin (1828- 1893) eleştiri anlayışına dayanır. Sosyolojik eleştirinin tarihî gelişiminde önemli bir yeri olan Taine, hayatı boyunca bilginin deneye ve gözleme dayandığını savunan bir isimdir. Servet-i Fünûn döneminde Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit ve Ahmet Şuayb, Taine’in görüşlerini Türk okuyucusuna tanıtan kapsamlı yazılar yazmışlardır.

#2

SORU: Servet-i Fünûncuların eleştiriye dair teorik görüşlerini Prof. Dr. Abdullah Uçman kaç madde altında toplamıştır, bunlar nelerdir?


CEVAP: Servet-i Fünûncuların eleştiriye dair teorik görüşlerini Prof. Dr. Abdullah Uçman üç madde altında toplamıştır. Bunlar, özetle şöyle ifade edilebilir: 1. Servet-i Fünûnculara göre eleştiri yeni ve bağımsız bir edebî türdür. Bizde eleştiri türü çok yenidir. Eleştiri terimleri henüz kesinlik kazanmamıştır. Buna bağlı olarak ciddî eleştiri örnekleri ortaya çıkmamıştır. 2. Servet-i Fünûn yazarları eleştirinin değişmez, mutlak kurallara bağlanmasına karşı çıkmışlardır. Servet-i Fünûnculara göre eleştiri hüküm vermek için değil kişisel duygu ve zevkleri ortaya koymak için yapılan bir faaliyettir. Bu bakımdan eleştiri, samimî, kişisel ve öznel (subjektif) olmalıdır. 3. Servet-i Fünûncular Batı edebiyatını tanıyabilmek için Batıda gelişen eleştirinin gelişim çizgisinin mutlaka bilinmesi gerektiği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Çünkü Servet-i Fünûnculara göre her edebî dönem bir öncekinin eleştirisiyle hazırlanır (Uçman, 2003: 60-61). Servet-i Fünûn hikâye ve romanının önde gelen isimlerinden Mehmet Rauf, Batı’da gelişen eleştiri faaliyetini kronolojik olarak ele alan ilk araştırmacıdır.

#3

SORU: Batılı anlamda edebiyat eleştiriciliği ne zaman başlamıştır?


CEVAP: Batılı anlamda edebiyat eleştiriciliği Tanzimat’la birlikte başlamıştır.

#4

SORU: Tanzimat’tan önce edebiyat eleştiriciliği nasıldı?


CEVAP: Tanzimat’tan önce de özellikle divanların önsözlerinde ve şiir mecmualarında yer alan ve edebiyat eleştirisi sayılabilecek nitelikte bazı değerlendirmeler vardır. Fakat bunlar modern anlamda edebiyat eleştiriciliği sayılmazlar. Şinasi, Namık Kemâl, Ziya Paşa ve Recaizade Mahmut Ekrem gibi isimler edebiyatı n ne olduğu, edebî türlerin nitelikleri ve yaşadıkları dönemlerde yayımlanan edebî eserlere dair görüşlerini müstakil olarak veya çeşitli eserlere yazdıkları ön sözlerde ifade etmişlerdir.

#5

SORU: Servet-i Fünûn’da estetik, güzellik ve edebiyat kavramlarını açıklayınız?


CEVAP: Servet-i Fünûncular estetik ve sanat üzerinde oldukça ayrıntılı bir şekilde durmuşlardır. Özellikle Hüseyin Cahit estetik ve sanat konusunda Servet-i Fünûn dergisinde en çok yazı yazan isimlerden birisidir. Hüseyin Cahit, yine aynı yazılarında estetiğin yanı sıra güzellik kavramı üzerinde de durmuştur. Yazar önce güzelliğin tarih boyunca ne anlama geldiği sorusunun cevabını araştırmıştır. Bazıları güzelliği hoş kelimesiyle karşılamışlardır. Hüseyin Cahit güzelliğin hoş kavramıyla ifade edilmesinin doğru olmadığı düşüncesindedir. Servet-i Fünûn sanatçıları, güzelliğe ve estetiğe bakışta olduğu gibi edebiyatta da sanata yönelik faydacı yaklaşımları benimsemezler. Servet-i Fünûncular edebiyatta estetik bir gaye ararlar. Servet-i Fünûncuların Bilge Ercilasun’dan özetle verdiğimiz güzellik anlayışları felsefî ve estetik bakımdan Kantçı bir anlayıştır. Kısaca ifade etmek gerekirse Hüseyin Cahit’in güzelliğe yönelik yaklaşımıyla Kant’ın yaklaşımı birbirine benzemektedir. Servet-i Fünûncuların estetiğe ve güzelliğe bakışta Kant ile fikir birliği içinde olmaları dikkati çekmektedir. Kısaca Servet-i Fünûncular estetiğe, güzelliğe ve edebiyata bakışı Tanzimat’ın birinci dönem sanatçıları olan Namık Kemal-fiinasi-Ziya Paşa mektebinin sanata ve güzelliğe bakışıyla tamamen zıttır. Tanzimat aydınları sanata ve güzelliğe faydacı bir bakış açısından yaklaşırken, Servet-i Fünûn sanatçıları en azından kuramsal düzeyde güzelliğe yönelik faydacı bakışı kabul etmezler. Estetik düzlemde ortaya çı- kan bu fark aynı zamanda Tanzimat edebiyatı ile Servet-i Fünûn edebiyatı arasındaki temel farktır.

