AFET EKONOMİSİ VE SİGORTACILIĞI Dersi Afet Ekonomisi ve Afetlerin Ekonomi Üzerindeki Doğrudan Etkileri soru cevapları:

Toplam 21 Soru & Cevap
PAYLAŞ:

#1

SORU:

Afet nedir ve bir olayı afet olarak nitelendirebilmek için hangi kriterlere bakılır?


CEVAP:

Afetler, “çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım, felaket ve bela” lardır. Yirmi birinci yüzyılın
afetler çağı olacağı söylenmektedir. O halde afetlerin muhtemel etkileri ivedilikle araştırılmalıdır. Bir
doğa olayının afet sayılabilmesi için ölüm ve yaralanmalara yol açması ve insanların fiziksel ve sosyal varlıklarına zarar vermesi gerekir. Bu bağlamda insanların yaşamadığı bir yerdeki deprem, sel ve benzeri doğa olaylarına afet diyemeyiz. Uluslararası Afet Veri Tabanında (EM-DAT) bir olayın afet olarak tanımlanabilmesi için şu kriterlerden en az birinin gerçekleşmesi gerekir (Guha vd., 2012’den
aktaran Yılmaz, 2013: 5):
• Rapor edilmiş 10 veya daha fazla sayıda can
kaybı
• Rapor edilmiş 100 veya daha fazla sayıda
etkilenen nüfus
• Acil durum deklarasyonunun yapılmış olması
• Uluslararası yardımın istenmiş olması.
Geniş kapsamlı bir afet tanımı yapmak gerekirse şu tanımdan yararlanabiliriz: “İnsanlar için fiziksel, ekonomik, sosyal ve çevresel kayıplar doğuran, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak toplulukları etkileyen, etkilenen topluluğun yerel imkân ve kaynaklarını
kullanarak baş edemeyeceği doğa veya insan kökenli olayların sonuçlarına afet denir” (Kalkınma
Bakanlığı, 2014: 3). Afetlerin kaynağını “tehlike”ler oluşturur. İngilizce “hazard” kelimesinin karşılığı olan “tehlike”, gerçekleşmesi durumunda can ve/veya mal kaybına neden olma ya da çevresel zarar verebilme potansiyeli olan olayları tanımlamak için kullanılır. Bu çerçevede deprem, sel veya tayfun tehlikesinin ekonomik ve sosyal kayıp oluşturması ve mevcut olanaklarla baş edilemeyecek duruma dönüşmesi halinde tehlike afete dönüşmektedir. Dolayısıyla burada “zarar görebilirlik” kavramı da gündeme gelmelidir. Zarar görebilirlik (vulnerability) tehlike sonrasında ortaya çıkabilecek fiziksel, sosyal ve ekonomik zarar, hasar ve kayıpların ölçüsüdür. Her tehlike afete dönüşmeyebilir, toplum afetin etkilerine direnç gösteriyorsa afetin etkileri beklendiği kadar yüksek olmaz. Bu bağlamda AFET = TEHLİKE x ZARAR GÖREBİLİRLİK şeklindeki formülü kullanabiliriz.


#2

SORU:

Afet türleri nelerdir?


CEVAP:

Afet denilince Türkiye’de genellikle ilk akla gelen depremlerdir. Oysa afetler Şekil 4.1’den
de takip edilebileceği üzere çok farklı şekillerde ortaya çıkar ve sınıflandırılır. Bu açıdan CRED
(Centre for Research on the Epidemiology of Disasters) tarafından yapılan sınıflandırmaya göre
doğal afetleri üç ana başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan ilki “biyolojik afetler”dir. Biyolojik
afetler ise üç alt başlık altında incelenir: “Salgın (epidemik) enfeksiyon hastalıkları” (viral, bakteriyel, parazitsel, mantarsal ve ölümcül protein hastalıkları); “zararlı böcek istilaları” ve “hayvan
izdihamları”. İkinci afet ana başlığı “jeofiziksel afetler”dir. Bunlar “depremler”, “volkanik patlamalar” ve “kuru heyelanlar”dır (toprak, kaya vb. materyallerin kütlesel olarak kayması, göçükler).
Üçüncü ana başlığımız ise “iklimsel afetler”dir. İklimsel afetler iki alt başlık altında incelenir.
Bunlardan birincisi “hidrolik afetler”dir. Bunlar kendi arasında “seller” ve “sulu heyelanlar” olarak
ikiye ayrılır. İkinci ana başlık ise “meteorolojik afetler”dir. Bunların arasında “fırtınalar” (tropik
tayfunlar ve bölgesel fırtınalar), “aşırı sıcaklık değişimleri” (sıcak hava, soğuk hava, aşırı kış koşulları), “kuraklık” ve “güçlü yangınlar” gelmektedir. Afetlerin bir kısmı da insan kaynaklıdır. İnsan
kaynaklı afetlere teknolojik afetler denilmektedir. Bu afetler doğanın kendi gücü dolayısıyla değil,
insanın doğaya olan etkileşiminin aşırılaşması sonucunda oluşurlar ve başlıca nedenleri eğitimsizlik,
bilgisizlik, dikkatsizlik ve yeterli önlemlerin alınmamasıdır. Teknolojik afetler, endüstriyel kazalar,
ulaştırma kazaları ve diğer kazalardan (nükleer, biyolojik, kimyasal vb.) oluşmaktadır. İnsan faktörünün etkili olduğu afetler, bazen kendi başına tetiklenebileceği gibi bazen de “depremin neden olduğu baraj yıkılması, nükleer santral hasarları” gibi doğa kökenli bir afet tarafından da tetiklenebilir (Kalkınma Bakanlığı, 2014: 3-7).


#3

SORU:

Afet olaylarının sayısı yıllar boyunca nasıl değişmiştir?


CEVAP:

Yıllara göre afet olaylarının türü ve sayısına bakıldığında sürekli bir artış olduğunu şekil 4.2’ye bakarak söyleyebiliriz. 1980’li yıllarda yılda 200 civarında afet olayı gerçekleşirken bu rakam giderek artmış ve son yıllarda 800’e yaklaşmıştır. Bu sayının artışında hidrolojik ve meteorolojik olayların sayısının giderek yükselmesinin payı bulunmaktadır. Son on yılda (2007-2016) meydana gelen afet sayısı ortalaması 605, son otuz yılda meydana gelen afet sayısı ortalaması 490’dır (Munich Re NatCatSERVICE, 2018). Küresel doğal afetlerin 1970’li yıllara göre % 250 arttığı, 1970’lerde 39 olan afet sayısının 2000’lerde 136’ya tırmandığı, en yüksek maliyetli 25 kasırganın 14’ünün 2001 yılından sonra ortaya çıktığı görülmektedir (IBC, 2014: 4).


