BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR I Dersi Sanat, Edebiyat, Akım soru cevapları:

Toplam 55 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Sanatın nasıl doğduğu, nasıl bir işlevinin olduğu,
yararlı mı zararlı mı olduğu, nasıl olması gerektiği, neyi
anlatması gerektiği soruları kimlerin araştırma konusu
olmuştur?


CEVAP:

Sanatın nasıl doğduğu, nasıl bir işlevinin olduğu,
yararlı mı zararlı mı olduğu, nasıl olması gerektiği, neyi
anlatması gerektiği soruları sanat tarihçileri,
halkbilimciler, antropologlar başta olmak üzere farklı
bilim dallarından pek çok araştırmacının ilgi ve araştırma
konusu olmuştur.


#2

SORU:

Sanatın doğuşunu insanın doğayı kontrol etme
çabasıyla açıklayan kişi kimdir?


CEVAP:

Ernst Fischer sanatın doğuşunu insanın doğayı
kontrol etme çabasıyla açıklar:
“Sanat bir büyü aracıydı, insanın doğaya üstünlük
sağlamasına, toplumsal ilişkilerin gelişmesine yarıyordu.
İnsanlığın başlangıcında sanatın “güzellik”le uzun boylu
bir ilintisi yoktu, estetik kaygısı ise hiç yoktu: insan
topluluğunun yaşama savaşında kullandığı büyülü bir araç,
bir silahtı sanat. İlkel insan imge ve dil gücüyle,
büyücülükle, toplu ritmik hareketlerle doğayı
evcilleştirmeye çalışıyordu. Başlangıçtaki büyü zamanla
dine, bilime, sanata dönüştü”.


#3

SORU:

Sanatın oyundan çıktığını savunan düşünür kimdir?


CEVAP:

Plehanov’a göre sanat, oyundan çıkmıştır. Ama
bu oyun, sanıldığı gibi gerekçesiz ve yararsız bir eğlence
değildir. Toplumsal bir yararı vardır. Nitekim ilkel
topluluklarda oyun gençleri gelecek ödevlere hazırlar.


#4

SORU:

İlkel toplumların korkunç maskeler takmalarının
sebebi nedir?


CEVAP:

Savaşın getirdiği zorunluluklar dolayısıyla, ilkel
toplumlar düşmanı ürkütmek için korkunç maskeler takar,
vücutlarını dehşet saçan resimlerle donatırlar. Bu tür
maskelerin ya da çadırların, kulübelerin kapısına işlenen
korkutucu figürlerin doğadaki bilinmeyen güçleri, kötü
ruhları korkutma ve uzak tutma amacıyla da kullanıldığı
düşünülmektedir.


#5

SORU:

İnsan aklının ilk estetik etkinliklerinden birinin şiir
olduğunu söyleyen düşünür kimdir?


CEVAP:

Caudwell, insan aklının ilk estetik
etkinliklerinden birinin şiir olduğunu söyler. Ona göre şiir,
tarihin, dinin, büyünün, hatta yasaların ortak taşıyıcısıdır.
Caudwell’e göre, uygar bir halkın edebiyatının bugüne
ulaştığı her yerde, bu edebiyatın biçim olarak şiir olduğu,
yani ritmik ve ölçülü olduğu görülmektedir. Bu şiir
modern anlamda arı bir şiir değildir. Günlük konuşmanın
yüceltilmiş bir biçimi olarak tanımlanabilir. Bu yüceltme
onu, sıradan konuşmadan ayıran biçimsel bir yapıyla
kendini gösterir.


#6

SORU:

Caudwell, şiir, müzik, dans gibi sanatların işlevini ve
insanları kolektif eylemlere yöneltmesini hangi nedenlerle
açıklamaktadır?


CEVAP:

Caudwell, şiir, müzik, dans gibi sanatların
işlevini ve insanları kolektif eylemlere yöneltmesini
tamamen ekonomik nedenlerle açıklar:
“Hasat için toprağı hazırlamak gerekir. Bir savaş
yürüyüşüne geçmek gerekir. Uzun, yoksunluk içindeki kış
günlerinde içeriye kapanıp yiyeceği kısmak gerekir. Bütün
bu kolektif zorunluluklar, insandan kendi içgüdüsel
enerjisinin kullanılmasını ister ama ona bunları yapmasını
söyleyecek bir içgüdü yoktur. Karıncalar ve arılar
içgüdüyle depo eder yiyeceklerini, ama insanlar böyle
değildir. Kunduzlar içgüdüyle açar yuvalarını; insan değil.
İnsanın içgüdülerini çalışma çarkına koşmak, onun
coşkularını bir araya toplayıp faydalı ekonomik kanala
yöneltmek gerekir. Bunları yöneten araç da bu yüzden
kökeninde ekonomiktir”.


#7

SORU:

Victor Hugo dünyayı kabaca kaç çağa ayırmaktadır?


CEVAP:

Sanatın çağlar boyunca farklı ihtiyaçlara karşılık
geldiği ve dönüştüğü tezine Victor Hugo’nun Cromwell
önsözünde de rastlanır. Hugo insanlığı bir çocukken
büyüyüp adam olan bir bireye benzetir ve bu
olgunlaşmanın sanat eserlerine yansıdığını söyler.
Dünyayı kabaca üç çağa ayırır: İlkel çağ, Eski Çağ ve
Modern Çağ.


#8

SORU:

Dram türünün oluşumu nasıl mümkün olmuştur?


CEVAP:

nsana iki yaşamı olduğu fikrini veren
Hristiyanlıkla birlikte çağdaş uygarlık kurulmuştur.
İnsanda melankoli ve şeylerin nedenlerini merak etme ve
sorgulama özelliği gelişmiştir. Bütün bunlar dram adında
yeni bir türün doğuşunu müjdeler. Hugo özetle insanın
kendini ve doğayı algılama biçimleri ve sosyal ve siyasal
arka plan değiştikçe insanın ihtiyaç duyduğu ve ürettiği
sanatın niteliğinin de değiştiğini söyler.


#9

SORU:

Sanat nedir?