#6

SORU: Ara Nesil topluluğu sanatçılarının ortak özellikleri nelerdir, açıklayınız?


CEVAP: Ara Nesil topluluğu sanatçılarının ortak özelliklerini beş maddede toplamak mümkündür. 1. Ara Nesil yazar ve şairleri genellikle 1860’lı yıllardan sonra açılmış olan yeni tarz eğitim kurumlarında yetişmişlerdir. Bu sanatçılar, Tanzimat nesline göre, daha düzenli ve modern bir eğitim sisteminden geçmişlerdir. 2. Ara Nesil sanatçıları yabancı dili bizzat okudukları okullarda öğrenmişlerdir. Buna bağlı olarak Batı edebiyatını, özellikle de Fransız edebiyatını, birinci elden tanıma imkânı elde etmişlerdir. 3. Ara Nesil sanatçıları aynı zamanda roman, hikâye, şiir ve diğer edebî türlerde yazılmış pek çok eseri Fransızca’dan Türkçe’ye çevirmişlerdir. Böylece, onların tercümeleri sayesinde Türk edebiyatına yeni temler girmiştir. 4. Bu devrede gazeteciliğin yerini dergicilik aldığından dolayı, Ara Nesil sanatçıları eserlerini ağırlıklı olarak dergilerde yayımlamışlardır. Bu durum, aynı dergide yazan yazar ve şairlerin müşterek bir edebî anlayış geliştirmelerine zemin hazırlanmıştır. 5. Ara Nesil sanatçıları, anlatım tarzından çok kavrama önem veren ve edebiyata yönelik yararcı bir anlayışla bakan Tanzimat sanatçılarının aksine, ifadeye önem veren, belirli ölçüde söz ve mana uyumunu esas alan bir edebiyat anlayışı benimsemişlerdir.

#7

SORU: Ara Nesil sanatçılarının kimler olduğu konusunda görüşler ileri sürülmüştür, bu isimler kimlerdir?


CEVAP: Söz konusu araştırmacıların değindiği sanatçılar, harf sırasıyla, şu isimlerden oluşmaktadır: Abdülhalim Memduh, A. Nazım, Abdülkerim Hadi, Abdülkerim Sabit, Adanalı Ziya, Ahmet Rasim, Alaybeyzâde Naci, Ali Ferruh, Ali Feyzi, Ali Kemal, Ali Nizamî, Ali Nusret, Ali Ulvi, Andelip Fâik Esat, Beşir Fuad, Fatma Aliye Hanım, Fazlı Necip, Halil Edip, Hasan Asaf, Hayret Efendi, Hüseyin Daniş, ismail Safa, Makbule Leman, Manastırlı Rıfat, Mehmet Celâl, Mehmet Ziver, Menemenlizâde Mehmet Tahir, Muallim Feyzi, Muhyiddin, Mustafa Reşit, Müstecabizade ismet, Nâbizâde Nâzım, Nigar Binti Osman, Recep Vahyî, Selânikli Tevfik, Tepedelenlizâde Kâmil.

#8

SORU: Ara nesil topluluğuna göre tiyatro kavramını açıklayınız?


CEVAP: Batılı anlamda tiyatro, Türk edebiyatına Tanzimat’la birlikte girmiştir. Modern Türk Tiyatrosunun Ara Nesil dönemine gelindiğinde henüz yirmi yıllık bir geçmişi vardır. Tanzimat devrinin önde gelen isimlerinden birisi olan Namık Kemâl tiyatroyu bir eğitim ve eğlence aracı olarak görmüştür. Yazar tiyatrolarını bu işlevleri dikkate alarak kaleme almıştır. Ara Nesil dönemi tiyatro eleştirmenleri de tiyatronun işlevini Namık Kemâl’e benzer bir bakış açısıyla değerlendirmişlerdir. Mahmut Babacan’ın Ara Nesil’de Eleştiri başlıklı eserinden özet olarak vermek gerekirse, Ara Nesil eleştirmenlerine göre, tiyatro toplumun ilerlemesi açısından yararlı bir araçtır. Bireyin ahlâkî ve fikrî olgunluğa erişmesi için de tiyatroya önemli görevler düşmektedir. Tiyatro yaşanması muhtemel olan olayları çeşitli karakterler yardımıyla canlandırır ve yansıtma yoluyla izleyenlerin bu olaylardan ibret dersi almalarını sağlar. Tiyatro aynı zamanda bir eğitim aracıdır. Çünkü tiyatro insanın bilim, sanat ve ahlâk açılarından gelişmesine katkıda bulunur. Bireyin ahlâkının güzelleşmesini sağlar. Dolayısıyla tiyatronun toplumsal bir işlevi de vardır. Tiyatro bireyin ve toplumun eğitilmesini sağlayan bir araçtır. Bütün bunlar Ara Nesil sanatçılarının tiyatroya bakışta, özgün bir anlayıştan ziyade Namık Kemâl’in bakışını devam ettirdiklerini yeni ve orijinal bir tiyatro anlayışı ve tiyatro eleştirisi geliştiremediklerini ortaya koymaktadır.