#4

SORU:

Afet ekonomisinin tanımı nedir?


CEVAP:

İnsan toplulukları için can ve mal kaybına yol açan olağan dışı olaylar olan afetler tarih çağları
boyunca insanların ilgisini toplamıştır. Ancak günümüzde bu ilginin çok daha büyük boyutlu olduğunu ve kısa sürede yaygınlaşabildiğini görmekteyiz. Bunun en önemli nedeni küreselleşme olgusudur. Özellikle kitle iletişim teknolojilerindeki olağanüstü ilerleme nedeniyle dünyanın herhangi bir bölgesinde meydana gelen bir olay birkaç saat ve hatta bazen birkaç dakika içinde tüm dünyada duyulabilmektedir. Afetlere müdahale etme hızı da son derece yükselmiştir. Burada da ulaşım teknolojilerindeki olağanüstü ilerlemeler etkili olmaktadır. Afetler sonrasında afet yaşanan bölgeye ulaşma ve yardım götürme süresi de yine birkaç saate veya birkaç güne kadar inmiştir. Küreselleşme süreci dünya ekonomilerinin bütünleşmesini sağladığı için afetlerin oluşturduğu ekonomik etkiler sadece afetin yaşandığı ülkeyi değil o ülkenin ekonomik ilişki içinde bulunduğu ülke ve bölgeyi de olumsuz etkilemektedir. Örneğin doğalgaza dayalı bir enerji sistemi kullanan
bir ülke doğalgazı temin ettiği ülkede yaşanan bir doğal afetin etkilerini çok güçlü bir şekilde hissedebilmektedir. Afetin yaşandığı ülkeye yoğun bir ihracat hacmi olan bir ülkenin ekonomisi, afet yaşanan ülkenin ekonomisi sarsılıp millî gelirinin düşmesinden olumsuz yönde etkilenmektedir. Dolayısıyla doğal afetler ülkelerin ekonomilerini oldukça olumsuz yönde etkilemektedir. Ekonomi bilimin bir alt disiplini olan “afet ekonomisi”, bu gerçeklerden yola çıkan ekonomistlerin uğraş alanı olarak giderek belirginleşmektedir. Doğal afetlerin psikoloji, fizik, jeoloji, sosyoloji, meteoroloji gibi sayıları daha artırılabilecek çok sayıda bilim dalıyla ilişkili olduğu da bilinmektedir. Ekonomi biliminin saydığımız bu bilim dallarından her biriyle ilişkili olduğu giderek daha çok anlaşıldığı için doğal afetlerin ekonomi bilimiyle ilişkileri de son derece karmaşık bir alt disiplin ağını içermektedir. Herhangi bir ekonomi alt disiplinin tanımı ekonominin genel tanımından çok farklı olamaz.
Kıt kaynaklar ile sonsuz ihtiyaçlar arasında dengenin nasıl kurulacağını inceleyen ekonomi bilimi,
afetler söz konusu olduğunda da aynı dengenin nasıl kurulacağını inceler. Afet ekonomisi, afetlerin
hem öncesini hem de sonrasını kapsayan ekonomik sorunları inceler. Afetlerin öncesinde yapılan
hazırlıklar kadar afet sırasında ve sonrasındaki tüm faaliyetlerin ekonomik boyutları vardır. Dolayısıyla afet ekonomisi, afetlerin önlenmesi ve afetlere hazırlık aşaması ile afetler sonrasında yaşanan can ve mal kayıplarının etkilerinin giderilmesi aşamasında kıt kaynakların en uygun şekilde nasıl kullanılması gerektiğini inceleyen bilim dalıdır. Afetlerde yaşanan can kayıpları ve/veya yaralanmalar bir ülkenin beşeri sermaye seviyesini olumsuz etkiler. Aynı şekilde doğal afetler nedeniyle bir ülkenin üretken sermaye stoku azalırken mevcut üretken sermayenin de verimlilik düzeyi azalır. Doğal afetler ülkelerin millî gelirini, dolayısıyla tüketimini de olumsuz etkiler. Bu arada belirmek gerekir ki doğal afetler ekonomiyi yok etmez, ancak ekonomik işleyişi bozar (Schramm ve Dries, 1986). Elbette doğal afetlerin ekonomiyi etkileme şekilleri afet türlerine göre de farklılaşmaktadır. Bir tsunaminin ekonomiyi etkileme mekanizması, deprem veya yanardağ
patlamasından farklıdır. Öte yandan afetlerin ekonomiyi etkileme şiddeti de ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye değişmektedir. Gelişmiş, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde afetler farklı ölçüde etkileme kapasitesine sahipken ülkelerin coğrafi şartları ve yeryüzü şekilleri de afetlerin etki mekanizmalarını değiştirebilmektedir.


#5

SORU:

Doğal afetlerin analitik modelleri nedir?


CEVAP:

“Genel Sistem Teorileri” yaklaşımı adı da verilen bu modeller; girdi çıktı analizi, fayda maliyet analizi ve sosyal muhasebe analizi gibi konulara dayalı olan ve Neoklasik Genel Denge ve Büyüme Modeli
çerçevesinde ele alınan modellerdir. Bu modellerde doğal afetler “dışsal faktörler” olarak ele alınarak
doğal afetlerin kısa ve uzun dönem etkileri incelenmektedir. Genel sistem teorilerinin ortak yönü,
kapalı (kompakt) evren modeline dayalı olmaları ve tabiat olaylarını açıklayan bilimsel disiplinlerde aşırı uzmanlaşmaya gitmeleridir. Genel sistem teorisyenleri, aşırı uzmanlaşan disiplinlerin tabiat olaylarını açıklama sürecinde sistemin geneline iyi bakıldığı takdirde belirli ilişkiler ağı içindeki gerçeklerin daha iyi anlaşılabileceğini düşünmektedirler. Bu bağlamda, doğal afetler, insani ve doğal faaliyetlerden oluşan bir bütün olarak görülmelidir. Örneğin küresel ısınmanın olası etkileri değerlendirilirken iklim değişikliklerinin yol açacağı hasarlar ile bu değişikliği önlemenin maliyetleri fiziko-ekonomik modeller çerçevesinde gerçekçi bir şekilde değerlendirilmeli, yani ekonomik anlamda bir “fayda-maliyet” analizi yapılmalıdır. Genel sistem teorileri olayların doğrusal (lineer) bir eksende gerçekleştiğini savunmaktadır. Dolayısıyla sınırları iyi çizildiği takdirde doğal afetlerin önceden tahmin edilebileceğini savunmaktadırlar. Doğal afetlerin tahmin edilebilirliği güçlendikçe afet ekonomisi ile ilgili kararların alınması da kolaylaşacak bu belirlilik afet ekonomisi ile ilgili planlama süreçlerinde de etkinliği de beraberinde getirecektir.