CEVAP:

Sanat: (Alm. Kunst, Fr, İng. Art): Yaratıcı
biçimlendirme eylemi. (Turani, 1968, s. 76)
Sanat, bir duygu veya düşüncenin maddi bir malzemeden,
sesten veya sözden faydalanmak suretiyle heyecan ve
hayranlık uyandıracak şekilde ifadesidir. (Okay, 1990, akt.
Çetişli, 2006, 17).
Sanat, insanın psikolojik/ruhi hayatının temellerinden
birini oluşturan güzellik duygusunun dışa yansımış somut
hali veya ifadesidir (Çetişli, 2006, s.17).
Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü’nde öncelikle artık
eskimiş olduğu belirtilen bir formülleştirmeyle
“insanoğlunun yarattığı yapıtlarda güzellik ülküsünün
ifadesi” şeklinde bir sanat tanımı yapılır. Oysa güzellik
ülküsünün sanat için bir zorunluluk olmadığı belirtilerek
sanatın bugün Thomas Munro’nun tanımıyla “doyurucu
estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma
becerisi” diye nitelenebileceği belirtilir. Doyurucu bir
estetik yaşantı da mutlaka bir güzellik etkisi oluşturmak
zorunda değildir.


#10

SORU:

Büyük İskender’in imparatorluk kurması nasıl bir işlev
kazanmıştır?


CEVAP:

Büyük İskender’in imparatorluk kurması Yunan
sanatı bakımında çok önemli bir olay olur. Yunan sanatı
böylelikle küçük kentlerin ilgi merkezinden çıkarak
dünyanın neredeyse yarısının figür dili haline gelir. Bu da
sanatın özniteliğini etkiler. Bundan sonraki dönemin
sanatından genellikle Yunan sanatı değil Helenistik sanat
diye söz edilir. Mimaride ve heykelde şatafat, göz
kamaştırıcılık ve parlaklık öne çıkar. Helenistik sanatın
amacı etkilemektir, bunu da başarır. Helenistik dönemde
sanat artık büyü ve dinle olana eski bağını büyük ölçüde
yitirmiştir. Bu çağda varlıklı kimseler sanat yapıtlarını
derlemeye, ünlü yapıtları kopya ettirmeye, elde
edebildiklerinin özgünlerini sağlamaya ve buldukları
özgün yapıtlar için yüksek ücretler ödemeye başlarlar.
Yazarlar sanatçılar hakkında yaşam öyküleri yazmaya,
gezginler için kılavuzlar hazırlamaya başlarlar. Eski Doğu
sanatında ressamlar günlük yaşam ve savaş sahneleri
dışında manzarayla ilgilenmezken, Helenistik dönemle
birlikte ölüdoğa, hayvan ve manzara resimleri yapılmaya
başlanır.


#11

SORU:

Orta Çağda sanatın niteliği nedir?


CEVAP:

Orta Çağ boyunca Batı’da sanat ağırlıkla dinî
niteliklidir ve kilisenin sınırlandırmalarına tâbidir. Eğitim
ve kutsal metinleri yüceltme işlevi ön plandadır.
Rönesans’la birlikte “kendisinden başka bir amacı
olmayan sanat” fikrinin temelleri atılır. Sanatın
Rönesans’a kadarki kısa tarihçesiyle gösterildiği gibi sanat
eski toplumlarda yararlılık ve işlevle iç içe bir kavramdır.
Yalnızca güzellik amacı güdülerek üretilmezler. Bugün
yalnız güzellik ve haz duygusu uyandırdığı için sergilenen
ya da satın alınan eserler de üretim aşamasında bir yarar
fikrine dayanıyordu; bir işlevi yerine getirmek üzere
yaratılmıştı. Ancak Eski Yunan’daki üsluplarda
gördüğümüz gibi güzellik, bazen daha ön planda olmak
üzere sanatın içinde gizlenmeye devam ediyordu.


#12

SORU:

Sanat için sanat ne demektir, ne zaman önem
kazanmıştır?


CEVAP:

“Sanat için sanat” ya da Türkçe’de daha sık
kullanılan şekliyle “sanat sanat içindir” görüşü, Théophile
Gautier tarafından kuramsallaştırılan ve sanatçının (bir
fikre, bir ideolojiye) bağlılığını reddeden ve sanatın tek
amacını güzellikte gören sanat anlayışıdır. Bu görüşün
tohumlarına ilk olarak Rönesans döneminde rastlanmakla
birlikte bir kuram olarak savunulması ve taraftar toplaması
19. yüzyılda gerçekleşir.


#13

SORU:

Sanat için sanat düşüncesini savunan ekol var mıdır?
Kimler destek vermiştir?


CEVAP:

Bir “sanat için sanat” kuramı olsa da doğrudan
bunu yaptığını iddia eden bir ekol ya da organize bir grup
hiçbir zaman olmamıştır. En fazla, Parnas ekolü daha
teorik ve dolayısıyla daha gayrıresmî bir uzantı olarak
görülebilir. Benjamin Constant Günce’sinde (11 Şubat
1804): “Sanat sanat içindir ve amaçsızdır; herhangi bir
amaç sanatın doğasını bozar,” diye yazar. Victor
Cousin’in 1828’de Felsefe Tarihi adlı eserinde yeniden ele
aldığı ve 1835’te Theophile Gautier’in romanı
Mademoiselle de Maupin’in önsözünde geliştirdiği bu
özlü formül, romantikler tarafından savunulan çeşitli
bağlanmış (angaje) sanat anlayışlarına karşıydı.


#14

SORU:

Sanatta özgünlük nasıl bir öneme sahip olmuştur?