#9

SORU: Ara Nesil Topluluğuna Göre Şiir ve Şair nasıldır?


CEVAP: Ara Nesil eleştirmenleri şiirin ne olduğu ve şairin nasıl bir kişilik olduğuna dair dikkat çekici görüşler ileri sürmüşlerdir. Menemenlizâde Mehmet Tahir, Nâbizade Nazım ve Mehmet Celâl gibi isimler Ara Nesil’de şiir ve şaire dair görüşlerini açıklayan önemli isimler arasında yer alırlar. Aşağıda Ara Neslin önde gelen isimlerinin şiir ve şair hakkındaki görüşleri kısaca anlatılmıştır. İlk olarak Ara Nesil eleştirmenlerinin şiir hakkındaki görüşlerine ve bu görüşlerin felsefî ve estetik kaynaklarına bakalım: Menenemlizade Mehmet Tahir, Güneş mecmuasında yayımladığı bir yazısında (1301, nr.6253) , şiirin kafiyeli ve vezinli iki söz söylemekten ibaret olmadığını, bir söze şiir diyebilmek için vezinden ve kafiyeden ziyade mananın güzel etkiler bırakacak şekilde düzenlenmesi gereğini vurgulamıştır. Burada Mehmet Tahir Bey’in şiirde vezin ve kafiye konusunda Recaizade ile fikir birliği içinde olduğu görülür. Fakat Mehmet Tahir Bey, mananın güzel etkiler bırakması gerektiği düşüncesini ileri sürerek şiirde muhteva düzeyine önem vermiştir. Bu bakımdan Mehmet Tahir Bey’in şiir görüşü, Tanzimat’ın birinci neslinin şiir görüşüne daha yakın gibi görünmektedir. Zaten kendisi de yazının devamında Namık Kemâl’den övgüyle söz etmektedir. Şiir konusunda Nabizâde Nâzım da Mehmet Tahir ile benzer fikirlere sahiptir. Nabizâde Nazım, şiirin zevk verdiği kadar aynı zamanda faydalı olması gerektiği inancındadır (Şairiyet, Manzara, nr.5,15 Nisan 303, s.45- 46). Bu durumda Nabizade Nazım, edebiyatın zevkli ve yararlı olması gerektiğini ileri süren Aristocu görüşü benimsemiştir. Başka bir ifadeyle Nabizâde Nazım, şiirde hem ifade düzeyine hem de muhteva düzeyine vurgu yapmıştır.

#10

SORU: Ara nesil topluluğuna göre roman ve hikaye kavramlarını açıklayınız?


CEVAP: Edebiyatımızda Ara Nesil döneminin roman ve hikâye açısından tam bir geçiş dönemi olduğu görülür. Bu geçiş romantizmden (hayaliyyun) realizme ve natüralizme (hakikiyyun) bir geçiştir. Hikâye ve romanda Ara Nesil yazarları ile birlikte, Tanzimat devrinin romantik anlayışı sona ermiş, bu anlayışın yerine realist hatta natüralist bir anlayış getirilmiştir. Söz konusu geçişin ortaya çıkardığı problemler Ara Nesil eleştirmenlerinin roman ve hikâyeye dair görüşlerini belirlemiştir. Açıkça belirtmek gerekirse Ara Nesil romancı ve hikâyecileri roman ve hikâyede pozitivist görüşün de etkisiyle büyük ölçüde realizmi ve natüralizmi yani hakikiyyûn mesleğini benimsemişlerdir. Menemenlizâde Mehmet Tahir, Beşir Fuat, Nabizâde Nâzım, Mehmet Münci ve Mehmet Celâl gibi isimler bu dönemde roman ve hikâyeye dair görüşler ileri süren ve roman ve hikâye sahasında tartışmalara katılan başlıca isimlerdir.

#11

SORU: Ara Nesil topluluğu sanatçılarının ortak özellikleri nelerdir, açıklayınız?


CEVAP: Ara Nesil sanatçılarının eser yazdıkları dönem Prof. Dr. Mehmet Kaplan tarafından günlük küçük hassasiyetler devri olarak nitelendirilmiştir. Kaplan’ın bu yerinde tespiti esasında Ara Nesil dönemi şairinin hassasiyetini ve bu dönemin şaire bakışını da özetler niteliktedir. Nitekim Ara Nesil sanatçılarının ve eleştirmenlerinin şair ile ilgili düşünceleri değerlendirilirken genellikle Mehmet Celâl’in Mürüvvet dergisinin 4 Temmuz 1888 tarihli sayısında çıkan “Şair- Şiir” başlıklı makalesindeki görüşleri esas alınmıştır. Mehmet Celâl’in söz konusu yazısı devrin şaire bakışını tipik olarak ortaya koyduğundan dolayı, Mehmet Celâl’in makalesindeki şair ile ilgili kısımlar aşağıya aynen aktarılmıştır: Şair mahzûn, çehresi solmuş, nûr-ı zekâ neşreden gözlerine sirişk-i teessür dolmuş, ara sıra içini çeker, hazîn hazîn dolaşır, ekseriyâ zulmette, fırtınalı gecelerde bir mezarın mermerine dayanmış, elini başına koymuş, gâh bir necme bakar, düşünür, gâh bir yaprak sadâsı duyar, ağlar bir insan. Tabîat tarafından bedbahtlı- ğa mahkûm olarak dünyaya gelmiş, handesi iğbirâr-ı girye içinde, giryesi tebessüm- i mükedderâne arasında meşhûn bir tali’siz; baş dönmesine, helecân-ı kalbe, mütemâdiyen ağlamaya, bazen düşünürken ansızın titremeye müptela olmuş bir mahlûk-ı garîb, gözyaşlarının iri damlalarını bir taş üstüne serperek meçhûl bir hisse tebaiyet ettiğini lisân- ı hâli ile gösteren bir adam gördünüz mü, işte o şairdir.