#6

SORU:

Girdi-çıktı analizi, fayda-maliyet analizi ve sosyal muhasebe nedir?


CEVAP:

Girdi-çıktı analizi, bir ekonomide endüstriler arası ilişkileri matematiksel analizler yardımıyla ortaya
koyan modellemelerdir. Fayda-maliyet analizi, kamu yatırımları öncesinde topluma en yüksek faydayı sağlayacak olan projelerin seçiminde kullanılan bir tekniktir. Bir projenin ömrü boyunca sağlayacağı fayda o projenin yapım maliyetinden büyükse o yatırımın gerçekleştirilmesi yoluna gidilir. Sosyal muhasebe ise bir firmanın faaliyetlerinin toplum üzerindeki etkisinin analiz edildiği bir muhasebe yöntemidir.


#7

SORU:

Doğal afetlerin ampirik modelleri nedir?


CEVAP:

Bu görüşü savunanlar doğal afetler gibi fizikoekonomik olayların sürekli değişim, belirsizlik ve
sınırlı akılcılık nedeniyle modellenemeyeceğini, modellenebilmesi için davranışçı iktisat biliminden
yararlanarak ampirik bulgulardan yararlanılması gerektiğini ileri sürmektedirler. Bu düşünceye göre
doğal afetler çerçevesinde değerlendirmeler yapılırken sadece fiyat mekanizması değil bunun dışındaki çok sayıda bilgi üretme ve öğrenme süreci ve en önemlisi de insanoğlunun deneyimsel adaptasyon süreci göz önünde tutulmalıdır.


#8

SORU:

Karmaşık Sistemler Teorisi, Kaos Teorisi ve Katastrofi Teorisi nedir?


CEVAP:

Tabiatta sadece doğrusal çizgiler ve ince ayrıntılarla bezenmiş düzenlilikler olmadığını ileri süren
kimi düşünürler, kaos, bilinmezlik, çatışma ve katastrofinin de değişim süreçlerinde önemli olduğunu ileri sürmektedir. Dünyanın ve evrenin işleyişine oldukça farklı açıklamalar geliştiren bu yöndeki düşünürlerin geliştirdiği fikirler başlıca üç teori altında toplanmaktadır: Karmaşık Sistemler Teorisi, Kaos Teorisi ve Katastrofi Teorisi. Bu teorilerin ortak noktası, sistemlerin başlangıç koşulları ve tarihsel gelişimi bilinmediği müddetçe geleceğin de bilinemeyeceğini kabul etmeleridir. Bu teorilerle uğraşanlar doğrusal olmayan dinamik sistemlerin (hisse senedi piyasasındaki dalgalanmalar ve hava olayları vb. gibi) değişimlerini matematiksel modellerle açıklamaya çabalamaktadır. Özellikle Katastrofi Teorisi’nin kaotik sistemlerdeki ani değişimlerle ilgilendiğini görmekteyiz. Katastrofi teorisine dayalı modeller, yoğun matematiksel bilgi ve bilgisayar programları kullanmak ve geçmişe dönük analizlerden yola çıkmak suretiyle doğal afetlerin ortaya çıkma olasılıklarını, ortaya çıkabilecek hasarları ve riskleri hesaplamaya çalışır. Kaos Teorisi de katastrofilerin meydana
geldiği düzen üzerine kuruludur. Kaos teorine göre basit gözüken olaylar aslında son derece karmaşık ilişkilerin sonucudur ve aslında dinamiklerin çoğu doğrusal (lineer) olmayan unsurlar ile bağlantılıdır. Kaos teorisyenleri bu doğrusal olmayan unsurların olayları nasıl etkilediğini gözlemlemekte ve başlangıç koşulları kesin olarak bilinmedikçe kaotik bir sistemle ilgili tahmin yapmanın olanaksızlığı üzerinde durmaktadır. Kaos teorisine göre karmaşık sistemlerin bir dengede olması ve kendilerini tekrar etmeleri son derece düşük bir ihtimale sahiptir. Kaos teorisi, aşırı uzmanlaşma nedeniyle afetlerin ekonomik etkilerini açıklamada mevcut disiplinlerin yetersiz
kalacağını ve bu nedenle afetlerin ekonomik etkilerine bütüncül ve disiplinler arası yaklaşmak gerektiğini ileri sürmektedir. Kaos teorisyenleri, eğer doğal afetlerle ilgili sistemin başlangıç koşulları ve tüm parametreleri bilinebilseydi doğru tahminler yapılabilirdi, ancak bu mümkün değildir, iç içe geçmiş sistemlerden oluşan karmaşık sistemlerin gelecekteki durumlarını ortaya koymak son derece güçtür. Çünkü karmaşık sistemlerde her parçanın diğeri üzerinde etkisi vardır. ABD’li meteoroji uzmanı Edward Lorenz, hava durumu gibi karmaşık sistemlerde yapılan küçük bir hatanın çok büyük hatalara yol açabileceğini bulmuştur (Kelebek Etkisi). Bu nedenledir ki hava tahminleri ancak kısa vadeli olursa doğru çıkabilmektedir. Kaos teorisyenleri, Genel Sistem teorisyenlerinin bir sistemi diğerlerinden izole ederek sonuç üretmelerini bu açıdan doğru bulmaz. Gerçek hayat doğrusal (lineer) değil, anti-doğrusal (nonlineer) ve dinamik bir sistemdir. Doğrusal olmayan herhangi bir denklemle belirlenen bir fiziksel olayın ve özellikle doğal afetlerin uzun dönemli gelişimini
tahmin edebilmek için evrendeki bütün değişkenlerin (parametrelerin) bilinmesi günümüzde mümkün görülmüyor. Son dönemde giderek yoğunlaşan yapay zeka geliştirme çabalarının ileride belki bunu mümkün kılacağını düşünebilsek de dinamik bir sistemde bunu ne kadar sürdürebileceğimiz de soru işaretleriyle doludur. Sonuç olarak her türlü bilginin değişken ve dolayısıyla eksik olduğunu barındıran kaos teorisinde afetlerin oluşturduğu ekonomik süreçlerin kontrolü hayli zordur ve optimizasyon problemlerinin çözümü de oldukça güçleşmektedir.