CEVAP:

Bir sanat eserini tanımlarken sıkça anılan
niteliklerden biri de özgünlüktür. Ancak bu nitelik de
kökleri Rönesans’a uzanan modern bir kavramdır.
Gombrich, bir sanatçının özgün olmasını gerektiren
modern anlayışın eski toplumların çoğuna tamamen
yabancı olduğunu söyler. Böyle bir özgünlük istemi
karşısında bir Mısırlı, Çinli ya da Bizanslı usta güç
durumda kalacaktır. Batı Avrupalı bir Orta Çağ sanatçısı
bir kilise tasarlamak, bir kâse çizmek ya da kutsal bir
öyküyü betimlemek için yeni yöntemler bulma
gereksinimini kavrayamaz bile. Gombrich’e göre o
çağlarda ve toplumlarda sanatçı, tıpkı bir müzik eserini
icra eden orkestra gibi bir tür yorumcudur, geleneksel
kalıpları uygular, bunun başarısı sanatçının maharetine
bağlıdır. Sanatçının özgün (orijinal) olma fikri
Rönesans’ta yeniden doğar. Orta Çağ’da sanatçılar
eserlerine imza atmazlar bile, halbuki Rönesans’la birlikte
sanatçılar eserlerini imzalıyor, kendi üsluplarını eserlerine
yansıtıyor ve ün kazanıyorlardı.


#15

SORU:

Sanatta özgünlük 19.yüzyılda nasıldır?


CEVAP:

19. yüzyılda sanatta özgünlük, bireysel üslup ve
ayırıcılık gibi özellikler son derece önemli olmaya başladı.
Güzelliğin sanatta esas amaç –hatta tek amaç- olması
düşüncesinin kuramsallaşmasıyla birlikte sanatçının rolü
ön plana çıktı. Eserde eleştiri konusu edilecek ya da eseri
değerli kılacak şey onun sanatsal niteliğiydi ve buna göre
asıl önemli olan bu sanatsal niteliğin, dolayısıyla
güzelliğin yaratımıydı. Sanatçının imzası olan üslubu bu
yaratımın araçlarını bize sunuyordu.


#16

SORU:

Edebiyat nedir?


CEVAP:

Güzel sanatların bir dalı olan edebiyat bazı
sözlüklerde şöyle tanımlanmıştır:
Edebiyat: “olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil
aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi
sanatı, yazın” (TDK sözlüğü)
Edebiyat: Yaratıcı ya da eleştirel nitelikte, bilimsel
yazılardan ayırt edilen, sürekli bir değere, biçim
kusursuzluğuna sahip, güçlü duygusal etki yaratan
düşünce, duygu ve imgelerin söz ya da yazıyla anlatılması
sanatı, yazın. (Resimli Ansiklopedik Büyük Sözlük)
Edebiyat: 1.Düzyazı ve şiirde yazılı kompozisyonlar,
özellikle kalıcı nitelikli ve sanatsal değere sahip olanlar. /
2. Belli bir ülkede ya da belli bir dönemde üretilen yazılar,
örneğin Fransız edebiyatı, Rönesans dönemi edebiyatı vs.
(The Webster’s dictionary)
Edebiyat: Didaktik ya da açıklayıcı değerden çok sanatsal
değere sahip yazılar. (Collier’s dictionary)


#17

SORU:

Akım nedir?


CEVAP:

Akım: Sanatta, siyasette, düşünce hayatında
ortaya çıkan yeni bir görüş, yöntem, hareket, cereyan, tarz.
(TDK sözlüğü)
Akım: Sanatta, düşünce hayatında ve siyasette ortaya
çıkan yeni bir görüş, yöntem, hareket, cereyan veya tarz.
Edebiyatta buna edebî okul, edebî meslek adları da
verilmiştir. (Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve
Terimleri Ansiklopedi Sözlüğü)


#18

SORU:

Edebiyat akımı nedir?


CEVAP:

Edebiyat akımı: Edebiyat sanatı konusunda aynı
görüşte olan sanatçıların oluşturduğu topluluk./ Öncü bir
edebiyatçının ya da edebiyatçılar topluluğunun
geliştirdiği, biçim ve içerik önünden birtakım yenilikler
getiren anlayış, akım, okul. (Resimli ansiklopedik Büyük
Sözlük) Fransızcada “école” (ekol, okul); İngilizcede ise
“movement” (hareket), “school” (okul) terimleriyle
karşılanan kavram, dilimizde “edebiyat akımı”, “edebî
akım”, “edebî hareket”, “edebî meslek”, “edebî
okul/ekol”, terimleriyle karşılanmaktadır.


#19

SORU:

Batı ile kastedilen nedir? Batı edebiyatı nasıl
tanımlanır?


CEVAP:

TDK sözlüğünde “batı”, “güneşin battığı yön” ve
“bulunulan yere göre güneşin battığı yönde olan bölge”
şeklinde tanımlanmıştır. Siyasi olarak ise Avrupa ve
Kuzey Amerika’yı ifade ettiği söylenmiştir. Ancak bu
tanım eksiktir. Batı dediğimizde merkezi Avrupa olan ve
kültür ve medeniyet mirası, gelenek, siyaset, sanat, inanış,
dil ya da coğrafya bakımından Avrupa ile ilişkili bölge ve
ülkeleri kastediyoruz. Sömürgecilik geçmişi ve coğrafî
keşifler nedeniyle başka ülkelerde yerleşik Avrupa kökenli
nüfus bu bölgelere Avrupa kültürünü taşımış ve bu
bölgeler Batı medeniyetinin bir parçası olmuştur.
Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada gibi Commonwealth
ülkeleri, Kuzey Amerika, Güney Afrika Cumhuriyeti,
Rusya gibi ülkeler Batı medeniyetinin birer parçasıdır. Bu
ülkelerin sanatsal üretimleri Batı sanatı, edebiyatları da
Batı edebiyatı içinde değerlendirilir. Bir başka deyişle Batı
edebiyatı, ortak felsefî, kültürel, sanatsal, dinî köklere
sahip Batı medeniyeti içinde Antik Çağ’dan bugüne
verilen edebî eserlerin toplamıdır.


#20

SORU:

Çağdaş Batı Edebiyatında sıkça atıf yapılan yazarlar
hangileridir?


CEVAP:

Çağdaş Batı edebiyatında hâlâ Homeros,
Vergilius, Dante, Shakespeare gibi yazarların eserlerine
sıkça atıf yapılır; eserlerde onların üsluplarından, imge
dünyalarından izler görülür.