#12

SORU: Servet-i Fünûn’da şiir anlayışını açıklayınız?


CEVAP: Servet-i Fünûn edebî topluluğunda roman ve hikâye kadar şiir de önemli bir yer tutar. Hatta bu topluluk şiirde kafiye meselesi ile ilgili bir tartışma neticesinde bir araya gelmiştir. Edebiyatımızda abes-muktebes tartışması diye bilinen bu polemik, edebiyat anlayışı açısından geleneksel şiir anlayışını devam ettirenlerle, Avrupaî Türk edebiyatının gelişmesinin savunanlar arasında geçmiştir. Taraşar arasında görüş ayrılıklarının iyice keskinleşmesi üzerine Servet-i Fünûn edebî topluluğu sanatçıları, Recaizâde Ekrem Bey’in teşvik ve desteğiyle Servet-i Fünûn dergisi etrafında bir araya gelmişler ve böylece Servet-i Fünûn edebî topluluğu kurulmuştur.

#13

SORU: Servet-i Fünûn’da Hikaye ve Roman anlayışını açıklayınız?


CEVAP: Servet-i Fünûn edebî topluluğu sanatçıları hikâye ve romanda önemli eserler yazmışlardır. Özellikle Halit Ziya (Uşaklıgil) ve Mehmet Rauf’un bu alanın en tanınmı ş isimleridir. Halit Ziya’nın Mavi ve Siyah ile Aşk-ı Memnû adlı romanları ile Mehmet Rauf’un Eylül başlıklı romanı bu dönemde yayımlanmıştır. Bu iki sanatçı- ya ilâve olarak Servet-i Fünûn topluluğunun bir diğer roman ve hikâyecisi Hüseyin Cahit’tir (Yalçın). Servet-i Fünûn devri hikâye ve romanının bu üç önemli ismi aynı zamanda hikâye ve romanın ne olduğuna ve nasıl olması gerektiğine dair görüşlerini ortaya koyan makaleler yazmışlardır. Hâlit Ziya’nın Hikâye (1307), adlı kitabı ile Mehmet Rauf’un Romanlara Dair (Servet-i Fünûn, 2 Teşrinievvel 1313, nr.344) ve Bizde Roman (Servet-i Fünûn, 9 Eylül 1325, nr.445) ve Hüseyin Cahit’in Romanlara Dair (Servet-i Fünûn, 23 Teşrinievvel 1313, nr.347) başlıklı makalelerinde Servet-i Fünûn sanatçılarının roman ve hikâyeye dair kuramsal görüşlerini bulmak mümkündür. Aşağıda ilk olarak Halit Ziya’nın hikâye ve romana dair görüşleri Bilge Ercilasun’un Servet-i Fünûnda Edebî Tenkit başlıklı eserinden hareketle özetlenmiş, ardından diğer Servet-i Fünûn sanatçılarının hikâye ve romana dair görüşleri hakkında kısa bilgi verilmiştir.

#14

SORU: Servet-i Fünûn edebî topluluğunun şiir anlayışının gelişmesinde Recaizâde Ekrem Bey’in rolü nedir?


CEVAP: Servet-i Fünûn edebî topluluğunun şiir anlayışının gelişmesinde Recaizâde Ekrem Bey’in şiire bakış tarzının önemli bir yeri vardır. Çünkü Servet-i Fünûnda sanatçı arının hemen hepsi Recaizade Ekrem’i üstad olarak kabul etmektedirler. Recaizade’nin 1886’da Takdir-i Elhan başlıklı bir yazısı yayımlanmıştır. Söz konusu yazıda Ekrem Bey, her güzel şey şiirdir. Ormanlarda kuşların hazin hazin ötüşü, derelerde suların latif latif çağlayışı, hatta dağlarda kavalların garip garip aksedişi şiir olduğu gibi, bir sühan-verin, bir musikî- perverin akvâl ve nagamât-ı mevzûesi içinde tabiata muvafık... Ervâha nâfiz ve müessir olanlar da şiirdir (Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, 1982: 37) cümleleriyle şiirin konusunu alabildiğince genişletmiştir. Ekrem Bey, kafiye ve vezin konusunda da oldukça geniş bir düşünceye sahiptir. Nitekim her mevzun ve mukaffa lakırdı şiir olmak lâzım gelmez... Her şiir mevzun ve mukaffa bulunmak iktizâ etmediği gibi ifadeleriyle Recaizâde, şiirde vezin ve kafiye konusunda çarpıcı görüşler ileri sürmüştür. Yine Ekrem Bey şiir resim gibidir cümlesiyle de şiiri müziğin yanı sıra resme yaklaştırmıştır. Kısaca Ekrem Bey’in şiire dair geliştirdiği bu geniş görüşlerin Servet-i Fünûn sanatçılarının şiir anlayışının çerçevesinin belirlenmesinde dikkat çekici katkıları olmuştur.