#9

SORU:

Disiplinlerarası modeller nedir?


CEVAP:

Bugüne kadar yapılan araştırmaların sonuçları doğal afetlerin disiplinler arası model ve yöntemleri
gerektirdiğini göstermektedir. Fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, meteoroloji, mühendislik vb. gibi disiplinler yanında doğal afetleri ilgilendiren çok sayıda sosyal ve ekonomik faktör bulunmaktadır. Bu çok disiplinli yapıyı ön planda tutan yaklaşımların gerçekçi çözümler üretmeleri daha kolaydır. Bu konuda çalışmalar yapan J. M. Albala Bertrand, doğal afet yıkımlarındaki hasar seviyesinde toplumun fiziksel düzenlemelerinin yanında insanları dirençsiz yapılar içine hapseden sosyal süreçlerin de etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda doğal afetlerin verdiği hasarı artıran “güvensiz yaşama alanları” (dere yataklarına ev yapma vb. gibi), “güvensiz ekonomik aktiviteler” (tarım yapma adına ormanların yok edilmesi vb. ), “çevresel bozulma” (insani faaliyetler nedeniyle
ortaya çıkan toprak erozyonu vb. gibi) “temel geçimliklerin erozyona uğraması” (yavaşça ortaya çıkan kıtlık gibi doğal afetlerin yol açdığı işsizlik ve yoksulluk vb. gibi) gibi sosyal faktörler afetlerle ilgili araştırmalarında mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.


#10

SORU:

Afetlerin doğrudan ekonomik kayıpları nelerdir?


CEVAP:

Afetlerin doğrudan ekonomik kayıpları yedi kategoride incelenebilir (Ural, 1999’dan aktaran,
Güvel, 2001, 65):
• Yapıların yeniden yapılmasının veya onarılmasının maliyeti,
• Yapıların içindeki özel malların zararı,
• Yapıların içindeki ticari mallara gelen zarar,
• Yapıların onarılması için gereken zamanda
eğitim, hizmet ve ticaretin aksaması,
• Gerektiğinde konut ve işyerlerinin taşınma maliyeti,
• Gelir kaybı,
• Kira kaybı.


#11

SORU:

Afetlerin ortaya çıkardığı zarar nelere bağlı artış gösterir?


CEVAP:

Afetlerin ortaya çıkardığı zarar boyutu üç ana faktöre bağlı olarak artış gösterir. Bu faktörler
şunlardır (Erdem, 2016: 331):
• Doğal faktörler: Bölgenin iklimi, bitki örtüsü gibi iklimsel ve coğrafî karakteristik, genel ya da anlık hava koşulları, arazinin yapısı, jeolojik, tektonik ve sismolojik özellikleri (zemin özellikleri, volkanizma, fay hatları açısından sahip olunan özellikler).
• İnsan Faktörü: Bölgedeki endüstri yoğunluğu ve özellikleri, enerji kaynakları açısından durumu, yapısal ve yapısal olmayan faktörler, ilgili yasal mevzuat ve yaptırımlar, eğitim durumu, nüfus yoğunluğu, yaşam tarzları ve alışkanlıklar, demografik ve beşeri faktörler.
• Zamanlama: Ortaya çıkan afetin veya acil durumun zamanı (Gündüz, gece, iş günü, tatil günü, mevsim vb.)


#12

SORU:

Beşeri sermaye nedir?


CEVAP:

Kişilere mal olmuş beceri, bilgi ve kazanılmış diğer tüm yeteneklerin bileşimi olan beşeri sermaye veya kısacası “insan unsuru”, ekonomik büyüme ve kalkınma sürecinde en az fiziksel sermaye kadar veya daha da önemli bir faktördür. Afetler ölüm ve yaralanmalar nedeniyle yetişmiş işgücünü yani beşeri sermayeyi yok etmekte veya azaltmaktadır. Bireylerin kendilerinin finanse ettiği ve eğitim ve sağlık konusundaki kamusal harcamalarla da desteklenen uzun yılların birikimi niteliğindeki beşeri sermaye afetlerden büyük zarar görmektedir. Özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler kıt olan imkânlarıyla yetiştirdikleri, eğitim verdikleri işgüçlerini afetlerde yitirdikleri zaman bu telafisi güç bir zarar olmaktadır. Gelişmiş ülkeler ise güçlü beşeri sermaye altyapısına sahip oldukları için afetlerin etkilerini daha kolay atlatmaktadır.


#13

SORU:

Dünyadaki afetlere baktığımızda ne gibi sayısal verilere ulaşabiliriz?


CEVAP:

2007-2016 yılları arasında dünya üzerinde meydana gelen afetlerde yılda ortalama 68.302 kişi can vermiştir. 2017 yılında ise afetler sonucunda 9503 kişi ölmüş, 90 milyon insan ise olumsuz etkilenmiştir. 2010 yılında Haiti depreminde 225.570 kişi, 2008 yılında Myanmar’da Nargis Kasırgasında 138.400 kişi hayatını kaybetmiştir. CRED (EM-DAT) tarafından yapılan hesaplamalara göre dünyada 2005-2014 yılları arasında meydana gelen afetlerden 1,7 milyar insan etkilenmiş, 0,7 milyon insan ise can vermiştir. Tablo 4.1’de ise 1900- 2016 yılları arasında meydana gelen afet olayları ile ilgili özet bilgiler bulunmaktadır. Buna göre 1900’lerden 2016’ya kadar 13758 afet olayı meydana gelmiş olup yaklaşık 32,5 milyon kişi bu afetler sonucunda hayatını kaybetmiştir. En yüksek frekansla gerçekleşen afetler sırasıyla sel, fırtına, salgın hastalık olmuştur. 1900-2016 yılları arasında Türkiye’de 161 afet yaşanmış, bu afetlerde 92.125 kişi hayatını kaybetmiş, yaklaşık 7,55 milyon kişi bu afetlerden etkilenmiş, toplamda ise yaklaşık 27 milyar ABD Doları ekonomik kayıp meydana gelmiştir. Türkiye’de en sık ortaya çıkan afet türü depremdir, onu sel, heyelan ve fırtına takip etmektedir.