#21

SORU:

Gerçek nedir?


CEVAP:

TDK sözlüğünde gerçek, “düşünülen,
tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan”
olarak tanımlanmıştır. Oxford sözlüğüne göre gerçek,
şeylerin göründüğü ya da hayal edildiği gibi değil,
gerçekten oldukları durumdur. Genelde sözlük tanımlarına
bakıldığında nesnel (objektif) bir gerçekliğin var olduğu
kabulüyle tanımlandığı görülür. Oysa gerçek, gerçeğin
doğası ve bilinebilirliği, felsefe tarihinin en eski ve uzun
ömürlü tartışma konularından biridir.


#22

SORU:

Gerçekçilik (realizm) nedir?


CEVAP:

İnanç ve algılardan bağımsız bir gerçeğin olduğu
görüşüne gerçekçilik (realizm) denir. Genel olarak,
herhangi bir cismin/maddenin sınıfı, varlığı ya da temel
özelliklerinin algılar, inançlar, dil veya herhangi bir diğer
insan eserine dayanmadığı söylendiğinde, o nesne
hakkında “gerçekçilik” ten bahsedilebilir.


#23

SORU:

İdealizm nedir?


CEVAP:

Bir de görünür gerçekliğin yanılmalara,
çarpıklıklara ve değişimlere açık olduğunu düşünüp
bunların bir yansıması olduğu hakiki özler, biçimler
olduğuna inananlar vardır: Buna idealizm denir.


#24

SORU:

Tümellerin gerçek özler olduğu düşüncesi kime aittir?


CEVAP:

Aristo, tümellerin gerçek özler olduğu
görüşündedir, ancak varlıkları, onları örnekleyen
niteliklere bağlıdır. Yani kedi olmasaydı kedilik tümeli
olmayacaktı; kedilik tümelinin olması kedinin varlığına
bağlıdır.


#25

SORU:

Tümellerin gerçek olmadığını savunan düşünürler
kimlerdir?


CEVAP:

Kant ve Hegel gibi idealistler, tümellerin gerçek
olmadığını, ancak akılcı varlıkların zihnindeki fikirler
olduğunu ileri sürmektedirler. Tümellere saf aklın temel
kategorileri (veya bu temel kategorilerden türetilmiş
ikincil kavramlar) olarak bakarlar. Tümeller, idealizmde,
özünde yargılamanın yapıldığı rasyonaliteye bağlıdırlar.


#26

SORU:

Ampirisizm ve tümevarımcılığın kurucusu kimdir?


CEVAP:

Aristo, duyusal dünyayı tanımanın imkansızlığını
öne süren Platon’dan ayrılmış ve deneycilik (ampirisizm)
ve tümevarımın kurucusu olmuştur.


#27

SORU:

Realist düşünürlerin dünya anlayışı nasıldır?


CEVAP:

Realist/gerçekçi düşünürlere göre bilinçten
bağımsız bir dünya vardır. Taşları, toprakları, ağaçları var
eden insan bilinci değildir. Çünkü bunlar dünya üstünde
insan var olmadan önce de vardı. Dünya, milyarlarca
yılını, bu doğal varlıklarıyla birlikte insansız yaşamıştır.
Örneğin kuşların, kendi bilincinin ya da insan bilincinin
ürünü olmadığını ve kendisinin dışında bağımsız olarak
var bulunduğunu çocuklar bile bilir. Kendiliğinden
maddecilik anlayışına uygun olarak ilk insanların bu
gerçekçilik anlayışlarına “kendiliğinden gerçekçilik” ya da
“çocuksu gerçekçilik” denir


#28

SORU:

Maddeciliğe göre gerçek nasıldır?


CEVAP:

Gerçekçiliğin (realizmin) bir türü olan
maddeciliğe göre “gerçek daima somuttur.” Gerçek,
bilinçten bağımsız, somut ve nesneldir. Bilinçten bağımsız
olarak tüm var olanlar gerçektirler. Bu anlamda gerçek
deyimi, madde ve nesne deyimleriyle de ilişkilidir. Lenin,
“Madde, bize duyumlarla verilen nesnel gerçekliktir,”
der. Tüm nesneler de gerçektirler. Gerçek deyince
bilincimizin dışında nesnel olarak ortaya çıkmış bulunan
nesne, nitelik, koşul, durum vb. gibi olgu ve olayları anlarız. Hakikat de bu nesnel gerçeğin bilincimizdeki
yansısıdır. Duyumlarımız, algılarımız, tasarımlarımız,
kuramlarımız nesnel gerçeğe uygun oldukları oranda
hakikat olur. Demek ki her hakikat nesneldir. Gerçeğe
uygun düşmeyen öznel kanılarımız, tasarımlarımız,
düşlerimiz, yapıntılarımız ve yanılsamalarımız hakikat
değildir.


#29

SORU:

Güzellik nedir?


CEVAP:

Güzellik: Estetik bir zevk, coşku, hoşlanma
duygusu uyandıran nitelik, hüsün. / Ahlâk ve fikrî
nitelikleriyle hayranlık uyandıran şey. (TDK sözlüğü)
Duyulara güçlü bir haz veren niteliklerin birleşiminin
niteliği, zihinsel ya da ahlâki yetileri cezbeden (Shorter
Oxford English Dictionary)
Duyuların hoşuna giden ya da zihni heyecanlandıran (The
Webster’s dictionary)


#30

SORU:

Eski Yunan’da güzellik kavramı nasıldı?


CEVAP:

Felsefe tarihinde güzellik kavramının Eski
Yunanda güzel ve iyi birbirinden ayrılmıyordu; iyi, tinsel
güzel anlamındaydı. Pitagoras’a göre güzel, uyumlu
olandı; evrende bir uyum vardı ve bu bakımdan güzeldi.
Sokrates, bir ulusun yetkinliğini, törebilimsel bir kavram
olarak güzel iyi kavramıyla dile getirmişti. Bu anlayış,
Platon’da da sürmüştü. Platon’a göre güzel, ideaların
karakteridir ve kendiliğinde güzel ve yüksek olan iyidir;
Tanrı niteliği sayılması da yeni Platonculuk aracılığıyla
buradan gelmektedir. Ne var ki bu anlayış estetik teriminin
kökü olan bir duyum anlayışı değil, metafizik bir
anlayıştır. Platon, göreli güzellik dediği duyumsal
güzelliği küçümsemiş ve onu gerçek güzellik saydığı
saltık güzellikten ayırmıştır.