#15

SORU:

 Türk edebiyatında “Ara Nesil” kavramını kısaca açıklayınız? 


CEVAP:

Tanzimat’tan sonra gelişen Türk edebiyatı tarihi içinde Tanzimat’ın ikinci nesli olan Ekrem-Hamit-Sezai nesli ile 1896’da kurulan Servet-i Fünûn edebî topluluğu arasında yetişmiş bir nesil vardır. Eserlerini ağırlıklı olarak 1880-1895 yılları arasında yayımlayan bu nesli Prof. Dr. Mehmet Kaplan Ara Nesil olarak adlandırmıştır. Ara Nesil’e mensup sanatçıların ortak duyuş tarzı, bu sanatçıların kimler oldukları, eserlerini tam olarak hangi dönemde ve hangi yayın organlarında yayımladıkları ve edebiyat anlayışlarının ortak yönleri konusunda edebiyat tarihçileri tam anlamıyla fikir birliğine varamamışlardır. Bununla beraber ara nesle mensup 25-30 kişilik yazar ve şairler grubunun eser yazdığı 1880-1895 yılları edebiyatımızın gelişimini değiştirecek bazı etkinliklere sahne olur.


#16

SORU:

Ara Nesil edebiyatçılarının edebiyat tarihimiz açısından önemini kısaca açıklayınız


CEVAP:

Ara Nesil sanatçılarının ortaya koydukları edebî eserler ve bu sanatçıların geliştirdikleri eleştiri anlayışı Tanzimat devri Türk edebiyatı ile Servet-i Fünûn edebi topluluğu arasındaki geçiş sürecinin aydınlığa kavuşması açısından önemlidir. Bu bakımdan Ara Nesil sanatçıları edebiyat tarihimizde dikkat çekici bir yer edinmişlerdir.


#17

SORU:

Ara Nesil topluluğu sanatçılarının ortak özelliklerini açıklayınız?


CEVAP:

Ara Nesil topluluğu sanatçılarının ortak özelliklerini beş maddede toplamak mümkündür.

  1. Ara Nesil yazar ve şairleri genellikle 1860’lı yıllardan sonra açılmış olan yeni tarz eğitim kurumlarında yetişmişlerdir. Bu sanatçılar, Tanzimat nesline göre, daha düzenli ve modern bir eğitim sisteminden geçmişlerdir.
  2. Ara Nesil sanatçıları yabancı dili bizzat okudukları okullarda öğrenmişlerdir. Buna bağlı olarak Batı edebiyatını, özellikle de Fransız edebiyatını, birinci elden tanıma imkânı elde etmişlerdir.
  3. Ara Nesil sanatçıları aynı zamanda roman, hikâye, şiir ve diğer edebî türlerde yazılmış pek çok eseri Fransızcadan Türkçeye çevirmişlerdir. Böylece, onların tercümeleri sayesinde Türk edebiyatına yeni temler girmiştir.
  4. Bu devrede gazeteciliğin yerini dergicilik aldığından dolayı, Ara Nesil sanatçıları eserlerini ağırlıklı olarak dergilerde yayımlamışlardır. Bu durum, aynı dergide yazan yazar ve şairlerin müşterek bir edebî anlayış geliştirmelerine zemin hazırlanmıştır.
  5. Ara Nesil sanatçıları, anlatım tarzından çok kavrama önem veren ve edebiyata yönelik yararcı bir anlayışla bakan Tanzimat sanatçılarının aksine, ifadeye önem veren, belirli ölçüde söz ve mana uyumunu esas alan bir edebiyat anlayışı benimsemişlerdir.

#18

SORU:

Ara Nesil topluluğunun edebiyat anlayışını kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Ara Nesle mensup yazar ve şairler edebiyatı kendilerinden önceki nesillerden farklı bir şekilde algılamışlar ve edebiyatı estetik bir nesne olarak kabul etmişlerdir. Onların edebiyatı estetik nesne olarak kabul etme anlayışı daha önceki neslin özellikle de Tanzimat’ın birinci neslinin edebiyat anlayışına zıt bir tutumdur. Çünkü Namık Kemâl, Ziya Paşa ve Şinasi başta olmak üzere Tanzimat sanatçılarının çoğu edebiyatın sosyal fayda yönünü öne çıkarmışlar, kavramı ve kavram hakimiyetini benimsemişler, edebiyatı belirli ideolojik, siyasal ve sosyal meseleleri aktarmak için bir vasıta olarak görmüşlerdi… Ara Nesil sanatçıları ise edebiyatta ifade ile muhtevanın uyumlu bütünlüğü, başka bir deyişle lafz ile mananın uyumu üzerinde durmuştur. Onların bu yaklaşımı Tanzimat’tan beri süre gelen yaklaşımın kırılmasına yönelik ilk ciddî teşebbüstür. Ara Nesil sanatçıları edebiyatla ilgili bazen ortak bazen bireysel görüşlerini dile getirmişlerdir. Ara Nesil sanatçıları edebiyatın sözlük anlamından yola çıkmışlar, edebiyatla ahlâkı ilişkilendirmişlerdir. Ara Nesle göre edebiyat insanın manevi yönünü etkiler ve eğitir. Edebiyat insandaki kötü ahlâki eğilimleri tasfiye eder. İnsanda fikrî, hissî ve vicdanî güzelliklerin ortaya çıkmasını sağlar. Bir milletin kalkınmasında edebiyatın önemli görevleri vardır. Hatta edebiyat bir milletin kalkınmasında felsefe, sosyoloji, fen bilimleri gibi bilimlerden önce gelir. Milleti oluşturan fertler arasında ortak bir duygu ve inancın gelişmesi için edebiyata ve olgun bir dile ihtiyaç vardır. Bu bakımdan ilimde ve fende ilerlemek için edebiyatın da gelişmesi gerekir. Kısaca Ara Nesil sanatçıları edebiyata milletin kalkınmasını sağlayacak bir araç olarak bakmışlar ve böylece edebiyata tam olarak ne olduğu belirli olmayan yeni bir fonksiyon yüklemişlerdir.


#19

SORU:

Ara Nesil topluluğunun eleştiri yaklaşımını kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Ara Nesil temsilcileri eleştiri meseleleri üzerinde teorik olarak durdukları gibi aynı zamanda belirli yazar ve şairlerin eserlerine dair düşünce ve eleştirilerini de yazmışlardır. Hatta Beşir Fuad başta olmak üzere Ali Kemâl, Müstecabizade İsmet, Mehmet Ziver, Menemenlizade Mehmet Tahir, Mehmet Refet gibi ara neslin önde gelen mensuplarının eleştiri sahasında sadece devirleri açısından değil genel Türk edebiyatı tarihi açısından da önemli sayılabilecek eserleri vardır. Ara Nesil eleştirmenleri edebiyat tenkidi ile ilgili yazılarını Hazine-i Fünûn, Mektep, Gülşen, Gayret, Muhit, Tercüman-ı Hakikat, Saadet gibi gazete ve dergilerde yayımlamışlardır.


#20

SORU:

Ara Nesil topluluğunun şiir ve şaire yönelik görüşleri bağlamında öne çıkan isimleri kimlerdir?


CEVAP:

Ara Nesil eleştirmenleri şiirin ne olduğu ve şairin nasıl bir kişilik olduğuna dair dikkat çekici görüşler ileri sürmüşlerdir. Menemenlizâde Mehmet Tahir, Nâbizade Nazım ve Mehmet Celâl gibi isimler Ara Nesil’de şiir ve şaire dair görüşlerini açıklayan önemli isimler arasında yer alırlar.


#21

SORU:

Ara Neslin şairinin özelliklerini kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Ara Neslin şairi artık kahramanlıktan vaz geçmiştir; içine kapanmıştır; devrin siyasal ve sosyal şartlarının zorluğu altında ezilmiştir; pasiftir.


#22

SORU:

Ara Nesil topluluğunun roman ve hikâye anlayışını kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Edebiyatımızda Ara Nesil döneminin roman ve hikâye açısından tam bir geçiş dönemi olduğu görülür. Bu geçiş romantizmden (hayaliyyun) realizme ve natüralizme (hakikiyyun) bir geçiştir. Hikâye ve romanda Ara Nesil yazarları ile birlikte, Tanzimat devrinin romantik anlayışı sona ermiş, bu anlayışın yerine realist hatta natüralist bir anlayış getirilmiştir. Söz konusu geçişin ortaya çıkardığı problemler Ara Nesil eleştirmenlerinin roman ve hikâyeye dair görüşlerini belirlemiştir.


#23

SORU:

Roman ve hikaye alanındaki tartışmalara katılan Ara Nesil topluluğunun önde gelen isimleri kimlerdir?


CEVAP:

Açıkça belirtmek gerekirse Ara Nesil romancı ve hikâyecileri roman ve hikâyede pozitivist görüşün de etkisiyle büyük ölçüde realizmi ve natüralizmi yani hakikiyyûn mesleğini benimsemişlerdir. Menemenlizâde Mehmet Tahir, Beşir Fuat, Nabizâde Nâzım, Mehmet Münci ve Mehmet Celâl gibi isimler bu dönemde roman ve hikâyeye dair görüşler ileri süren ve roman ve hikâye sahasında tartışmalara katılan başlıca isimlerdir.