#14

SORU:

Binaların hasar görmesi ve yıkılması ekonomiyi nasıl etkiler?


CEVAP:

Afetlerden sonra dikkat çeken en önemli hasar binaların yıkılmasıdır. Bina yapımı önemli miktarda kaynak gerektiren bir süreçtir. Bu kaynaklar bireylerin yapmış oldukları tasarruflarla veya borçlanma ile finanse edilir. İnşaat sektörü birçok ülke için en önemli sektörler arasında yer alır. Özellikle Türkiye için inşaat sektörü kilit sektördür. Yani ilgili birçok sektörü besler ve beslenir. Ekonomide önemli ağırlığı vardır. Çeşitli zorluklar ile uzun yıllar içinde yapılmış ve kısıtlı fonlarla finanse edilmiş olan binaların deprem, sel, yangın gibi afetlerle yıkılması ve hasara uğraması ekonomi için büyük kayıplar meydana getirir.


#15

SORU:

Üretim birimlerinin hasar görmesi ve yıkılması ekonomiyi nasıl etkiler?


CEVAP:

Bir ülkenin millî gelirini oluşturan aktiviteler ve işgücünün istihdamı o ülkenin özel ve kamu sektörüne ait üretim birimlerinde gerçekleşir. Fabrikalar, işyerleri, atölyeler ve benzeri üretim birimlerinde o ülkenin mal ve hizmet üretimi gerçekleşir. Bu üretim tesislerinde afetler nedeniyle ortaya çıkan yıkım ve hasarlar afetlerin doğrudan etkileri kapsamında yer alır. Afetler sonucunda sadece binalar değil içindeki makine, teçhizat vb. araçlar da kullanılamaz hâle gelir. Tüm bunlar üretim birimlerinin sabit maliyetini oluşturur. Sabit maliyetler üretim düzeyine bağlı olmayan maliyetlerdir. Dolayısıyla afetler en büyük etkiyi sabit maliyet kalemleri üzerinde gösterirler. Bilimsel çalışmalar üretim tesislerinin afet bölgeleri dışına kurulmasını önerse de bu her zaman mümkün olamamaktadır. Eski yıllarda kurulmuş entegre dev tesislerin potansiyel afet bölgeleri dışına çıkarılması yasal yolla bile sağlanmaya çalışılsa bile çok yüksek maliyet gerektirdiği için taşınmaları genellikle sürekli olarak ertelenir ve bazen de iptal edilerek iyileştirme çalışmaları gerçekleştirilir. Üretim birimi dediğimizde akla sadece binalar içinde faaliyet gösteren birimler gelse de aslında kapsam çok daha geniştir. Afetlerin etkili olduğu üretim birimleri; tarlaları, çiftlikleri, okulları, üniversiteleri, hastaneleri, kamu binalarını ve buna benzer tüm diğer üretken fiziksel altyapıyı kapsayabilir.


#16

SORU:

1999 Marmara depremindeki mesken tahribatının ekonomiye etkisi nasıl olmuştur?


CEVAP:

İnsanların en önemli yaşam alanları olan meskenler de afetlerden büyük hasar görürler. Bu zararlar meskenlerin yapımı aşamasında afetlere dayanıklılık standartlarında yapılmamaları durumunda çok daha fazla olur. 1999 Marmara depreminde 93.618 mesken tümüyle tahrip olmuş, 104.693 adet mesken orta şiddette etkilenmiş, 113.382 adet mesken de hafif şiddette etkilenmiştir. Toplamda 311693 adet mesken etkilenmiş olup bu hasarların toplam maliyeti yaklaşık 3 milyar doları bulmuştur.


#17

SORU:

Meskenlerin hasar görmesi ve yıkılması ekonomiyi nasıl etkiler?


CEVAP:

Özellikle gelişmekte olan ülkelerde nüfusun yüksek oranlarda artması, tarım sektörünün küçülmesi ve köyden kente göç ile birlikte sağlıksız kentleşme ortaya çıkmaktadır. Gelir düzeyi düşük olan aileler imarsız bölgelere yerleşmekte, mesken yapılması sakıncalı bölgelere bina yapmakta ve denetimsiz gecekondu bölgeleri oluşmaktadır. Siyasi kaygılar ve oy kaybı korkusuyla bu kitlelerin üzerine baskı kuramayan ve hatta zaman zaman “imar affı” uygulamalarıyla bu sağlıksız yapılara izin veren hükümetler nedeniyle bu yapılaşmalar olağanüstü boyutlara ulaşabilmektedir. Kırsalda mekân sorunu olmadığı için az katlı müstakil meskenlerde yaşayan aileler yüksek toprak rantları nedeniyle kentlerde sağlıksız, dayanıksız ve standart dışı çok katlı küçük mekânlarda yoğun nüfusla yaşamak durumunda kalmaktadır. Tüm bu nedenler sonucunda deprem, kasırga, sel ve yangın gibi doğal afetler özellikle bu bölgelerde büyük can ve mal kaybı meydana getirmektedir. Öte yandan kırsal alanda kalan birey ve aileler ise gelir dağılımında alt basamaklarda yer almaya başlamakta ve yeni mesken ihtiyaçlarını düşük bedellerle yeni ama oldukça kalitesiz binalar yaparak gidermeye çalışmaktadır. Aslında geleneksel mesken yapım tekniklerinin birçoğu afetlere doğal koruma sağlamaktayken sağlıksız beton yapılar ile ve yanlış yer seçimi ile ihtiyaçlarını gidermeye çalışan bu kitleler afetler ile karşılaştığında büyük can ve mal kaybı ile karşılaşmaktadır. Düşük can ve mal kayıplarının harekete geçiremediği hukuksal düzenlemeleri ve hükümet müdahalelerini ancak büyük afetler uyarabilmekte ve bazı düzenlemeler yapılsa da yine de geri kalmış ülkelerdeki yönetim ve kurum kültürü ile yüksek maliyetler nedeniyle bu düzenlemeler etkin olarak uygulanamamakta veya çok uzun süren bir dönemde uygulanabilmektedir. Mesken olarak kullanılacak binaların yapımı öncesi, yapım süreci ve yapım sonrasında gerçekleştirilmesi gereken standartlar tavizsiz bir şekilde takip edilmediği takdirde afetlerin meskenlere vereceği zararlar süreklilik kazanacaktır.