#31

SORU:

Kant’a göre güzel nedir?


CEVAP:

Metafizik güzel anlayışının en belirgin tanımını
Kant vermiştir. Kant’a göre güzel:
1. Çıkarsız olarak hoşa giden şeydir. Örneğin ahlâki
hazdan farklıdır, herhangi bir fayda düşüncesine
dayanmaz.
2. Herkesin hoşuna giden şeydir yani evrenseldir.
Duyarlık kişiden kişiye değişse de bilgi
yetilerimiz genel kanunlara uymaktadır; bu
kanunların evrenselliği zevk yargısının
evrenselliğini gerektirir.
3. Kendi dışında hiçbir amaç olmadan hoşa giden
şeydir. Zevk yargısının konusu olan güzellik,
öznel ve nesnel bütün amaçlardan uzaktır; bir
şeydeki biçimin, hayal gücü ile düşünme gücü
arasındaki ahenge uymasından doğar.
4. Zorunlu olarak hoşa giden şeydir. Güzellik
yargısı evrensel olduğuna göre zorunludur.


#32

SORU:

Mekanikçi maddecilik güzel’i nasıl tanımlar?


CEVAP:

Mekanikçi maddecilik, güzel’i nesnelerin niteliği
saymaktadır. Hegel felsefesinde güzel, idea’nın sanat
alanında belirişidir. Güzel ideası dışlaşarak gerçekleşir ve
sanatın çeşitli özel biçimlerini meydana getirir. Hegel,
“Sanatın bu özel biçimleri ideaların bir gelişmesidir. Bu
gelişme, dışardan verilmiş bir etkinlikle değil, ideaların
özlerinden gelen bir özgüçle gerçekleşir. Sanatın
sergilediği her şey, kendini özel biçimlerin tümü olarak
ortaya koyan ideadır,” der.


#33

SORU:

Diyalektik ve tarihsel maddeci öğretiye göre güzel
kavramı nedir?


CEVAP:

Diyalektik ve tarihsel maddeci öğretiye göre
güzel kavramı, toplumsal ve tarihsel insan faaliyetinin
ürünüdür. İnsanın nesnel gerçekliğe egemen olmasının
özgürlüğü ve sevinci içinde belirir. Demek ki öznel
yanıyla nesnel yanı birbirleriyle bağımlıdır. İnsanın öznel
amaçlarının nesnel koşulları içinde yaratılır, nesnel
gerçekliğin doğru olarak yeniden yaratılmasıdır. Güzel
kelimesi, dilimizde göz kelimesinden türetilmiştir ve gözel
biçiminde gözle ilgili olan, göze hoş görünen demektir.
Güzel estetiğin ve sanatın konusudur, çirkin’in karşıtıdır.


#34

SORU:

Sanat nasıl doğmuş olabilir?


CEVAP:

Bu soruya verilen farklı cevaplar aslında sanatın tek boyutlu bir işleve sahip olmadığını da gösterir. Sanat çağlar boyunca farklı işlevleri yerine getirdi: Sanatçılar üretirken, insanlar da bu sanat ürünlerini seyrederken, dinlerken, okurken farklı beklentileri vardı. İlkel toplumlarda sanat işle doğrudan doğruya ilişkiliyken modern toplumlarda bu ilişki daha kopuk ya da karmaşık görünmektedir. Sanat işten, oyundan, doğayı kontrol etme arzusundan, insanda olmayan içgüdünün yerini alacak bir toplu/senkronize hareket edebilme aracına duyulan ihtiyaçtan, doğa karşısında insanın çaresizliğini ifade isteğinden, sözlü/yazılı/ görsel tarih yazma ve halk bilgisini sonraki kuşaklara iletme arzusundan, insanın doğal olarak eğilimli olduğu güzellik fenomenini çoğaltmak/yapay olarak üretmek isteğinden doğmuş olabilir.


#35

SORU:

Ernst Fischer sanatın doğuşunu nasıl açıklamıştır?


CEVAP:

Ernst Fischer sanatın doğuşunu insanın doğayı kontrol etme çabasıyla açıklar:

“Sanat bir büyü aracıydı, insanın doğaya üstünlük sağlamasına, toplumsal ilişkilerin gelişmesine yarıyordu. İnsanlığın başlangıcında sanatın “güzellik”le uzun boylu bir ilintisi yoktu, estetik kaygısı ise hiç yoktu: insan topluluğunun yaşama savaşında kullandığı büyülü bir araç, bir silahtı sanat. İlkel insan imge ve dil gücüyle, büyücülükle, toplu ritmik hareketlerle doğayı evcilleştirmeye çalışıyordu. Başlangıçtaki büyü zamanla dine, bilime, sanata dönüştü”


#36

SORU:

Caudwell şiirin sanatın doğuşu üzerindeki etkisini nasıl vurgular?


CEVAP:

Caudwell, insan aklının ilk estetik etkinliklerinden birinin şiir olduğunu söyler. Ona göre şiir, tarihin, dinin, büyünün, hatta yasaların ortak taşıyıcısıdır. Caudwell’e göre, uygar bir halkın edebiyatının bugüne ulaştığı her yerde, bu edebiyatın biçim olarak şiir olduğu, yani ritmik ve ölçülü olduğu görülmektedir. Bu şiir modern anlamda arı bir şiir değildir. Günlük konuşmanın yüceltilmiş bir biçimi olarak tanımlanabilir. Bu yüceltme onu, sıradan konuşmadan ayıran biçimsel bir yapıyla kendini gösterir. Bu biçimsel yapı, ölçü, uyak, ses yinelemesi, eşit uzunluktaki hecelerden meydana gelmiş mısralar, düzenli vurgu ya da hece uzunluğu, yarım uyak gibi özelliklerden oluşur. 