#24

SORU:

Ara Nesil eleştirmenlerinin tiyatro anlayışını kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Ara Nesil eleştirmenlerine göre, tiyatro toplumun ilerlemesi açısından yararlı bir araçtır. Bireyin ahlâkî ve fikrî olgunluğa erişmesi için de tiyatroya önemli görevler düşmektedir. Tiyatro yaşanması muhtemel olan olayları çeşitli karakterler yardımıyla canlandırır ve yansıtma yoluyla izleyenlerin bu olaylardan ibret dersi almalarını sağlar. Tiyatro aynı zamanda bir eğitim aracıdır. Çünkü tiyatro insanın bilim, sanat ve ahlâk açılarından gelişmesine katkıda bulunur. Bireyin ahlâkının güzelleşmesini sağlar. Dolayısıyla tiyatronun toplumsal bir işlevi de vardır. Tiyatro bireyin ve toplumun eğitilmesini sağlayan bir araçtır. Bütün bunlar Ara Nesil sanatçılarının tiyatroya bakışta, özgün bir anlayıştan ziyade Namık Kemâl’in bakışını devam ettirdiklerini yeni ve orijinal bir tiyatro anlayışı ve tiyatro eleştirisi geliştiremediklerini ortaya koymaktadır.


#25

SORU:

Servet-i Fünûn dergisi ve edebi topluluğunun ortaya çıkışını kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Servet-i Fünûn dergisi 27 Mart 1891’de D. Nikolaidi’nin sahibi olduğu Servet gazetesinin eki olarak çıkmaya başlamış bir yayın organıdır. Ahmet İhsan Bey’in (Tokgöz) çabalarıyla çıkan dergi daha sonra Servet-i Fünûn edebî topluluğunun yayın organı olmuştur. 1896 yılından itibaren Halit Ziya (Uşaklıgil), Mehmet Rauf, Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif, Ali Ekrem gibi şair ve yazarlar Recaizade Mahmut Ekrem’in teşvikiyle Servet-i Fünûn dergisi etrafında toplanmışlardır. 1896-1901 tarihleri arasında topluluğa katılan isimler edebî eserlerin yanı sıra edebiyat, eleştiri, sanat, estetik, şiir, hikâye, roman gibi konulara dair görüşlerini makale biçiminde yazarak Servet-i Fünûn dergisinde yayımlamışlardır.


#26

SORU:

Servet-i Fünûncuların estetik, güzellik ve edebiyat anlayışlarını Tanzimat’ın birinci dönemiyle karşılaştırınız?


CEVAP:

Servet-i Fünûncular estetiğe, güzelliğe ve edebiyata bakışı Tanzimat’ın birinci dönem sanatçıları olan Namık Kemal-Şinasi-Ziya Paşa mektebinin sanata ve güzelliğe bakışıyla tamamen zıttır. Tanzimat aydınları sanata ve güzelliğe faydacı bir bakış açısından yaklaşırken, Servet-i Fünûn sanatçıları en azından kuramsal düzeyde güzelliğe yönelik faydacı bakışı kabul etmezler. Estetik düzlemde ortaya çıkan bu fark aynı zamanda Tanzimat edebiyatı ile Servet-i Fünûn edebiyatı arasındaki temel farktır.


#27

SORU:

Servet-i Fünun topluluğunun eleştiri anlayışını kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Servet-i Fünûn dönemi yazarları Batı edebiyatını ve orada gelişmiş bulunan eleştiri geleneğini ciddî bir şekilde inceleme fırsatı buldular, Batılı anlamda bir edebiyatın ve eleştirinin ilk başarılı örneklerini ortaya koydular. Böylece ülkemizde bütün nitelikleriyle Batı ölçütlerine uygun bir eleştiri doğmuş oldu. Batıda olduğu gibi eleştiriyi hem bir bilim, hem edebî bir tür olarak kabul ettiler, eleştiri yazılarını edebî bir eser düzeyine getirdiler. Tanzimat’tan günümüze kadar uzanan eleştiri sürecinin en kuvvetli dönemlerinden birisi Servet-i Fünûn dönemi eleştirisidir.


#28

SORU:

Parnasçı şiir hakkında kısaca bilgi veriniz?


CEVAP:

Batıda parnasizm, realizm ve natüralizm akımları, pozitivizmin edebiyata yansı- yan üç ayrı görünüşü olmuştur. Parnasçı şiir, romantizme bir tepki olarak doğmuştur. Bu ise ferdi, benliği, kişiye has olan duyguları reddetmek anlamına geliyordu. Böylece parnas şairler, klasisizmin özeli reddeden anlayışına tekrar geri dönmüş oluyorlar, genele yöneliyorlardı.


#29

SORU:

Servet-i Fünûn sanatçılarının pozitivizm ve sembolizme karşı tutumlarını kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Servet-i Fünûn sanatçıları, Batı’dan gelen bu iki kaşıt akım içinde kararsız kalmışlardır. Bazıları pozitivizmin peşindedir, bazıları sembolizmi benimser. Çok zaman ise hepsi, zaman zaman birini yahut diğerini savunur. Servet-i Fünûn sanatçıları, nesirde daha çok pozitivist, şiirde parnas ve sembolist anlayışın etkisinde kaldılar.


#30

SORU:

Abdullah Uçman’a göre Servet-i Fünûncuların eleştiriye dair teorik görüşleri nelerdir?