#18

SORU:

Ulaşım, iletişim ve diğer üstyapı – altyapı sistemlerinin hasar görmesi ekonomiyi nasıl etkiler?


CEVAP:

Gelişmiş ülkelerin doğal gelişim süreçlerinin sonunda sağlıklı bir şekilde kurulmasının aksine, gelir düzeyinin düşüklüğü ve kurumsal engeller nedeniyle az gelişmiş ülkelerde ulaşım ve iletişim altyapısı zaten büyük bedeller ödenerek kurulabilmektedir. Raylı sistemler, otoyollar, köprüler, viyadükler, hava alanları ve limanların inşa süreci çok yüksek maliyetli olup kalkınma süreci için olmazsa olmaz ön koşulları oluşturur. Ülke içi ve ülkeler arası iletişim altyapısı da aynı şekilde oldukça önemlidir. Günümüzün en güçlü eğilimlerinin başında gelen küreselleşme sürecinden yararlanabilmek için güçlü bir iletişim altyapısının varlığı kaçınılmazdır. İletişim teknolojilerinin türleri ve toplam iletişim içindeki ağırlıkları her dönemde değişmekte ve ilerlemektedir. Günümüzde telefon, cep telefonu, uydu ve internet altyapıları hem bireysel yaşamda hem de iş yaşamında üst seviyede kullanılmakta ve yaygınlaşmaktadır. Kurulması çok yüksek maliyetleri gerektiren iletişim altyapıları için en büyük tehditlerin başında da doğal afetler gelmektedir. Öte yandan yine bir ülke vatandaşları için vazgeçilmez altyapılar olan su, elektrik, petrol, doğal gaz, atık su sistemleri de doğal afetlerden olumsuz etkilenmektedir. Depremler, yangınlar, kasırgalar ve seller nedeniyle barajlar, enerji nakil hatları, petrol ve doğal gaz taşıyan boru hatları ve atık su sistemleri büyük hasar görerek kullanılamaz hâle gelmektedir. Bunlara ilave olarak doğal afetler asker, polis, itfaiye, hastane, acil medikal hizmetler, çöp ve atık sistemleri, yakıt tedarikçileri gibi sayıları daha da artırılabilecek özel ve kamusal hizmetlerin (ki bu sistemlere kısaca “candamarı sistemleri” adı verilir) tahrip olmasına yol açar ve yaşam koşullarını olumsuz yönde etkiler (Carrido 2000, Ural 1999, Rose vd. 1997’den aktaran Güvel, 2001: 69). Hizmet şebekeleri dediğimiz temiz ve atık su şebekeleri, su arıtma tesisleri, kanalizasyon sistemleri, doğal gaz sistemleri, elektrik şebekesi ve iletişim tesislerinde meydana gelen hasarın ekonomik boyutuna “candamarı ekonomik kaybı (CEK)” adı verilir ve CEK şu formülle hesaplanır: Hasar Oranı x Yenileme Fiyatı (Güvel, 2001: 69).


#19

SORU:

1999 Marmara depremindeki ulaşım, iletişim ve diğer üstyapı – altyapı tahribatının ekonomiye etkisi nasıl olmuştur?


CEVAP:

1999 Marmara depreminde binalarda 5 milyar, endüstriyel kuruluşlarda 2 milyar, demiryollarında 1 milyar, karayolu ve otobanlarda 0,2 milyar, limanlarda 0,2 milyar ABD doları, haberleşmede 75 milyon, enerji sektöründe ise 3 milyon ABD doları hasar ortaya çıktığı tahmin edilmektedir (Erkan, tarihsiz: 17). 1999 Marmara Depreminde 3400 elektrik dağıtım kulesi, 490 km elektrik dağıtım ağı hasar görmüş, gaz ve petrol boru hatları tahrip olmuş, Ankara-İstanbul otoyolunun 60 kilometresi ile Gebze-Arifiye Demiryolu ile Derince limanı da olumsuz etkilenmiştir. Ayrıca telefon santralleri ve şebekeleri, su dağıtım kanalları ve kanalizasyon ağları da etkilenmiştir (Aktürk ve Albeni, 2002: 6). Afetler eğitim ve sağlık altyapısını da olumsuz etkilemektedir. 1999 Marmara depreminde bölgedeki 43 okul yıkılarak kullanılamaz hâle gelmiş, 377 okul ise hasar görmüştür. Bu okulların onarım ve yeniden yapılması için o günün para değeriyle 20 trilyon lira harcanmıştır. Yine bölgedeki hasarların telafisi için Sağlık Bakanlığı ve SSK Genel Müdürlüğü’nce 25 trilyon TL ödenek tahsis edilmiştir (Aktürk ve Albeni, 2002: 9).


#20

SORU:

Üretim, gelir ve servet seviyesindeki düşmeler ekonomiyi nasıl etkiler?


CEVAP:

Bir ülkenin vatandaşları 1 Ocak’tan 31 Aralık’a kadar çalışır, mal ve hizmet üretir. Daha önceki bölümlerden hatırlayacağınız üzere bu mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarından değerine “gayri safi millî hasıla” adını veriyoruz. Gayri safi millî hasıla ortaya çıkarken katkıda bulunan üretim faktörleri de gelir elde ederler. Ücret, kâr, faiz ve rant şeklindeki bu üretim faktörleri gelirlerinin toplamına da “millî gelir” denilmektedir. Doğal afetler bir ülkenin üretim altyapısını olumsuz etkilediği için üretim ve dolayısıyla gelir seviyesinde ve bunun yanında servet miktarında büyük düşmeler meydana getirir. Doğal afetlerin GSYİH üzerinde meydana getirdiği etki kesinlikle negatiftir. Örneğin 1999 Marmara Depreminde yılın ilk çeyreğindeki GSYİH daralması %8’i aşmıştır. Dünya genelinde meydana gelen afetlerde ise ekonomik kayıpların boyutları oldukça yüksek rakamlara ulaşmaktadır. Şekil 4.3’te görüleceği üzere, 1950-1980 yılları arasında meydana gelen afetlerin dünya ekonomisinde meydana getirdiği kayıplar yılda 50 milyar ABD doları civarında iken 2012 yılına gelindiğinde 300 milyar doların üzerine çıkmıştır. Şekilde görüleceği üzere dünyada meydana gelen doğal afetlerin sayısı da hızlı bir şekilde artmaktadır. Özellikle iklimle ilişkili afetlerin sayısı yılda 350- 400’e ulaşmaktadır. Afet sayısı artarken ekonomik kayıp miktarı da artmaktadır. 1987-2016 yılları arasında afetlerin ortalama ekonomik zararı 130 milyar ABD doları iken son on yılda bu ortalama 170 milyar ABD dolarına yükselmiş ve 2017’de 314 milyar ABD dolarını bulmuştur (Munich Re NatCatSERVICE, 2018). Afetler arasında en büyük hasarı hidro-meteorolojik olayların meydana getirdiği görülmektedir. Yapılan çalışmalar doğal afetlerin GSYİH üzerindeki kısa vadeli etkilerinin olumsuz olduğu üzerinde uzlaşırken uzun vadeli etkileri konusunda farklı sonuçlara ulaşılmaktadır. Bazı araştırmalar afetlerin yıkıcı etkilerinin yeni teknolojilerin gelişmesini ve yatırımları tahrik ettiğini, zamanla verimliliğin artması ile ekonomik büyümenin hızlandığını ileri sürmektedir. Elbette bu durum afetlerin türüne ve şiddetine göre farklılık arz edecektir. Yapılan araştırmalar, enflasyon etkilerinden arındırılmış toplam afet maliyetlerinin son otuz yılda % 400 arttığını, 1980’lerde yaklaşık 25 milyar ABD doları civarında iken 2000’lerde 130 milyar dolarlara tırmandığını göstermektedir (IBC, 2014: 6). 


#21

SORU:

Afetlerin, tarım, sanayi ve hizmet sektörüne etkileri nasıldır?


CEVAP:

Doğal afetler üretimi, iş hayatını ve tedarik zincirini olumsuz etkiler ve kesintiye uğratır. Doğal afetlerin zarar verdiği üretim sektörlerinin başında tarım sektörü gelmektedir. Tarım sektörü hem istihdam meydana getirmesi hem de bir ülkenin “gıda güvenliğini” sağlaması açısından yaşamsal bir sektördür. Her türlü doğal afet tarımsal üretimi olumsuz etkiler. Depremler, sel ve heyelanlar, yangınlar, fırtına ve kasırgalar toprakların kullanılamaz hâle gelmesine ve ürünlerin yok olmasına neden olmaktadır. Çiftliklerde yetiştirilen her türlü canlı hayvan telef olmakta ve büyük zararlar meydana gelmektedir. Her türlü tarımsal araç ve (traktörler, ilaçlama ve gübreleme aksamları, hasat işleyen teçhizatlar, sulama sistemleri, seralardaki ısıtma sistemleri vb.), paketleme-işleme tesisleri, depolar, yollar, seralar, çiftlik binaları da doğal afetler nedeniyle kullanılamaz hâle gelebilmektedir. Dolayısıyla afetler sadece canlı bitki ve hayvanlara değil tarımsal üstyapı ve altyapıya da zarar vermektedir. Doğal afetler tarım sektöründe istihdam edilenlerde can kaybı yaratırken yılların birikimi sonucu oluşan teknik bilgi ve uzmanlığı olan çalışanları da yok edebilmektedir. Tarım sektöründeki üretim düşmeleri tarım sektöründen geçinenlerin gelirlerini, tarım sektörünün piyasadaki paylarını da azaltmakta, bir sonraki dönem için maliyetleri yükseltmektedir. Çiftlik sahipleri ve çalışanları, mevsimlik işçiler, yem üreticileri, tarım araçlarının servisi ve tamiratıyla uğraşanlar, topraklarını kiralayanlar, çiftçilere kredi veren bankacılar gibi çok sayıda kişinin geliri azalmaktadır, çok sayıda tarım işçisi işsiz kalmaktadır. Üstelik düşen üretim nedeniyle tarımsal ürün ithalatına gidilmekte ve gıda güvenliği de tehlikeye girmektedir (Court ve Hodges, 2018). Öte yandan tarım sektöründe yeni üretim ancak bir sonraki dönemde yani gecikmeli ortaya çıkabileceği için zararların telafisi kısa dönemde mümkün olamamaktadır. Tarlasını sel basan bir üretici ancak bir sene sonra yeni ürün elde edebilir. Büyük baş hayvanlarını kaybeden bir besici uzun bir süre yeni hayvan edinemeyecektir. Meyvelerini dolu nedeniyle kaybeden bir üretici ancak bir dönem sonra yeni meyve üretimini sağlayabilecektir. Tarım sektörü çok büyük ölçüde tabiat şartlarına bağlıdır. Öte yandan tarım sektöründeki üretim düşüşleri bu sektörle bağlantılı diğer sektörleri de olumsuz etkileyecektir. Özellikle gıda sanayisi kendisine hammadde temin eden tarım sektöründeki üretim azalışlarından olumsuz etkilenir ve başka bölgelerden veya ithalat yoluyla başka ülkelerden hammadde temini yoluna gidebilir. Doğal afetlerin tarım sektörüne yaptığı etkileri belirlemek için yapılmış çok sayıda araştırma vardır. Aktürk ve Albeni (2002) çalışmasına göre Türkiye’de 1999 depremi nedeniyle Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarım sektöründe 3.850 milyar lira, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ise gölet ve sulama kanallarındaki hasarın giderilmesi için 501.5 milyar lira ödenek harcamak durumunda kalmıştır. Orman Bakanlığı binalarında ise 366.3 milyar lira hasar meydana gelmiştir. Marmara Depreminin ardından yılın ilk yarısında tarım sektörü katma değeri % 5,5 oranında azalmış olup yılın ikinci çeyreğindeki azalma % 7,8’i bulmuştu. Doğal afetlerin tarım sektörü üzerindeki etkileri bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde ortaya çıkabilir. Doğal afetlerin sürekli olarak bölgesel boyutta etkilediği ülkeler için kronik sel, kasırga ve kıtlıklarla boğuşan Bangladeş örnek verilebilir (Güvel, 2001: 70). Doğal afetlerin zarar verdiği ikinci bir sektör sanayi sektörüdür. Sanayi sektörü doğal afetlerden olumsuz etkilenir ve sektörün üretimi düşerken bu sektörden geçinenlerin gelirleri de azalır. Sanayi sektörü doğal afetlerden gördüğü zararı fiziksel hasardan, hammadde akışının kesilmesinden, işgücü ve müşteri kaybından ve candamarı sistemlerinin aksamasından görmektedir (Güvel, 2001: 71). Doğal afetler sanayi sektöründe üretimin her aşamasında etkili olurlar. Örneğin fabrikaların kullandığı hammaddelerin elde edildiği sektör afetten olumsuz etkilendiyse veya hammaddelerin taşındığı ulaşım altyapısı hasar gördüyse hammadde temininde zorluklar yaşanır ve üretimde aksamalar ortaya çıkar. Sanayi sektörü önemli ölçüde enerjiye ihtiyaç duyar ve enerji altyapısında afetler nedeniyle oluşan hasarlar sanayi üretiminde duraklama ve aksamalara yol açar. Afetler üretimin yapıldığı binaları, binaların içindeki makine ve teçhizatları da kullanılamaz hale getirdiği için malların üretiminde büyük azalmalar ortaya çıkmaktadır. Bina yapımı, makinelerin ve teçhizatın yenilenmesi veya yeniden temin edilmesi hem finansal açıdan güçtür hem de belirli bir zamana ihtiyaç duyar. O nedenle üretim kayıpları da uzun bir döneme yayılabilir. Aktürk ve Albeni (2002) çalışmasına göre Türkiye’de 1999 Marmara depremi nedeniyle özel ve kamu imalat sektörünün üretim ve ihracat kaybı (katma değer kaybı) 657.9 trilyon liradır. Bu rakam Türkiye imalat sanayi içinde % 5.81’lik bir paya denk gelmektedir.Bunun 102.9 trilyon lirası makine ve teçhizat, 82.2 trilyon lirası binalar ve 25.6 trilyon lirası da altyapı hasarıdır. İmalat sektöründeki 889 işyeri depremden etkilenmiş, bunlardan 364’ü normal üretim kapasitesine 16 günde, 521’i ise 18 haftada ulaşabilmiştir. Marmara Depreminin ardından yılın ilk yarısında sanayi sektörü katma değeri % 3,9 oranında azalmış olup yılın ilk çeyreğindeki azalma % 9,3’ü bulmuştu. Afetlerin etkilediği bir diğer önemli sektör hizmet sektörüdür. Hizmet sektöründe çok geniş bir üretim yelpazesi vardır ve doğal afetler farklı şekillerde etkili olur. Doğal afetler sonrasında perakende ticaret sektörü ve kişisel hizmet sektörleri gibi daha rekabetçi ve/veya büyüme hız yavaş olan; dolayısıyla daha az geliri olan firmaların başarısız olma olasılığı daha yüksektir. Öte yandan afetlerde şube (branch) veya franchise tarzı daha fazla kaynak ve kredi girişine sahip olan ve geniş bir ağın üyesi olan firmalar daha kolay ayakta kalırken bağımsız firmalar daha büyük zarar görür. Öte yandan firma büyüklüğü açısından değerlendirildiğinde büyük ölçekli firmaların afetlere dayanıklılığı küçük ölçekli firmalara göre daha yüksektir. Çünkü a) Büyük firmalar daha fazla kaynağa ve kredi olanağına sahiptir b) Vergi yasaları, hükümet düzenlemeleri, insan kaynakları kullanımı ve sermaye artırımı olanaklarına büyük firmalar daha fazla sahiptir c) Küçük ölçekli firmalar yeterli nakit rezervine sahip olamadığı için afet sigortası ve benzeri önlemleri kolayca satın alamaz d) Büyük ölçekli firmalar plânlı davranmaya ve stratejik önlemler almaya daha yatkındır (Güvel, 2001: 73). 1999 Marmara Depreminin ardından yılın ilk yarısında hizmetler sektörü katma değeri % 5,5 oranında azalmış olup yılın ilk çeyreğindeki azalma % 8,7’yi bulmuştu (Aktürk ve Albeni, 2002: 3). Ülkenin ekonomik yapılanmasına göre hizmet sektörlerinin alt sektörleri afetlerden farklı oranlarda etkilenir. Örneğin turizm sektörü afetlerden oldukça olumsuz etkilenen bir sektördür. Doğal afet sonrasındaki ilk aşamada turizm tesisleri ve ilgili işyerleri yıkılır ve turizm sektöründeki araçgereç parkı zarar görür. İkinci aşamada ise rezervasyonlar iptal edilir ve iş kaybı daha da artarak hiç hasar görmemiş tesisler bile kapanmak zorunda kalabilir. 2004 yılında Endonezya’da meydana gelen tsunami felaketinde yaklaşık 230 bin kişi ölmüştür. Bu bölgede çok önemli olan turizm sektörü bu durumdan oldukça olumsuz etkilenmiş ve yıllarca eski seviyesini yakalayamamıştır. Aktürk ve Albeni (2002) çalışmasında 1999 Marmara depremi nedeniyle turizm sektörünün 173 milyon dolarlık kaybı olduğu belirtilmektedir. 17.600 kişi iptal edilen kongrelere katılamamış, 156.000 turist Türkiye’ye gelmekten vazgeçmiş, 8000 kişi tatilini kesip geri dönmüştür. Afetler ticaret sektörünü de farklı şekillerde etkiler. Örneğin sel baskınları mal stoklarının tutulduğu depoları yok edebilir, malların taşındığı ulaşım altyapısını hasara uğratabilir, mal satışlarının yapıldığı mağaza ve alışveriş merkezlerini kullanılamaz hâle getirebilir. Öte yandan, felaketin yaşandığı bölgede ölümler ve göçler nedeniyle nüfusun azalması ticaret sektöründeki müşteri sayısını da azaltacaktır. Ticaret hacmindeki azalmalar bir sonraki aşamada felaket bölgesi dışında kalsa da sanayi ve imalat sektörünü de olumsuz etkiler, Çünkü felaket bölgesinde talebin düşmesi dolaylı olarak sanayi sektöründe de üretimin düşmesine neden olacaktır.