Ona göre müziğin kendisinin ilkel şiirle birlikte doğduğu, hareketler ve sıçramalar, bağırmalar ve anlamsız haykırışlar, sopaların ve taşların birbirine vuruluşuyla ifade edilen bir yerli beden ritminin, dansın, müziğin, şiirin ortak atası olduğu ileri sürülebilir. Ona göre şiir, “ilkel insanların tören giysileri giydirilmiş konuşma dili”, yüceltilmiş dilidir.

Caudwell, iş bölümüne dayalı modern toplumlarda, şiirin, somut yaşamdan uzak bir görüntüsü olduğunu öne sürer. Öyle ki artık şiir, bir boş zaman uğraşısı olarak görülmektedir. Şair tipik bir yalnız bireydir artık, anlatımı liriktir. İş bölümü, sınıflı toplum yapısına götürür, bu toplumda bilinç egemen sınıf kutbunda toplanmıştır ve zamanla aylaklık koşullarını ortaya çıkarır. Böylece şiir giderek işten tamamen ayrılır.


#37

SORU:

Victor Hugo'nun sanatın doğuşuyla ilgili görüşleri nelerdir?


CEVAP:

Sanatın çağlar boyunca farklı ihtiyaçlara karşılık geldiği ve dönüştüğü tezine Victor Hugo’nunCromwell önsözünde de rastlanır. Hugo insanlığı bir çocukken büyüyüp adam olan bir bireye benzetir ve bu olgunlaşmanın sanat eserlerine yansıdığını söyler. Dünyayı kabaca üç çağa ayırır: İlkel çağ, Eski Çağ ve Modern Çağ. Bu çağlarda insan ve dünya ilişkisi değiştikçe, farklı şiirler doğar. İnsanın doğayı çözemediği, kontrol edemediği, özel mülkiyetin ve devletlerin olmadığı ilkel çağdaki şiir ilahi ve lirik şiir iken, özel mülkiyetin, kralların, devletlerin, savaşların olduğu eski çağda destanlar vardır. İnsana iki yaşamı olduğu fikrini veren Hristiyanlıkla birlikte çağdaş uygarlık kurulmuştur. İnsanda melankoli ve şeylerin nedenlerini merak etme ve sorgulama özelliği gelişmiştir. Bütün bunlar dram adında yeni bir türün doğuşunu müjdeler. Hugo özetle insanın kendini ve doğayı algılama biçimleri ve sosyal ve siyasal arka plan değiştikçe insanın ihtiyaç duyduğu ve ürettiği sanatın niteliğinin de değiştiğini söyler.


#38

SORU:

Sanat-zanaat ayrımı nasıl yapılır?


CEVAP:

Geleneksel olarak insan yapısı bir üründe işlev ön plandaysa zanaat, güzellik kaygısı ön plandaysa sanat olarak tanımlanır ancak bu o kadar da kullanışlı ve kesin bir ayrım olamaz. Gombrich Sanatın Öyküsü (Story of Art)’nde güzellik ve işlevin birlikteliğini şu örnekle anlatır:

Bilindiği gibi çok güzel yapılar vardır ve bunlardan bazıları gerçek anlamda birer sanat yapıtıdır. Ne var ki dünyada belirli amaçlarla dikilmemiş tek bir yapı gösteremezsiniz. Bu yapıları tapınma, vakit geçirme yeri veya konut olarak kullanan kimseler onları özellikle işe yararlılık ölçülerine göre değerlendirirler. Bundan başka yapının çizgisini veya oranlarını kendi beğenilerine az-çok uygun bulabilirler ve yapıyı yalnız kullanılma açısından değil binayı bütün haline getiren mimarın çabası açısından da değerlendirebilirler. Çoğunlukla geçişte resim ve heykel sanatına karşı tutumun bundan farkı yoktu. Bu sanatlar salt sanat yapıtları değil belirli görevleri olan nesneler sayılırdı.


#39

SORU:

Gombrich’e göre ilkellerin sanatını Avrupa sanatından ayıran şey nedir?


CEVAP:

Gombrich’e göre ilkellerin sanatını Avrupa sanatından ayıran şey, gerçeğe yakın olmamaları değildir –bilakis gerçeğe oldukça yakın resim ve heykellere rastlanmıştır- bu sanat eserlerinin arkasındaki kafa yapısıdır. Sanata salt güzel ya da estetik haz verici olarak yaklaşmak modern bir yaklaşımdır, halbuki ilkeller için bu eserler çoğunlukla bir etkiyi simgeliyordu: kontrol etmek, özdeşleşmek, gücünü almak, büyü yapmak, simgelemek gibi.


#40

SORU:

Gombrich'e göre sanat-zanaat ayrımı ne zaman yapılmaya başlanır?


CEVAP:

Gombrich, İ.Ö. V. yüzyılın sonlarına doğru sanat ve zanaat ayrımının yapılabilmeye başlandığını yazar. Bu dönemde çeşitli sanat ekolleri, yani çeşitli kentlerin ustalıklarını birbirinden ayıran teknik ve geleneklerle değişik üsluplar üzerinde tartışılmaktadır. Ekoller arasında yapılan karşılaştırma ve yarışma, sanatçıları daha büyük girişimlere yerel Yunan sanatındaki çeşitliliğe katkıda bulunur. Değişik üsluplar birleşerek sonsuz ve rahat bir zarafet üretirler.


#41

SORU:

Helenistik sanat döneminin özellikleri nelerdir?


CEVAP:

Mimaride ve heykelde şatafat, göz kamaştırıcılık ve parlaklık öne çıkar. Helenistik sanatın amacı etkilemektir, bunu da başarır. Helenistik dönemde sanat artık büyü ve dinle olana eski bağını büyük ölçüde yitirmiştir. Bu çağda varlıklı kimseler sanat yapıtlarını derlemeye, ünlü yapıtları kopya ettirmeye, elde edebildiklerinin özgünlerini sağlamaya ve buldukları özgün yapıtlar için yüksek ücretler ödemeye başlarlar. Yazarlar sanatçılar hakkında yaşam öyküleri yazmaya, gezginler için kılavuzlar hazırlamaya başlarlar. Eski Doğu sanatında ressamlar günlük yaşam ve savaş sahneleri dışında manzarayla ilgilenmezken, Helenistik dönemle birlikte ölüdoğa, hayvan ve manzara resimleri yapılmaya başlanır.