CEVAP:

Servet-i Fünûncuların eleştiriye dair teorik görüşlerini Prof. Dr. Abdullah Uçman üç madde altında toplamıştır. Bunlar, özetle şöyle ifade edilebilir:

  1. Servet-i Fünûnculara göre eleştiri yeni ve bağımsız bir edebî türdür. Bizde eleştiri türü çok yenidir. Eleştiri terimleri henüz kesinlik kazanmamıştır. Buna bağlı olarak ciddî eleştiri örnekleri ortaya çıkmamıştır.
  2. Servet-i Fünûn yazarları eleştirinin değişmez, mutlak kurallara bağlanmasına karşı çıkmışlardır. Servet-i Fünûnculara göre eleştiri hüküm vermek için değil kişisel duygu ve zevkleri ortaya koymak için yapılan bir faaliyettir. Bu bakımdan eleştiri, samimî, kişisel ve öznel (subjektif) olmalıdır.
  3. Servet-i Fünûncular Batı edebiyatını tanıyabilmek için Batıda gelişen eleştirinin gelişim çizgisinin mutlaka bilinmesi gerektiği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Çünkü Servet-i Fünûnculara göre her edebî dönem bir öncekinin eleştirisiyle hazırlanır.

#31

SORU:

Servet-i Fünûn topluluğunda hikaye ve roman alanında en tanınmış yazarlar kimlerdir, kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Servet-i Fünûn edebî topluluğu sanatçıları hikâye ve romanda önemli eserler yazmışlardır. Özellikle Halit Ziya (Uşaklıgil) ve Mehmet Rauf’un bu alanın en tanınmış isimleridir. Halit Ziya’nın Mavi ve Siyah ile Aşk-ı Memnû adlı romanları ile Mehmet Rauf’un Eylül başlıklı romanı bu dönemde yayımlanmıştır. Bu iki sanatçı-ya ilâve olarak Servet-i Fünûn topluluğunun bir diğer roman ve hikâyecisi Hüseyin Cahit’tir (Yalçın). Servet-i Fünûn devri hikâye ve romanının bu üç önemli ismi aynı zamanda hikâye ve romanın ne olduğuna ve nasıl olması gerektiğine dair görüşlerini ortaya koyan makaleler yazmışlardır.


#32

SORU:

Mehmet Rauf’a göre iyi bir romanın en önemli şartı nedir?


CEVAP:

Mehmet Rauf’a göre iyi bir romanın en önemli şartı fayda fikrinden uzak olmasıdır.


#33

SORU:

Hüseyin Cahit’in roman konusundaki görüşlerini kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Hüseyin Cahit roman konusunda görüşlerini oluştururken büyük ölçüde XIX. Yüzyıl Fransız edebiyat eleştirmeni Taine’nın görüşlerinden yararlanmıştır. Hüseyin Cahit’e göre roman yazarı fikir ve nazarını bir ideale doğru çevirmişse o roman edebîdir; eğer yazar böyle bir gayeye yönelmemişse, romanda edebiyat dışı bir şey olur. Hüseyin Cahit aynı zamanda romanın yapısı üzerinde durmaktadır. Romanın yapısını ise şahıslar, ahvâl ve vakalar ile üslup oluşturur. Bunlar içinde asıl önemli olan unsur üsluptur. Kısaca Hüseyin Cahit’e göre bir eserin iyi bir roman olması için, tipler, vaka ve üslubun yanı sıra, yazarın fikir ve nazarını bir ideale yöneltmesi gerekir.


#34

SORU:

Servet-i Fünûn sanatçılarının şiir anlayışı üzerinde büyük etkisi olan Recaizâde Ekrem Bey’in şiir anlayışını kısaca açıklayınız?


CEVAP:

Servet-i Fünûnda sanatçılarının hemen hepsi Recaizade Ekrem’i üstad olarak kabul etmektedirler. Recaizade’nin 1886’da Takdir-i Elhan başlıklı bir yazısı yayımlanmıştır. Söz konusu yazıda Ekrem Bey, her güzel şey şiirdir. Ormanlarda kuşların hazin hazin ötüşü, derelerde suların latif latif çağlayışı, hatta dağlarda kavalların garip garip aksedişi şiir olduğu gibi, bir sühanverin, bir musikî-perverin akvâl ve nagamât-ı mevzûesi içinde tabiata muvafık... Ervâha nâfiz ve müessir olanlar da şiirdir (Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, 1982: 37) cümleleriyle şiirin konusunu alabildiğince genişletmiştir. Ekrem Bey, kafiye ve vezin konusunda da oldukça geniş bir düşünceye sahiptir. Nitekim her mevzun ve mukaffa lakırdı şiir olmak lâzım gelmez... Her şiir mevzun ve mukaffa bulunmak iktizâ etmediği gibi ifadeleriyle Recaizâde, şiirde vezin ve kafiye konusunda çarpıcı görüşler ileri sürmüştür. Yine Ekrem Bey şiir resim gibidir cümlesiyle de şiiri müziğin yanı sıra resme yaklaştırmıştır. Kısaca Ekrem Bey’in şiire dair geliştirdiği bu geniş görüşlerin Servet-i Fünûn sanatçılarının şiir anlayışının çerçevesinin belirlenmesinde dikkat çekici katkıları olmuştur.