#42

SORU:

Hıristiyanlığın kabulünden sonra Doğu sanatı nasıl etkilenir?


CEVAP:

Hıristiyanlığın kabulünden sonra Roma sanatı ve Helenistik sanat Doğu sanatını da etkiler. Mısır’da ölülerin portreleri, Hindistan’da tanrılar tıpkı Roman ve Yunan tanrıları gibi imgeselleştirilerek heykelleri yapılır. Museviler havralarına kutsal öykülerin resimlerini yaparlar. Musevilikte putperestlik korkusuyla resmin yasaklanmasına rağmen, gerçekçi olmayan, insanlara Tanrı’yı, Tanrı’nın gücünü ve eski Ahit öykülerini anımsatıcı olma özelliği taşıyan resimler yapılır. Bu resimler havrayı süslemekten çok kutsal tarihi görsel olarak resmetmek amacıyla yapılmışlardır.


#43

SORU:

“Sanat için sanat” anlayışı nasıl bir anlayıştır?


CEVAP:

“Sanat için sanat” ya da Türkçe’de daha sık kullanılan şekliyle “sanat sanat içindir” görüşü, The´ophile Gautier tarafından kuramsallaştırılan ve sanatçının (bir fikre, bir ideolojiye) bağlılığını reddeden ve sanatın tek amacını güzellikte gören sanat anlayışıdır. Bu görüşün tohumlarına ilk olarak Rönesans döneminde rastlanmakla birlikte bir kuram olarak savunulması ve taraftar toplaması 19. yüzyılda gerçekleşir.


#44

SORU:

Gautier’in romanı Mademoiselle de Maupin’in önsözünde yazdığı temel fikir nedir?


CEVAP:

Gautier’nin metninde temel fikir, sanatın ken- disinden başka bir amacı olmadığıdır. Sanatsal yaratımın tamamen sebepsiz olması gerekir. Gautier, değirmenleri kiliselere, ekmeği, ruhun gıdasına tercih eden insanları örnek vererek sanatta yararlılık aramayı buna benzetir. Yararlılık nedir, diye sorar ve her şeyden önce dünyada olmamızın, yaşıyor olmamızın bir yararı olmadığını savunur.


#45

SORU:

Sanatçının özgün olma fikri nasıl doğmuştur?


CEVAP:

Sanatçının özgün (orijinal) olma fikri Rönesans’ta yeniden doğar. Orta Çağ’da sanatçılar eserlerine imza atmazlar bile, halbuki Rönesans’la birlikte sanatçılar eserlerini imzalıyor, kendi üs- luplarını eserlerine yansıtıyor ve ün kazanıyorlardı. 19. yüzyılda sanatta özgünlük, bireysel üslup ve ayırıcılık gibi özellikler son derece önemli olmaya başladı. Güzelliğin sanatta esas amaç –hatta tek amaç- olması düşüncesinin kuramsallaşmasıyla birlikte sanatçının rolü ön plana çıktı. Eserde eleştiri konusu edilecek ya da eseri değerli kılacak şey onun sanatsal niteliğiydi ve buna göre asıl önemli olan bu sanatsal niteliğin, dolayısıyla güzelliğin yaratımıydı. Sanatçının imzası olan üslubu bu yaratımın araçlarını bize sunuyordu.


#46

SORU:

Edebiyat nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP:

Güzel sanatların bir dalı olan edebiyat bazı sözlüklerde şöyle tanımlanmıştır:

Edebiyat: “olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı, yazın” (TDK sözlüğü)

Edebiyat: Yaratıcı ya da eleştirel nitelikte, bilimsel yazılardan ayırt edilen, sürekli bir değere, biçim kusursuzluğuna sahip, güçlü duygusal etki yaratan düşünce, duygu ve imgelerin söz ya da yazıyla anlatılması sanatı, yazın. (Resimli Ansiklopedik Büyük Sözlük)

Edebiyat: 1. Düzyazı ve şiirde yazılı kompozisyonlar, özellikle kalıcı nitelikli ve sanatsal değere sahip olanlar. / 2. Belli bir ülkede ya da belli bir dönemde üretilen yazılar, örneğin Fransız edebiyatı, Rönesans dönemi edebiyatı vs. (The Webster’s dictionary)

Edebiyat: Didaktik ya da açıklayıcı değerden çok sanatsal değere sahip yazılar. (Collier’s dictionary)


#47

SORU:

Resimli Ansiklopedik Büyük Sözlük'te edebiyat akımı nasıl tanımlanmıştır?


CEVAP:

Edebiyat akımı: Edebiyat sanatı konusunda aynı görüşte olan sanatçıların oluşturduğu topluluk. / Öncü bir edebiyatçının ya da edebiyatçılar topluluğunun geliştirdiği, biçim ve içerik önünden birtakım yenilikler getiren anlayış, akım, okul.


#48

SORU:

Akımlar nasıl başlar?


CEVAP:

Akımlar çoğunlukla o dönemde yaygın ve yerleşik olan akımlara karşı çıkılmasıyla başlar: Romantizmin klasisizme, realizmin romantizme, sem- bolizmin realizme bir tepki olarak gelişmesi gibi. Böylece her yeni akım, üslup, içerik, sanatta amaç ve işlev konusunda yeni önerilerle gelir.


#49

SORU:

Birden çok akımı içine alan genel nitelikli akımlara örnek veriniz.


CEVAP:

Örneğin modernizm akımı, 19. yüzyıl sonlarında doğmuş ve 1960’larda yerini postmodernizme bırakıncaya kadar devam etmiştir. Sürrealizm, kübizm, ekspresyonizm, dadaizm gibi akımlar modernizm akımının birer parçasıdır. Postmodernizm içinde büyülü gerçekçilik, mistisizm, postkoloniyalizm gibi akımlar yer alır.


#50

SORU:

Batı medeniyetinin temeli nereden gelmektedir?


CEVAP:

Bugün genel kabul gören görüşe göre Batı medeniyetinin temeli Eski Yunan ve Latin kültür vesanatıdır. İnanış bakımından –Reformdan sonra ortaya çıkan farklı mezhepler olsa da- Hristiyan- dır. Felsefî köklerini Eski Yunan’dan alır. Eski Yunan ve Latin, Orta Çağ, Hümanizm, Aydınlanma,Modernizm çizgisini takip eder. Bu medeniyet için önemli tarihsel dönüşümler Rönesans, Reform, Aydınlanma, Sanayi devrimi, Bilim devrimi ve liberal demokrasilerin gelişmesidir. Rönesans Antik Çağ’daki köklere dönüşü temsil eder, bu ve takip eden diğer gelişmeler bugünkü Batılı toplumların, siyasal, ekonomik, dinî ve toplumsal yapısını şekillendirmede etkili olmuştur.


#51

SORU:

Gerçek nasıl tanımlanmaktadır?


CEVAP:

TDK sözlüğünde gerçek, “düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan” olarak tanımlanmıştır. Oxford sözlüğüne göre gerçek, şeylerin göründüğü ya da hayal edildiği gibi değil, gerçekten oldukları durumdur. Genelde sözlük tanımlarına bakıldığında nesnel (objektif) bir ger- çekliğin var olduğu kabulüyle tanımlandığı görülür. Oysa gerçek, gerçeğin doğası ve bilinebilirliği, felsefe tarihinin en eski ve uzun ömürlü tartışma konularından biridir.


#52

SORU:

Eleacılara göre gerçek nedir?


CEVAP:

Antikçağ Yunan Eleacılığından başlayarak günümüze kadar sürüp gelen idealist felsefenin gerçek anlayışı, bu felsefenin doruğu olan Hegel’de şu deyimle dile gelir: “Gerçek, ussal (aklî) olandır.”

Eleacılara göre duyularımızla algıladığımız her şey bir yanılsama, bir görüntüden ibaretti. Var olan şeylerin tümü yanılsama, görünüştü. Sadece tek ve evrensel varlık gerçekti, ama varlık var olmuş değildi, çünkü gerçek olan var olmazdı. Ancak akılla bilinebilir, akılla tanınabilirdi.

Ele acılar, şeylerin gerçek açıklamalarının varoluşun evrensel bir birliği anlayışında yattığını ileri sürdüler. Öğretiye göre, duyular bu birliği anlayamaz çünkü bildirileri tutarsızdır; yalnız düşünceyle, duyunun sahte görünüşlerinin ötesine geçebiliriz ve “Her şey Birdir” olan temel gerçeğin varlık bilgisine ulaşabiliriz.


#53

SORU:

Tümellerin gerçek olup olmadığıyla ilgili düşünceler nelerdir?


CEVAP:

Platon, tümellerin gerçek özler olduğu ve niteliklerden bağımsız olarak var olduğu görüşündedir.

Aristo ise tümellerin gerçek özler olduğu görüşündedir, ancak varlıkları, onları örnekleyen niteliklere bağlıdır. Yani kedi olmasaydı kedilik tümeli olma- yacaktı; kedilik tümelinin olması kedinin varlığına bağlıdır.

Kant ve Hegel gibi idealistler, tümellerin gerçek olmadığını, ancak akılcı varlıkların zihnindeki fikirler olduğunu ileri sürmektedirler. Tümellere saf aklın temel kategorileri (veya bu temel kategorilerden türetilmiş ikincil kavramlar) olarak bakarlar. Tümeller, idealizmde, özünde yargılamanın yapıldığı rasyonaliteye bağlıdırlar.


#54

SORU:

Maddeciliğe göre gerçek nedir?


CEVAP:

Gerçekçiliğin (realizmin) bir türü olan maddeciliğe göre “gerçek daima somuttur.” Gerçek, bilinçten bağımsız, somut ve nesneldir. Bilinçten bağımsız olarak tüm var olanlar gerçektirler. Bu anlamda gerçek deyimi, madde ve nesne deyimleriyle de ilişkilidir. Lenin, “Madde, bize duyumlarlaverilen nesnel gerçekliktir,” der. Tüm nesneler de gerçektirler. Gerçek deyince bilincimizin dışında nesnel olarak ortaya çıkmış bulunan nesne, nitelik, koşul, durum vb. gibi olgu ve olayları anlarız. Hakikat de bu nesnel gerçeğin bilincimizdeki yansısıdır. Duyumlarımız, algılarımız, tasarımlarımız, kuramlarımız nesnel gerçeğe uygun oldukları oranda hakikat olur. Demek ki her hakikât nesneldir. Gerçeğe uygun düşmeyen öznel kanılarımız, tasarımlarımız, düşlerimiz, yapıntılarımız ve yanılsamalarımız hakikât değildir.


#55

SORU:

Kant'a göre güzel nedir?


CEVAP:

Metafizik güzel anlayışının en belirgin tanımını Kant vermiştir. Kant’a göre güzel:

  1. Çıkarsız olarak hoşa giden şeydir. Örneğin ahlâki hazdan farklıdır, herhangi bir fayda düşüncesine dayanmaz.

  2. Herkesin hoşuna giden şeydir yani evrenseldir. Duyarlık kişiden kişiye değişse de bilgi yetilerimiz genel kanunlara uymaktadır; bu kanunların evrenselliği zevk yargısının evrenselliğini gerektirir.

  3. Kendi dışında hiçbir amaç olmadan hoşa giden şeydir. Zevk yargısının konusu olan güzellik, öznel ve nesnel bütün amaçlardan uzaktır; bir şeydeki biçimin, hayal gücü ile düşünme gücü arasındaki ahenge uymasından doğar.

  4. Zorunlu olarak hoşa giden şeydir. Güzellik yargısı evrensel olduğuna göre zorunludur.